Yazarlar Dijital uygarlık Miyoplaşma, yüzeye hapsolma ve uygar barbarlık

Dijital uygarlık: Miyoplaşma, yüzeye hapsolma ve uygar barbarlık

Yusuf Kaplan
Yusuf Kaplan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Dünya küreselleşti, bütün sınırlar ortadan kalktı ama insanın ufku daraldı, insan miyoplaştı.

MİYOPLAŞMA SORUNU

The Economist dergisi, son sayısında miyopluk sorununu işlemiş. Tıptaki miyopluktan ziyade bakıştaki miyopluk sorununu mercek altına almış dergi.

Makro ekonomik, politik ve ekonomi-politik sorunlarla uğraşır The Economist, malum olduğu üzere. Ama derginin miyoplaşma sorununu işlemesi sevindirdi beni, büyük ontolojik bir sorun olarak incelememiş olsa bile!

Dünyanın bakışının ve ufkunun nasıl daraldığını tartışıyor konuyla ilgili makalede dergi, yine de.

Modernlik, insanın iç dünyasını imha etmesi, dış dünyaya yönelmesi ve dış dünyayı kontrol ve kolonize etmesiydi.

Postmodernlik ise insanın iç dünyasına kapanması, miyoplaşması.

Postmodernlik, büyük soru’ların ve büyük sorun’ların terkedilmesi, bütün fikri’nin yitirilmesi, insanın mikro gerçeklere, küçük hikâyelere kilitlenmesi demek.

Bakışın ve ufkun kaybolması, insanın ayrıntıya, parça’ya hapsolması.

BÜYÜK VARLIK ZİNCİRİ, NARSİSİZM, SİSTEM VE İNSAN

İlk bakışta bir tevazudan sözedilebilir burada ama burada tevazu ne gezer!

Her şeyiyle narsist bir uygarlıkta tevazunun ne işi, ne yeri, ne de anlamı olabilir! Narsizm, bakışın körleşmesi, öteki›nin karartılması, ben’in kutsanması, bencilliğin tavan yapması, sonuçta acımasızlığın zıvanadan çıkması.

Bütün emperyalistler narsisttir. Bütün mütekebbirler narsisttir. Batı’da, sistem narsisttir! Sistem kutsanır. Sistem, insanın önüne geçmiştir. “Önce sistem, sonra nizam” esastır Batı uygarlığı’nda. Bizde, İslâm medeniyetinde ise “önce insan, sonra nizam” esastır. Sonuç, intizam’dır: Hem felsefî / ontolojik olarak hem sosyolojik ve kültürel olarak varlıklar arasında dengenin ve akış-bakış’ın, gidiş-geliş’in, karşılıklı beslenme’nin inşası hedeflenir.

Batı uygarlığında “önce sistem, sonra insan” ilkesi egemen olduğu için, intizam değil intikam süreci devrededir sürgit: İnsan Tanrı’dan, tabiattan, erkekse kadından, kanadınsa erkekten; beyazsa zenciden, zenci ise beyazdan intikam peşindedir…

Varlığın ontolojik hiyerarşisi korunduğu zaman, intizam, sulh ve sükûnet egemen olur hem insanın dünyasında hem de dünya genelinde. İnsanın kalbi dinginleşir, tabiatın ve diğer varlıkların sesine ses verir, kendine gelir insan.

Varlığın ontolojik hiyerarşisi yıkıldığı zaman intikam, kaos ve çatışma egemen olur hem insanın dünyasında, hem de sınıflar, ırklar, türler, cinsler, dinler, kültürler arasında. İnsan ruhsuzlaşır.

Yaratıcı, insan ve kâinât’tan oluşur büyük varlık zinciri. Yaratan ve yaratılan arasındaki ontolojik denge büyük varlık zincirindeki hiyerarşik ilişki sürerse varlığını sürdürür ve hem insanın iç / manevî dünyasında hem de dış / maddî dünyasında bir denge, bir sulh, bir intizam hüküm sürer.

Büyük varlık zincirindeki ontolojik hiyerarşi bozulduğunda yani insan, tanrılaşmaya veya diğer varlıklara, meselâ tabiata, meselâ diğer medeniyetlere ve kültürlere hâkim olmaya kalkıştığında insanın iç / manevî dünyasında da, dış / maddî dünyasında da büyük bir bunalım sökün eder; insanın hayatı da, insanlığın dünyası da cehenneme döner, orada “survival of the fittest” / güçlü olanın haklı ve hâkim olması barbarlığı hükmünü icra eder; bu, sosyal darwinizm’dir; uygar barbarlık yani. Sadece bir boyutudur bu uygar barbarlığın.

DİJİTAL UYGARLIK: UYGAR BARBARLIK

Dijital uygarlık, bütün sınırların ortadan kalktığı ama insanın sınır’sızlığın sanal dünyasına hapsolduğu, miyoplaşma hastalığına yakalandığı, derinliğin ve dolayısıyla derinliğin anahtarı, kaynağı ve yol haritası hakikatin buharlaştığı, insanın ufkunun, bakışının ve zevklerinin sadece kendi üzerine yoğunlaştığı narsist, narsist olduğu için de barbar bir uygarlıktır.

Miyoplaşma, insanın görünenin ötesinde gizlenen gerçekleri görmesini, ufka ve ötelere bakmasını önleyen, insanı sonu nereye varacağı belli olmayan bir çıkmaz sokağın eşiğine fırlatan bir ufuk daralması, derinlik kaybı ve yüzeye hapsolması, sanal, paralel evrenlerde kaybolması, tuzla buz olması her şeyin.

Dijital uygarlık, insanın görme, duyma ve düşünme meleklerini sanallaştırarak buharlaştıran makinanın, sanal algoritmaların dünyasında anlamsızlığın ve ruhsuzluğun hükümranlığı.

Miyoplaşma, derinlik kaybını getiriyor. Derinlik kaybı da, insanın yüzeye hapsolmasını ve yüzeylerde gerçekleştirdiği ayartıcı yolculuklarda kaybolmasını… Bir nesne’ye dönüşmesini... Tabiri caizse, kurulmuş bir makinaya dönüştürülmesini… Eseri olan araçların esiri hâline getirilmesini…

Dijital uygarlık, insanın duyma, düşünme ve (derinlikli) görme melekelerini iptal edip insanı yüzeye, hıza, hazza ve ayartıya mahkûm ettiği için yeni bir barbarlık biçimi ile karşı karşıya bırakıyor bizi: Uygar barbarlık.

Büyük soruları unutan, bütünlük ve derinlik fikrini yitiren, yüzeye ve yüzeysele, miyoplaştırıcı ve ayartıcı bir bakışa hapsolan bir uygarlık, küçük sorunların pençesinde kıvranmaktan, hakikati buharlaştırmaktan, insanı ruhsuzlaştırmaktan ve acımasızlaştırmaktan kurtulamayacaktı kaçınılmaz olarak.

Buradan çıkış yolu ne, peki? Yazıda ipuçları var bunun ama bunların açılması, derinlemesine tartışılması başka bir yazının konusu elbette.

Vesselâm.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.