|
Türkiye’nin Kemalizm’le imtihanı

Önceki yazımda, İslâmî kesimlerin provokasyonlar konusunda dikkatli ve duyarlı olmaları gerektiğini vurgulayarak basiretli olunması çağrısı yapmıştım.


Bu yazıda ise, bu kez, Kemalist / laik kesimlere, akl-ı selim, basiret, sağduyu çağrısı yapacağım.

Kemalizm eleştirilerimi, hakaret etmeden, açıkça, dürüstçe yazacağım; umarım, Kemalist kesimler (örneğin Odatv’nin, her Kemalizm yazımdan sonra yaptığı gibi!) “vurun abalıya!” ilkelliğiyle değil, hoşlarına gitmeyen teorik gözlemlerimi benimsemeseler de söylediklerim üzerinde düşünmeye çalışarak sağduyuyla tepki verirler.

ABSÜRTLÜKLER ÜLKESİ!

Marx, “ben Marksist değilim” demişti, putlaştırılacağını anladığı için.

Mustafa Kemal’in de, “Atatürk” adını alınca, “ben Kemalist değilim” dediği rivayet edilir ama bunu gerçekten söylemiş midir, bilmiyorum. Eğer söylemişse, Kemalistler tarafından pek dikkate alınmadığı anlaşılıyor.

Son yıllarda, Kemalizm, özellikle de Atatürk kullanılarak ülkedeki gerilim hatları patlatılmaya çalışılıyor. Kendilerini laik olarak gören bazı partiler, hiç de sivil olmayan bazı sivil toplum örgütleri, ülkenin bütünlüğünü, birliğini ve dirliğini tehlikeye sokacak bu tür gerilim stratejilerini tepe tepe kullanarak kitleleri sokağa dökmekten çekinmiyorlar!

Dürüst olalım: Bu ülkede, din de, Atatürk de, bazı odaklar tarafından ülkenin fay hatlarını patlatmakta ürpertici şekillerde kullanılabiliyor.

Gerçek dindarların da, gerçek Kemalistlerin de buna itiraz etmeleri beklenir; ama nâfile. Nâfile; çünkü burası Türkiye: Sürreel, absürt gerçeklerin, gerçeklerden daha gerçek olarak görüldüğü, semboller üzerinden kavga edilen bir ülke burası!

PRANGALAR KIRILMADIĞI SÜRECE...

Bu absürtlüklerin nedeni ne, peki?

Kemalizm, ilerlemeci ve pozitivist bir ideolojidir. Ama TDK (Türk Dil Kurumu) Sözlüğü, bir zamanlar “Kemalizm, Türklerin dinidir” diye tanımlamıştı Kemalizm’i!

Toplumu, Batılılılaştırmanın (doğrusu, İslâmî kimliğinden, duyarlıklarından ve iddialarından uzaklaştırmanın) aracı olarak kullanılmamış mıdır Kemalizm ve Kemalizm üzerinden laiklik?

“Fikri hür, vicdanı hür kuşaklar” yetiştirmeyi amaçladığı ifade edilen bir ideolojidir Kemalizm. Ama uygulamaları öyle midir?

Hele de gelinen noktada kendilerini Kemalist, dolayısıyla laik olarak adlandıranlar, gerçekten fikri hür kişiler midir yoksa başkasına saygı duymayan, Kemalizm’i ve dolayısıyla laikliği topluma dayatmaktan, bunu da zor kullanarak yapmaktan, sözgelişi her fırsatta “ordu göreve!” pankartları taşımaktan, sosyal medyada Atatürk’ü kutsayan, “Atatürk’ün ilah olduğunu” söylemekten, sözkonusu İslâm olduğunda, her tür hakareti yapmaktan, toplumun kahir ekseriyetini oluşturan muhafazakâr / dindar kesimlere şımarık bir dille kin kusmaktan çekinmeyen, bundan en küçük rahatsızlık bile duymayan, toplumun bütünlüğünü, dirliğini, birliğini umursamayan, kelimenin tam anlamıyla akıl tutulması yaşayan absürt, toplumun geleceğini tehlikeye sokacak ürpertici bir görünüm sergiliyorlar!

Bu absürtlüklerin temel nedeni, laikliğin din katına yükseltilmesi, eğitimden siyasete, sosyal hayattan kültür hayatına kadar her alanda Kemalizm’in Demokles’in kılıcı gibi kullanılması, laiklik uygulamasının sorgusuz-sualsiz bir prangaya dönüştürülmesidir.

