YENİ ŞAFAK PAZAR EKİ

Mutluluğu çocuklardan öğrenebiliriz

Hepimiz, ömür boyu peşinde koştuğumuz para ve konfor gibi şeyleri aslında tek bir amaç için istediğimizin farkındayızdır; Mutlu olmak için. Fakat çok azımız yöntemin doğruluğu üzerine düşünmüşüzdür. Uzman Pedagog Mehmet Teber, 'Eğer mutluluğu bir şeylerin ardına atmışsak, 'şuna sahip olduktan sonra mutlu olacağım' diye düşünüyorsak mutluluk denklemimiz yanlış' diyor.

Yusuf Genç Yeni Şafak
Uzman Pedagog Mehmet Teber Boğaziçi Üniversitesi'nden 'Onur Derecesi' ile mezun olmuş ve aynı üniversitede Eğitim Bilimleri ve Klinik Psikoloji alanlarında Yüksek Lisansını tamamlamış genç bir pedagog. Yeni kitabı Mutluluk Terapileri'nde mutluluğu elde etmenin yöntemlerini kısa hikâyelerle ortaya çıkarıyor. Mutlu olmak için yaptıklarımızın aslında mutsuzluğumuzun sebebi olduğuna dikkatleri çekiyor. Teber'e göre çocukları iyi gözlemlememiz, onları iyi okumamız gerekiyor. Zira mutluluğun kaynağını onlar bize gösterebilir.

Kadim kültürümüzün kaynakları ile modern psikolojinin imkânlarını bir araya getiriyorsunuz. Mutluluk Terapileri diye bir kitap yazdınız. Ne var burada?

Ben bir pedagogum, çocuk ruh sağlığı ve eğitimi temel çalışma alanım. Zaman içinde gördüm ki, anne-babalar mutsuz olduğu sürece ben çocuklara faydalı olamıyorum. Sınava hazırlanan çocuklarda gördüm ki, çocuklar mutsuzsa özel ders, başarı teknikleri bir işe yaramıyor. İletişim tekniklerini anlattığım kimseler mutsuzsa tekniklerin bir anlamı kalmıyor. Bu nedenle mutluluk konusuna eğildim. Hem kadim kaynakları, filozofları hem de yeni bilim bulgularını araştırdım. Bulduklarımı bir çerçeve içinde yazıp paylaşma arzumun sonucu olarak Mutluluk Terapileri ortaya çıktı. Kitapta mutluluğa dair insanlığın bilgi birikimi var diyebiliriz, kısaca.

EKONOMİYLE MUTLULUK İLİŞKİSİ

Küçük hikâyelerle anlatıyorsunuz söyleyeceklerinizi?

Hikâyeler kitapta çok yer ediniyor. En ciddi kitaplardaki bilgiler bile bir hikâye kurgusu içinde sunuluyor. Çünkü hikâyenin okunması kolay ve insanı değiştirme potansiyeli daha yüksek. Mutluluk konusundaki bir kitabı didaktik bir şekilde yazmayı doğru bulmadım.

Peki, Mutluluk Terapileri'ni öncelikle ve özellikle kimlerin okumasını önerirsiniz?

Kitabı herkes okuyabilir. Mutluluğa dair içgörü kazanmak isteyenler, geçmişten günümüze mutluluğun formülünü verenlerin hangi formülleri verdiğini merak edenler, ekonomi ile mutluluk arasındaki ilişkiyi inceleyenler veya psikologlar okuyabilir. Çocuğunu mutlu yetiştirmek isteyen anne-babalara ithaf ettim kitabımı. Özellikle onların okumasını isterim.

SORUN TEKER DURUNCA BAŞLIYOR

'Mutluluk' ve 'terapi' kelimeleri, içinde yaşadığımız bu dünyada daha çok şaka içeren bir cümlenin kelimeleri gibi... 'Tekeri döndürüyoruz ya, bu yeter' deniliyor…

Şu soruyu kendimize soralım; Biz neden yaşıyoruz, ne için uğraşıyoruz? Bu kadar çalışıp çırpınmaktaki hedefimiz nedir? Ne elde etmeye çalışıyoruz bu dünyadan? Daha fazla para mı, daha fazla konfor mu, daha fazla imkân mı? Peki, tüm bu konfor, para, imkân ne için? Mutlu olmak için değil mi? Aslında temel çabamız mutluluk. Teker döndüğü sürece sorun yok zaten. Sorun teker dönmediğinde başlıyor. Kitap teker dönmediğinde insanın tutunacağı, tekeri yeniden döndürmeye başlayacağı çeşitli ipuçlarını içeriyor.

SEVİNÇ DEĞİL MUTLULUK KALICIDIR

Hedeflediğimiz şeyleri elde edince de o umduğumuz mutluluğa ulaşamıyoruz. Bunu nasıl anlamak gerekir?

Eğer mutluluğu bir şeyin ardına atmışsak, 'Şuna sahip olduktan, bunları elde ettikten sonra mutlu olacağım' diye düşünüyorsak mutluluk denklemimiz yanlış demektir. Mutluluk ulaşınca ya da sahip olunca gelen bir şey değil. Elde etmenin ardından gelen duygu sevinçtir. Sevinç çabuk geçebilir. Ancak mutluluk daha kalıcıdır ve sahip olmaya çalışmakla elde edilemez.

