Üzerinde çokça konuşulan 'Eğitim Politikaları' her dönemde tartışma konusu olmuş, eğitimle ilgili görüş ve öneriler ortaya atılmış ama bugüne kadar 'eğitim sorunu' ciddi anlamda çözümlenmemiştir. Eğitimle ilgili çıkarılan yasalar ve yönetmeliklerle yaz-boz tahtasına çevrilen 'eğitim sistemini', Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Özdemir ile konuştuk. Özdemir "hedefin tam olarak çizilmesine rağmen buna ulaşılamamasını, eğitime 'siyasî' olarak yaklaşılmasına" bağlıyor. Prof. Dr. Özdemir'le arkadaşımız Semih Şenkardeşler konuştu.
Eğitimin hedefi nedir? Bu hedefe nasıl ulaşabiliriz?
Türk anayasasında ve milli eğitim temel kanununda eğitimin hedefi şöyle belirtilmiştir: "Milli, manevi, ahlaki ve kültürel değerlere bağlı, saygılı, ileri bilgilerle donatılmış, tam yetenekli nesiller yetiştirmektir." Tespit edilen hedefe neden ulaşılamıyor? Bunun nedenini eğitimi oluşturan altı temel unsurun tam olarak tatbik edilememesinde aramak gerekir kanaatindeyiz. Hepinizin bildiği gibi eğitimi oluşturan altı temel unsur öğrenci, öğretmen, yönetici, eğitim programları, fiziki çevre, sosyal çevredir.
Bu unsurlar, arasında eğitim programları meselesi fevkalade önemlidir. Eğitimin bütün unsurlarını yerli yerine koyan, ona gerekli renk ve deseni verecek olan programlardır. Dinlerde kitap, ülkelerde anayasa ne ise, eğitimde de program odur. Eğitim programlarının milli olabilmesi için başlıca üç unsura dikkat edilmelidir. Toplum, konu alanları ve bireyin analiz edilmesi temel teşkil etmelidir. Yani öğrencilerin eğitim ihtiyaçları, ilgileri, tutumları, yetenekleri, öğrenme yolları ve geçmiş yaşantıları gibi konular titizlikle incelenmelidir.
Yeni bir yüzyıla girmenin arefesindeyken Türk Milli Eğitiminin problemleri nelerdir?
Türk Milli Eğitimi derken herhalde, Müslüman Türk Milletinin eğitim ve öğretimi kastedilmektedir. Bu konu net olarak görülmüyor. Maalesef eğitimcilerimiz, anayasada ve milli eğitim temel kanununda ifadesini bulan; "Milli, manevi, ahlaki ve kültürel değerlere bağlı, saygılı, ileri bilgilerle donatılmış, tam yetenekli nesilleri" yetiştirme konusunda gerekli duyarlılığı gösterememiştir. Eğer Milli Eğitim Bakanlığı'na atanmış bakanlarımız bugüne kadarki çalışmalarında anayasa ve kanundaki hedefi gözetmiş olsalardı, bizim insanımız da aya ve gezegenlere gitme yarışında olurdu. Başka milletleri taklit etmezdi. Kendi uçağını, tankını, silahını kendi yapardı. Kendi milletinin örf, adet, gelenek, görenek, inanç ve yaşantılarına ters düşmezdi. Ne yazık ki bugün milli eğitim, yaz-boz tahtası haline getirilmiştir. Eğitimde diğer ülkeleri taklit etmek, milli bünyemize uymuyor. İşte en son kredili sistem konusu. Tam bir fiyaskoya dönüştü ve sonunda kaldırıldı. Zira, hazırlıksız, altyapısız ve üzerinde deneme yapılmadan, acele karar verilerek yapıldı ve ters tepti.
Yabancı dille eğitim konusunda ne düşünüyorsunuz?
Yabancı dille yapılan eğitim de düşünüp taşınmadan yürürlüğe konmuştur. Bugün zararları görülmüş, bundan vazgeçilmeye çalışılmaktadır. Gençler dilini öğrendikleri milletleri kendilerinden üstün görüyor. Aşağılık kompleksine kapılıyorlar, kendi dilini ve kültürünü unutuyorlar. Hele din eğitimi konusu tam bir fiyasko. Gerçi anayasada din eğitimi konusu yok, din öğretimi var. Buna rağmen, din öğretimi dine uygun bir şekilde öğretilemiyor. İlkokullarda 4. ve 5. sınıflardaki din dersini sınıf öğretmenleri vermek zorundadır. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir eğitim tarzı yok.
