Aile ve Nüfus 10 yılı: Türkiye'nin geleceğine açılan bir kapı

Vatandaşlarımıza, gençlerimize, anne ve babalarımıza, dedelerimize ve ninelerimize çağrımızdır: Çocukların evimize bereket, sokaklarımıza neşe, ülkemize istikbâl getirdiği günlere yeniden ulaşmak; ancak hep birlikte mümkündür. İnsanla başlayan, aile ile köklenen, nesilden nesile büyüyen, nüfusla güçlenen ve istikbâle yükselen Türkiye’yi birlikte tahkim ediyoruz.

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım

Mahinur Özdemir Göktaş - T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı

Aile, bir milletin hafızasıdır. İnsan, dünyayı önce orada tanır; dil de vicdan da orada şekillenir. Aile, yalnızca bireylerin bir araya geldiği bir hane değil; kuşaklar arası emanetin teslim edildiği, sevginin ve sorumluluğun birlikte öğrenildiği, dayanışmanın en saf hâliyle yaşandığı bir medeniyet zeminidir. Tarih, güçlü ailelerin kurduğu güçlü toplumların hikâyesidir. 2026-2035 dönemini kapsayan Aile ve Nüfus 10 Yılı, bu hafızayı geleceğe taşıma kararlılığımızdır.

TARİH BİZE NE SÖYLEDİ?

Son iki yüzyıl, nüfusu kalkınmanın önünde bir engel sayan anlayışın gölgesinde geçti. Malthus’un 1798’de ileri sürdüğü gıdanın artan nüfusa yetmeyeceği tezi, II. Dünya Savaşı sonrasında neo-Malthusçu yaklaşımlar aracılığıyla yeniden canlandı; küresel nüfus politikalarını biçimlendiren temel paradigma oldu.

İnsanı üretken bir özne olarak değil, kaynaklar üzerinde bir yük olarak tanımlayan indirgemeci anlayış, çocukların bereket değil maliyet, ailenin huzur değil külfet, kalabalıkların zenginlik değil tehdit olarak görülmeye başlandığı bir döneme yol açtı; doğmamış çocukları ekonomik bir akıl yürütmenin nesnesi hâline getirdi. Kalkınmanın en maliyet-etkili müdahalesi olarak tanımlanan bu yaklaşım, doğurganlığın sistematik biçimde aşağı çekilmesinde, nüfusların yaşlanmasında ve bazı ülkelerde cinsiyet dengesinin bozulmasında etkili oldu.

Ancak tarih, Malthus’u doğrulamadı. Sanayi devriminden bu yana dünya nüfusu on katına çıkarken küresel gıda üretimi ondan daha hızlı arttı; tarımsal verimlilik, teknolojik gelişme ve insan zekâsı, kıtlık senaryolarını geçersiz kıldı. Bugün dünyanın temel sorunu gıda yetersizliği değil, dağıtım adaletsizliği ve israftır.

ÜLKEMİZİN DEMOGRAFİK TABLOSU

Türkiye’de toplam doğurganlık hızı, 2017’den bu yana nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,1’in altında her yıl yeni bir dip görüyor. TÜİK’in 2013 projeksiyonlarında en olumsuz senaryoya göre 2050 için 1,65 öngörülmüştü; Türkiye çok daha kısa sürede en olumsuz senaryonun bile gerisinde kaldı.

Nüfus projeksiyonları bakımından biraz daha geriye gittiğimizde 1963 yılına ait Nüfus Konseyi Raporu’nda Türkiye nüfusunun 2020’de 100 milyona ulaşacağının ileri sürüldüğünü görüyoruz. TÜİK’in 2024 projeksiyonundaki düşük senaryo, 2100 yılında nüfusumuzun 54 milyona ineceğini tahmin ediyor. Birleşmiş Milletler’in 2024 projeksiyonunda ise daha çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor: Yüzde 80 tahmin aralığı baz alındığında 38 milyona, yüzde 95 aralığı baz alındığında ise 25 milyona kadar azalacağı öngörülüyor.