Bu ülkede, devrimler, laiklik adına topluma dayatılmadı mı?

Bu ülkede, darbeler, laiklik ve Kemalizm adına yapılmadı mı?

Bu ülkede, toplumun İslâmî duyarlıkları, laiklik adına aşağılanmadı mı, “gericilik, irtica” olarak yaftalamadı mı 90 küsur yıldır?

“FİKRİ HÜR” NESİLLER Mİ, AKIL TUTULMASI YAŞAYAN EZBERCİ “TİPLER” Mİ?

Kemalizm, son bir kaç yılda, “fikri hür, vicdanı hür kuşaklar” yetiştirmek şöyle dursun, ülkede toplumun fay hatlarını patlatacak, toplumda nefret tohumları eken, kendilerinin dışındaki kesimlere kin besleyen sloganik, vulger, ezberci bir ideolojiye dönüştürüldü.

Ülkede Atatürk veya Kemalizm üzerinden provokatif eylemler oluyor: Kemalist çevreler, sanki bu ülke Fadime Şahin’ler üzerinden ürpertici provokasyonlar yapılmamış gibi, çarşaf giydirilen kişiler kullanılarak, Atatürk heykellerine saldırtılan provokatif eylemlerin ülkeyi sosyal ve siyasî kaosa sürüklemek için tezgâhlanmış olabileceğini bile göremeyecek, aksine, “bakın yobazlara, Atatürk’e saldırıyorlar” diyecek kadar akıl tutulması yaşadığını bu insanlara birilerinin anlatması gerekiyor.

Empati yapmak istiyorum: Atatürk’e saldırı, elbette Kemalist / laik çevrelerin tepesini attıracaktır. Ama bu tür eylemlerin provokasyon olabileceğini niçin görmüyorlar ya da göremiyorlar peki?

Atatürk’ü kutsadıkları için olabilir mi, meselâ?

Ama bunun temel nedeni bu olsa da, görünürdeki nedeni, Erdoğanfobi’dir. Erdoğan’a, Erdoğan üzerinden İslâmî kesimlere kin ve nefretle bakıyor olmaktır.

ENERJİMİZİ SU GİBİ HARCIYORUZ, FARKINDA MISINIZ?

Kemalizm’in yaklaşık bir asırlık seyrü seferine bakınca, Türkiye’nin Kemalizmle imtihanının hiç de kolay geçmediğini görüyoruz.

Bundan sonraki süreçte, sağduyu galip gelir mi?

Bunun en önemli şartlarından biri, Kemalist / laik çevrelerin “Atatürk’e, Kemalizm’e saygı duyulmalı” çağrılarına karşılık, Kemalistlerin / laik çevrelerin İslâm’a asgarî düzeyde de olsa saygı duymaları ve her olayda İslâmî kesimleri “gerici, yobaz, irticacı” diye yaftalamaktan, kendi düşüncelerini ve laik inançlarını topluma dayatmaktan vazgeçmeleri gerektiğini anlamalarıdır.

Önceki yazımda da dikkat çekmiştim: Başkalarının, bizim gibi düşünmeyenlerin kutsallarına saygı duymak zorundayız. İslâm, başkalarının kutsallarına hakaret etmeyi yasaklar.

Benzer bir tavrı, Kemalist / laik çevrelerden de beklemek hakkımız.

Eğer toplumun bütün kesimleri olarak prangalardan kurtulamazsak, Türkiye’nin Kemalizm’le imtihanı ağır geçmeye, bu ülkeyi yormaya, enerjisini su gibi harcamaya devam edecek...

O yüzden, devlet, toplumun farklı kesimlerine karşı kin ve nefret tohumları eken kişi, kurum ve kuruluşlara izin vermemelidir.

#Türkiye
#kemalizm
6 yıl önce
Türkiye’nin Kemalizm’le imtihanı
Türk halılarının en nadide örnekleri bir arada
Darbe heveslileri duysun: Dört kişiden 3’ü tetikte bekliyor!
Türkiye’de cumhuriyetin demokratikleşmesi karşısında küresel terör örgütü FETÖ
Hollywood’da isyan!
En düşük emekli aylığı, algılar, olgular ve acı gerçekler