Bir cümleyle ifade etme imkanınız olsa, 'Nasıl mutlu olunur' sorusunun cevabını kısaca nasıl verirdiniz?

Mutluluğa giden yolda her insanın takıldığı engel farklıdır. Bu nedenle herkese uygun bir mutluluk formülü söylemek zor. Kişiye özgü tavsiyelerde bulunmak daha doğru. Ancak şunu diyebilirim, nasıl mutlu olunacağını çocuklardan öğrenebiliriz. Birazcık gözlem bize fikir verir.

MASUMİYETİMİZİ YİTİRİYORUZ

İnsanın 'öz'ünden söz ediyorsunuz. Ne demek bu? İnsan yaşadıkça kirlenen bir şey mi?

İnsanın özü dediğimde saf, temiz ve maskelerden arınmış yönümüzü kastediyorum. Hepimiz iyi bir özle dünyaya geliyoruz. Çocukları düşünün, dünyanın neresinde olursa olsun çocuklar masumdur, art niyetsizdir. Ancak zamanla çocuksu masumluğumuzu yitiririz. Toplum tarafından kabul görmek, kendimizi ve çıkarlarımızı korumak adına maskeler takmaya başlarız. Ve masumluğumuzu yitiririz. Ancak özümüze dönebildiğimiz oranda mutlu oluruz.

İnsan neden maske kullanır? Diğer insanlar onu öyle görmek istedikleri için değil mi?

İnsanın maske kullanmasının bir çok nedeni var: Zaaflarını gizlemek için, olmadığı şekilde görünüp prestij elde etmek için, içindeki yaraları örtmek için, olduğu haliyle kabul görmekten korktuğu için olabilir mesela. Aslında kendimizle alakalı bir süreç bu. Kendi zayıflıklarımızı, eksiklerimizi, çirkinliklerimizi kabul edersek, onlarla barışırsak onların görünür olmasından çekinmeyiz. Diğer insanların bizi nasıl görmek istedikleri çok önemli olmaz. Yani daha çok kişinin kendisi ile alakalı bir süreç gibi.

BENCİLLİK MUTLULUK YOLUNDAN UZAKLAŞTIRIR

Bir toplumun içinde yaşıyoruz. Onun bize yüklediği sorumluluklar var, hem buna dikkat edip hem de kendimizi gerçekleştirebilir miyiz, bu mümkün mü?

Tabi. Toplum için bir şeyler yaptıkça daha mutlu oluruz biz. İnsanın mutsuzluğunun nedenlerinden biri bireyselleşmesidir. Tüm yatırımını kendine yapan biri kolay kolay mutlu olamaz. Kendini gerçekleştiren ama sadece kendisi için yaşayan bir birey olmaya doğru gidiyorsak, mutluluk yolundan çıkmışız demektir.

Diğer taraftan 'acı' diye bir şey var. Yeryüzünde bu kadar acı varken, mutluluktan söz etmek biraz havalı gibi. Amerikan filmlerinde ki o bahçeli müstakil evlerin gerçekliği gibi, sahici değil.

Evet, yeryüzünde çok acı var. Ancak acıyı paylaşmak da insanı mutlu eder. Acıya yüzünü dönmek, duyarsızlaşmak insanı mutsuz eder. Biz hep filmlerle kandırıldık, bahçeli bir evimiz olunca mutlu olacağımızı düşünüyoruz. Sadece acıları paylaşarak tüm çabamızı acıları paylaşmaya vererek bile mutlu olabiliriz.

Bu yüzyılda insanların çok büyük bir kısmı istemedikleri işlerin, istemedikleri ilişkinlerin içerisine girmek zorunda kalıyor. Kendi'sini gerçekleştiremeyen birinin mutluluğundan nasıl söz edebiliriz?

Hayatta elde ettiklerimizin sayısı elde etmediklerimize oranla çok azdır. Kendini gerçekleştirme haline kimimiz ulaşmış kimimiz ulaşamamıştır. Ancak insan bazı temel hayat felsefelerine sahip olursa bu tarz zor durumlarla baş edebilir. Örneğin 'Her işte bir hayır vardır' inancı varsa o zaman bu durumla baş edebilir.

BAŞ ETME GÜCÜN YÜKSELDİKÇE SORUN KÜÇÜLÜR

Hep merak ettiğim bir şeydir, Hz. Peygamber'in toplumunda psikolojik bunalıma giren insanlar var mıydı, böyle bir bilgiden haberdar mıyız? Varsa çözümü, yoksa sebebi neydi bunun?

Psikolojik bunalımda olan kişiler her devirde ve toplumda olmuştur. Hz. Peygamberimiz döneminde böyle bir isim aklıma gelmiyor. Bunu alanın uzmanları bilebilir belki. Geçmiş zamanda psikologlar yoktu ama insan psikolojisini iyileştiren süreçler vardı. Bunlardan ilki nitelikli insani ilişkilerdi. Çıkarsız, samimi, yönlendirmesiz, kabul edici bir ilişki insanı iyileştirir. Terapide de ana değişim ilişki ile gerçekleşir. Bunun yanında geçmişte psikolojik sorunlara yaklaşılırken insanların baş etme mekanizmaları güçlendirilirdi. İnsanın baş etme gücü yükseldikçe sorunlar küçülür. Yani geçmiş dönemde çözüm nitelikli insan ilişkilerinde ve baş etme mekanizmalarında gizliydi.

Yorum

+

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.