İlk evlenme ve ilk anne olma yaşı 30'a yaklaştı. Hiç evlenmeme oranlarımız yıldan yıla artıyor. Bir zamanlar çok çocuklu ailelerin ülkesi olan Türkiye’de hanelerin yüzde 58,1’inde artık çocuk bulunmuyor; yalnız yüzde 5,7’sinde üç çocuk var. Yıllık doğum sayımız son on yılda 400 binden fazla azaldı. Önümüzdeki beş yılda ilkokul çağındaki öğrenci sayımızın yaklaşık 900 bin, yani yüzde 20 gerileyeceği öngörülüyor.

Çocuk ve genç nüfusumuz azalırken 65 yaş üstü nüfusumuzun oranı 2025 itibarıyla yüzde 11,1’e yükseldi, bazı illerimizde bu oran yüzde 20’yi geçti. Ortanca yaşımızın 34,9’a çıkmış olması, nerede ise her iki kişiden birinin artık 35 yaşında olduğunu gösteriyor. En iyimser projeksiyon dahi 2100’de her üç kişiden birinin yaşlı olacağını söylüyor.

Ortalama hanehalkı büyüklüğü kesintisiz bir düşüş seyri izleyerek 2025 yılında 3,08’e geriledi, tek kişilik hane oranımız yüzde 20’ye çıktı. Kırsal alanlarda yaşanan nüfus kaybı da önemli oranda arttı. Nüfusumuzun yüzde 94’ü il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor. Kırsaldaki 0-19 yaş grubu son on yılda yüzde 35 azaldı.

DÜNYA UYANIRKEN

Bu mesele yalnız bizim değil, dünyanın meselesidir. Avrupa’dan Uzak Doğu’ya kadar birçok ülke; demografik bir kırılmayla yüzleşiyor. Tehdidin büyüklüğü öyle bir noktaya geldi ki, dünyanın dört bir yanında devletler son yıllarda tarihî nitelikte kararlar alıyor.

Rusya nüfusu en öncelikli mesele ilan etti; Güney Kore “demografik ulusal acil durum” açıkladı. Yaklaşık 40 yıl tek çocuk politikasını uygulayan Çin, 2016’da bu politikadan vazgeçti; bugün vatandaşlarına üç çocuk çağrısında bulunuyor. Japonya, Başbakanlık bünyesinde Nüfus Stratejisi Merkezi kurdu. Norveç, Doğum Oranları Komitesi’ni hayata geçirdi. İtalya’da Aile, Doğum Oranları ve Fırsat Eşitliğinden Sorumlu Devlet Bakanlığı; Sırbistan’da Aile ve Demografi Bakanlığı; Hırvatistan’da Nüfus ve Göç Bakanlığı; İran’da Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Ulusal Nüfus Merkezi kuruldu.

Dünya, rotayı değiştiriyor. Kıtalar farklıdır, rejimler farklıdır, kültürler farklıdır. Ama endişe ortak, kaygı bir. Zira nüfus meselesi; doğrudan doğruya bir varlık meselesi, bir gelecek meselesidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın işaret ettiği üzere doğurganlık hızımızdaki düşüş Türkiye için “varoluşsal bir tehdit, savaştan beter” bir durumdur.

TÜRKİYE’NİN CEVABI: AİLE DOSTU EKOSİSTEM

Türkiye, bu küresel kırılmaya kendi medeniyet birikiminden beslenen bir cevap vermektedir. Bizim için aile, modern bir politika başlığından öte; binlerce yıllık bir hafızanın, dayanışma kültürünün ve insan tasavvurunun yaşayan zeminidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın 2008’de yaptığı “üç çocuk” çağrısı henüz dünya doğurganlık çöküşünü konuşmazken, demografik geleceğimizin öngörüsüydü. Bugün geldiğimiz noktada, o günkü çağrının bugün ne kadar isabetli olduğunu idrak ediyoruz. Çözümü, dağınık teşviklerin toplamı değil; bir bütün olarak inşa edilen bir aile dostu ekosistemde buluyoruz.