Eğitim konusunda batıyı örnek alabilir miyiz?
Batıda eğitimin alt yapısı var. Eğitimcilere sonsuz hürriyet verilmiştir. Yetenekli ve mesleğinde ehil insanlar, kendi istekleriyle görev değişikliği talep edene kadar görevlerinde tutuluyorlar. Zaten başarısız olanlar kendiliğinden görevi bırakıyor. Ders müfredatlarını hazırlayan ekip ayrı, kitapları yazan ekip ayrı, uygulayıcı ekip ayrı, denetleyici ekip ayrı. Yeni bir ders ihdas edildiğinde, o dersin faydalı olup olmadığı, muhtelif yönlerdeki bir kısım seçme okullarda denenip, faydalı bulunursa, daimi ders olarak kabul ediliyor. Veli öğretmen iş birliği yapılıyor. Programlarda varsa aksaklıklar düzeltiliyor. Bu işlem 7-8 seneyi bile buluyor. Hiç acele edilmiyor. Bu yüzden kalıcı ve faydalı oluyor.
Hep karamsar tablo çiziyorsunuz, tünelin ucunda hiç ışık yok mu?
Ben hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmadım. Milletin ufkunun açılmasmı gerekiyor. Dil, tarih, kültür, yazı sanat ve düşüncede değişim olmalıdır. Bu değişim medeniyet anlayışını da ıslah edecektir. Maalesef bugün düşünme yeteneğimizi kaybettik. İnsanoğlunun en önemli yeteneği dumura uğratıldı. Yüce dinimiz İslâm ve onun mukaddes kitabı Kur'an, pek çok ayette bize hep düşünmeyi önermektedir. Biz uzun bir zamandan beri düşünmeyi unuttuğumuzdan, İslâm'la olan bağımızı da gevşettik, yer yer kopardık, hatta düşünme bağımsızlığımızı yitirdik. Zekamızı, ezbercilik batağına sapladık. Değer hükümlerimizi necabetimize düşman mantığın ağlarına taktık, klasik kültürümüzü müsteşriklerin yorumuna açtık. Bu tedbiratın hülasası bir sloganla halledilebilecek bir hadisedir. "Beşikten mezara kadar ilim."
Bu konuda acil olarak neler yapabiliriz?
Şimdi acilen bir eğitim seferberliğine muhtacız. Gençlerimizi kabiliyetlerine göre yetiştirebilecek özel eğitim müesseseleri oluşturmalıyız. Hep devletten beklemeyelim, kendimiz de destek olalım. Türkiye'ye genç düşünürler, yeni kafalar lazım. Bu milletin fertleri kendilerine imkan verildiğinde yapamayacakları şey yoktur. Avrupa'da neler yaptıklarının örnekleri çoktur. Orada uçak, tank ve araba yaptılar. Orada yapanlar burada neden yapmasınlar? Biz insanımıza hak ettiği değeri vermediğimiz ve gerekli imkanları sağlamadığımız için, önemli ölçüde beyin gücümüz yurt dışına göçmek zorunda kalmıştır. İnsanımıza değer vermeli, imkan vermeli ve önünü açmalıyız.
Kaliteli eğitim için üç prensip
Yirmi birinci yüzyıla girerken çağın gereklerine uygun kaliteli bir eğitim için üç şeye ihtiyaç vardır ki bunlar da-kaliteli öğrenci, kaliteli öğretmen ve kaliteli tesistir. Kaliteli öğrenciye sahip olmak için, öncelikle onu yetiştirecek iyi bir aile ortamı gerekir. Bu aileler yaygın eğitim yoluyla gerekli niteliği kazanabilirler. Aile terbiyesini iyi alan öğrenci, zararlı davranışlardan uzak durur. Eğitimde arkadaşlık faktörü de çok etkili olan bir unsurdur.
Kaliteli öğretmen yetiştirmek için, kaliteli eğitim ve kaliteli tesislere ihtiyaç vardır. Daha ileri aşamada, velilere öğretmen seçme hakkı verilmelidir. Bu suretle öğretmen kendini iyi yetiştirmeye gayret sarf edecektir. Başarıya prim verilmeli, başarılı öğretmenler mükafatlandırılmalıdır.