Aile dostu ekosistem; ailenin etrafında ördüğümüz çalışma hayatından konut politikalarına, çocuk bakım hizmetlerinden eğitim sistemine, sosyal güvenlikten kentsel tasarıma kadar bütün politika alanlarının aile merkezinde yeniden okunmasıdır. Bir genç çiftin evlenmeye karar vermesinden, bir annenin işine geri dönüşüne; bir çocuğun mahallesinde güvenle oynayabilmesinden, üç kuşağın aynı şehirde yaşayabilmesine kadar uzanan bütün bir hayat döngüsünün, aile için tasarlanmasıdır.

ÖNCELİKLİ ŞART: GÜÇLÜ AİLE YAPISI

Bu doğrultuda çalışmalarımıza Sayın Cumhurbaşkanımızın “Güçlü bir ülke, güçlü bir millet, huzurlu bir toplum olabilmenin öncelikli şartı güçlü bir aile yapısına sahip olmaktır” sözünü pusula kılarak devam ediyoruz.

2024’te ilk kez aileyi merkeze alacak şekilde 2024-2028 dönemini kapsayan Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Eylem Planımızı oluşturduk. Aynı yıl nüfus politikalarına sistemli bir şekilde eğilmek üzere Bakanlığımız bünyesinde Aile ve Nüfus Politikaları Daire Başkanlığı'nı kurduk. Güçlü bir eş güdümün sağlanması amacı ile Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında Nüfus Politikaları Kurulunu oluşturduk. 2025’te Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Aile Enstitüsü'nü kurduk; nüfus, aile, kadın, çocuk, gençlik ve engelli alanlarında ulusal ölçekli stratejik araştırmaları bu çatı altında yürütüyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın takdirleriyle 2025 yılını Aile Yılı ilan ettik. Aile ve Gençlik Fonumuz aracılığıyla yuva kurmak isteyen gençlerimize destek oluyoruz: Bugüne kadar 199 binden fazla gencimiz fondan yararlanmaya hak kazandı, 140 binden fazla evlenen gencimize toplam 11,6 milyar Türk Lirası'nı aşan ödeme yaptık, 182 binden fazla gencimize evlilik öncesi eğitim ve aile danışmanlığı sunduk. Doğum yardımları kapsamında ise bir milyona yakın anneye yaklaşık 15.9 milyar Türk Lirası ödeme gerçekleştirdik. Üç ve daha fazla çocuklu ailelerimiz ile gençlerimize sosyal konutta öncelik tanıdık. Yarı zamanlı çalışmayı yaygınlaştırdık; doğum izinlerini 24 haftaya çıkaran tarihî düzenlemeyi hayata geçirdik. Aile dostu işyerlerinden kreşe, dijital güvenlikten kuşaklar arası dayanışmaya kadar hayatın her alanına dokunan bir Aile Dostu Ekosistem inşa ediyoruz.

Bunlarla birlikte; cinsiyetsizleştirme üzerinden, kimlik ve rol kavramlarının bulanıklaştırıldığı küresel bir kültürel baskı ile karşı karşıyayız. Aile kurumunu ve nesillerimizi tehdit eden toplumsal cinsiyet ideolojisi ile cinsiyetsiz toplum akımlarına karşı ulusal ve uluslararası düzeyde kararlılıkla mücadele ediyoruz.