Temenniler
Genel eğitimle alâkalı ileri sürdüğümüz görüşler, din eğitimi dalında hizmet veren İmam-Hatip öğretmenleri ile din kültürü öğretmenlerini de kapsamaktadır. Söz buraya gelmişken, eğitimle alakalı olarak bir kısım temennilerimizi şöyle sıralayabiliriz.
* Eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalıdır. Dershanelere gidebilenler üniversiteye giriyor, gidemeyenler ise bundan mahrum kalıyor.
* Planlılık, bilimsellik, sorumluluk ve süreklilik olmalıdır.
* İlmi metotlara dayanan araştırma ve geliştirmeye önem verilmeli, internet takip edilmelidir. İlmî bir toplantıda karşılaştığımız Alman bir profesör şöyle demişti: "Sizinkiler bilgi çağını yakaladıklarını söylüyorlar. Bu doğru değil. Sizin iki sebepten dolayı bunu başarmanız mümkün değil. Birincisi; biz eleştirmenlere büyük para ödüyoruz. Başka ülkelerden eleştirmenler getirtiyoruz. Siz ise eleştiriye kapalısınız. İkincisi; araştırmaya önem vermiyorsunuz. Biz ise, bu konuda çok duyarlıyız. Araştırmaya çok büyük paralar ödüyoruz."
* Çocuk ve gençlerde kişisel özgürlük, sorumluluk dengesini geliştirici öğrenim ortamı sağlanmalıdır.
* Bol bilgi yerine, lüzumlu bilgiler verilmeli, öğrenciler ezbercilikten kurtarılmalıdır. Okuduğunu anlama ve kavrama becerisi kazandırılmalıdır.
* Eğitim ve öğretim programları masa başında hayali olarak değil, yerinde müşahede edilerek, realitelere uygun bir şekilde hazırlanmalıdır.
* Gizli başarısızlık önlenmelidir. Yani, şişirme notlarla, zoraki sınıf geçirmelerle bir yere varılamaz.
* Ölçme ve değerlendirmelerdeki eşitsizlik giderilmelidir. Sözgelimi, imtihanlarda bazı komisyonlarda başarılı olan, diğer komisyonda başarısız olabiliyor.
* Eğitim mutlaka ana dille yapılmalıdır. Yabancı dil öğrenimine evet, ancak yabancı dille eğitime hayır.
* Öğretmenleri yetiştiren kurumlara özel itina gösterilmelidir.
* Çağımız ihtisas çağıdır. Her sahanın yetiştirici elemanlarına ihtisas yapma imkanı sağlanmalıdır.
* Öğretmenin ve öğretmenlik mesleğinin onurunu kurtarmak için sözleşmeli öğretmenlik sistemine geçilmelidir. Hatta, veliler bile öğretmen seçebilmelidir.
* Din dersleri ana okullarından başlamak üzere, mecburi ve uygulamalı olarak verilmelidir.
* Liselere seçmeli olarak, tezhip, hat ve Osmanlıca dersleri konulmalıdır. Bu şekilde gençlerimizin tarihimizle tanışıp, kaynaşmaları mümkün olacaktır.
* Üç ile altı yaş çocuklara hitap edecek özel ders aletleri ve oyuncaklar geliştirilmeli ve eğitim üç yaşında başlatılmalıdır.
* Altı ile on iki yaş arası çocuklar için de özel kitaplar ve özellikle din dersi kitapları hazırlanıp, halkın ve velilerin istifadesine sunulmalıdır.
* Okullarda verilmeyen Kur'an-ı Kerim dersinin, belirli programlar yapılarak, okul dışında da olsa mutlaka veliler tarafından verdirilmesi sağlanmalıdır.
* İlköğretim okullarımızda okuyan çocuklarımızın yeterince din dersi almaları için, okul dışında da olsa, gerekli tedbirlerin alınması gereklidir.
* Hiçbir şekilde çatışmaya meydan vermeden İmam-Hatip Okullarının imkanlarının özel okul ve yurtçuluğa kaydırılması, şimdilik geçici bir tedbir olacaktır.
* İmam Hatip Liselerinin haklı davaları, yasal yollardan sürekli takip edilmelidir.
Konuyu Hz. Ali Efendimiz (R.A)'ın birkaç sözü ile noktalamak istiyorum: "İnsanlar babalarına meyletmekten ziyade, zamanlarına meylederler."