Sosyal politikalarımızı veriyle, sahayla ve aileyle birlikte üretiyoruz. 1 yılı aşkın süredir üzerinde çalıştığımız Sosyal Risk Haritaları, sosyal, ekonomik ve psikososyal pek çok göstergeyi bir arada analiz ederek hane bazında bir sosyal risk endeksi hesaplıyor. 648 sosyal göstergeyi kullanarak il, ilçe, mahalle ve hane düzeyinde risk endeksini haritalandıran bu yapı, hassas grupların kırılganlığına karşı haneleri güçlendirmeyi amaçlıyor. “İlk Öğretmenim Ailem” uygulamasıyla anne-babalara rehberlik eden içerikleri her hanede erişilebilir kıldık. Modüler Aile Eğitim Programımızla evlilik öncesinden ebeveynliğe uzanan her aşamada ailelerimizin yanındayız.

Ailenin geleceği, çocuklarımızın güvenli bir dünyada büyümesinden geçer. Bu bilinçle 15 yaş altı çocuklarımıza yönelik sosyal medya düzenlemesini hayata geçirdik; sosyal ağ sağlayıcılarına ve oyun platformlarına çocuğun korunmasını esas alan yükümlülükler getirdik. Güvenli, bilinçli ve sağlıklı bir dijital hayatı kararlılıkla önceliyoruz. Çünkü çocuklarımız bizim geleceğimizdir.

AİLE VE NÜFUS DİPLOMASİMİZ

Çalışmalarımızı ulusal sınırlarımızdan ibaret görmüyoruz. Türkiye, Birleşmiş Milletler Ailenin Dostları Grubu'na üye olarak aile kurumunun korunması noktasında pozisyon beyan ettik. 2025 yılında üst düzey katılımla düzenlediğimiz Uluslararası Aile Forumu ile aile ve nüfus diplomasimizin etki alanını genişlettik. İslam İşbirliği Teşkilatı'nın 2026-2035 Eylem Planı'na ülkemizin önerisiyle "ailenin, nesillerin ve güçlü nüfus yapısının korunması" başlığı ayrı bir öncelik olarak eklendi. Yine İslam İşbirliği Teşkilatında 2026-2035 yıllarının Aile ve Nüfus 10 Yılı olarak ilan edilmesi yönündeki önerimiz kıdemli uzmanlar nezdinde kabul edildi; önerimizin Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda nihai onayını bekliyoruz. İnşallah Türkiye'nin bu vizyonu, gönül coğrafyamızda da ortak bir uyanışın adı olacak.

AİLE VE NÜFUS 10 YILI: KALICI BİR VİZYON

Aile Yılı; kamu kurumları, akademi, sivil toplum, iş dünyası, yerel yönetimler ve vatandaşlarımız nezdinde büyük bir teveccüh gördü, binlerce etkinliğin ve projenin hayata geçmesine vesile oldu. Ancak biliyoruz ki demografik yapıdaki menfi değişimlerin kısa vadede geri döndürülmesi mümkün değildir. Bu çerçevede, uzun vadeli ve kalıcı adımların hayata geçirilmesi amacıyla Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından 2026-2035 dönemi Aile ve Nüfus On Yılı ilan edildi.

İnsanla başlayan, aileyle köklenen, nüfusla güçlenen, istikbâle yükselen Türkiye vizyonumuz birbirini tamamlayan, birbirini güçlendiren ve kuşaklar boyu süreklilik gözeten bir politika mimarisine dayanıyor. Hedefimiz nettir: Çocuğu bereket olarak yaşatan; aileyi huzurun ve dayanışmanın merkezi olarak yeniden konumlandıran; gençlerimize evlenebilecekleri, çocuk yetiştirebilecekleri, kuşaklarını sürdürebilecekleri bir gelecek umudu sunan bir Türkiye. Çünkü biliyoruz ki bir milletin geleceği, hanelerin sıcaklığında, çocukların kahkahasında, üç kuşağın bir sofra etrafında buluşmasında saklıdır. Aile ve Nüfus On Yılı bu sıcaklığı, bu kahkahayı, bu sofrayı yarınlara taşımanın ortak iradesidir.

ON YILLIK YOLCULUĞUMUZUN ANA GÜZERGÂHLARI

On yıllık bu dönemde hareket noktası olarak alınacak stratejik öncelikleri, uygulama modelini ve araçlarını ortaya koyan Aile ve Nüfus On Yılı Vizyon Belgemiz 2 Mayıs 2026 tarihli ve 33241 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgemiz ile yürürlüğe girdi.

Vizyon Belgemiz, Cumhurbaşkanlığı himayesinde hayata geçirilecek stratejik bir çerçeve belgesidir. Temel yaklaşımımızın merkezinde milletin geleceğini emanet olarak gören bir bakış vardır; bu bakışın yegâne taşıyıcısı ise ailedir. Bu yaklaşım, münferit bir politika alanı olarak değil; tüm kamu politikalarına, mevzuat çalışmalarına ve kalkınma hedeflerine sirayet eden bir anaakım olarak benimsenmektedir. Belgemiz, bu zemin üzerindeki beş stratejik öncelik etrafında şekillenmektedir. Aile kurumunu ve nesilleri korumak, evlilik müessesesini teşvik etmek, doğurganlık hızını artırmak, gençlerimizi nitelikli biçimde yetiştirip yaşlılarımızın refahını gözetmek ve kırsalın yerinde kalkındırılarak nüfusumuzun dengeli dağılımını sağlamak; on yıllık yolculuğumuzun ana güzergâhlarıdır.

Bu öncelikleri kâğıt üzerinde bırakmamak için belgemizin uygulama modelini dinamik bir döngü üzerine kurduk. Kurumlarımızla iki yıllık planlar hazırlayacak, her yıl bir önceki dönemin muhasebesini yaparken gelecek iki yılın haritasını yeniden çizeceğiz. Bütün bu süreci, yıllık olarak hazırlanan Türkiye Aile ve Nüfus Vizyonu İzleme Raporu ile takip edeceğiz. Mevzuattan kurumsal kapasiteye, araştırma ve akademiden uluslararası diplomasiye, iletişimden eğitime kadar uzanan bütüncül bir uygulama araçları seti bu döngüyü besleyecek; her yıl mayıs ayının son haftası olarak ilan ettiğimiz Milli Aile Haftası ile de aile politikamızı toplumun gündemine kalıcı biçimde yerleştireceğiz.

BİR MİLLETİN YARINA VERDİĞİ SÖZ

Bütün bu mimarinin altında değişmez bir zemin yatıyor. Aile merkezliliği, insan hayatının kutsallığını, nesle emanet sorumluluğumuzu, kuşaklar arası dayanışmayı, medeniyet havzamızın kültürel ve manevi mirası ile milli iradeye dayanan özgün duruşumuzu; bizim varlık zeminimizi oluşturan temel değerler olarak alıyoruz. Bu değerleri hayata geçirirken bütüncül bir yaklaşımı, kanıta dayalı politika üretimini, yerele duyarlı bir tasarımı, hesap verebilirliği ve aileye saygılı bir medya iklimini ilke edinmiş bulunuyoruz. Çünkü biliyoruz ki on yıllık bir taahhüt, ancak ölçülebilir, hesap verebilir ve milletinin değerleri üzerine inşa edilmiş olduğunda gerçek bir taahhüt olur.

Aile ve Nüfus On Yılı, bir milletin yarına verdiği sözdür. Politika belgelerimizde, mevzuatımızda, şehirlerimizde ve sokaklarımızda, hastanelerimizde, okullarımızda ve en çok da dimağımızda kendine yer bulacaktır. Vatandaşlarımıza, gençlerimize, anne ve babalarımıza, dedelerimize ve ninelerimize çağrımızdır: Bu yolculuk hepimizindir. Çocukların evimize bereket, sokaklarımıza neşe, ülkemize istikbâl getirdiği günlere yeniden ulaşmak; ancak hep birlikte mümkündür. İnsanla başlayan, aile ile köklenen, nesilden nesile büyüyen, nüfusla güçlenen ve istikbâle yükselen Türkiye’yi birlikte tahkim ediyoruz.