Arayan sâdeleşir

Arayana her zaman bir ihtimal ve bir yol daha vardır, ona engel yoktur. Zaman ve mekânda her ne olup bitiyorsa yine onun aradığına ulaşması için bir vesiledir. “Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol” der Rilke. Bazı şeyler, çözüme kavuşsa da insanın kalbi mutmain olmayabilir. Bazı şeyler de var ki çözülmediği nispette insana yeni yollar açar.

İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM

Hatice Ebrar Akbulut / Yazar

Aramanın şevki, bulma ediminde değil, bulma ümidindedir, yani daima yolda olma fikrinde. Bulunması gereken her zaman bulunmaz, bulunsa da daima elde tutulmaz. Bulduğumuzu yitirebiliriz ama aradığımız şey, onu aradığımız sürece bizimledir. Arayan insan, zanlarını hakikat sanma hastalığından kurtulur ve hakikatin biricik ama bin bir yüzü olduğunu görür. İnsanı hayatta muhkem bir kale gibi tutan, direncini artıran, tükendiği yerde imdadına koşan anlam arayışıdır. Dünya hayatına adım attığı ilk andan son âna kadar her insan, kendince bir şeyi arar. Aranılan şeyin mahiyeti, ruhun muhtevasını belirler. Yol, aşkın bir mananın arayışı içinde olanı terbiye eder.

İbn Arabî ulûhiyeti, yani aşkın olanı arayan kimseye şunu söyler: “Öyleyse beni sende arama, yoksa boşuna yorulursun. Fakat beni senin dışında da arama, yoksa rahata eremezsin. Beni aramaktan da vazgeçme yoksa mutsuz olursun. Bana kavuşuncaya kadar beni ara ki yükselesin. Fakat bu arayışında edepli ol. Yola başlangıcın esnasında hazırlıklı ol.” O’nu her yerde arayan insan, kendini terbiye eder. Bu arayış esnasında var oluş sebebi üzerine düşünür ve aczini anlar. Arayış, insanın kendini muaheze/kritik etme yolculuğudur. Kendi kusurlarını görmeyenin kişiliği gelişmez, karakteri oturmaz. Kritik neticesinde kendini aşırı seven veya gereğinden çok hırpalayan da ruhuna büyük hasar verir, şahsiyetini zedeler.

KALBİNDE ÇÖZÜLMEDEN KALAN HER ŞEY İÇİN SABIRLI OL

Arayanın yüzünde yalnızca ona has bir tebessüm ve keder olur. Bazı yüzlerle karşılaşınca yaşadığımız zamanın içinde başka zamanlar olduğuna inanırız. Bazı yüzler, kötüye giden bir dünyanın içinde iyiye giden bir yol olacağını gösterir, içimizdeki güzellikleri hatırlatır, daralan dünyamızı ve vaktimizi genişletir. Bazı insanların ruhu öyle zengindir ki onlara duyulan muhabbet nispetinde insanın dünyası sadeleşir, berraklaşır. Muhabbet duyulan şey, insanı tesiri altına alır, değiştirir.

Arayana her zaman bir ihtimal ve bir yol daha vardır, ona engel yoktur. Zaman ve mekânda her ne olup bitiyorsa yine onun aradığına ulaşması için bir vesiledir. “Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol” der Rilke. Bazı şeyler, çözüme kavuşsa da insanın kalbi mutmain olmayabilir. Bazı şeyler de var ki çözülmediği nispette insana yeni yollar açar. İnsan dertsizliği dilese de bazı dertlerini sevmeli. Çünkü dertsizin arayışı da meselesi de yoktur. Celaleddin Rûmî derdin insana daima yol göstereceğini söyler. Arayan dertlidir, arayış zahmetlidir. İnsana aranılan şeyin kıymetini bildiren derttir. Yalnızca derdin anlamını bilenlerin aşkı aşk, yürüyüşü yürüyüştür.

Arayış her zaman aranılanı buldurmaz, bazen insanı aradığından da uzaklaştırır. Neşet Ertaş “Yâri arar iken yârdan ıradım” der. Iramak uzaklaşmadır. Hayatın anlamı biraz da aranılanda olduğu kadar ararken elden çıkanlardadır. Arayış hem bulma/varma çabası hem de ayıklama, arınma ve gereksiz şeyleri kendinden çıkarma yolculuğudur. Arayan yorulur, belki yılgınlığa düşer ama yeniden aramaya cesaret eder.

HAREKETE GEÇMEYENİN YÜKLERİ OLUR

Aramak görme sanatıdır. Arayan vefâyı da görür vefâsızlığı da. “Bir Ruh Macerası” ile uzun bir yola çıkan Ayşe Şasa’nın ifadesiyle arayış yolunda mucizeler bir kere başladı mı bitmek bilmez. Arayış içinde olan, acıyla karşılaşmayı da göze alır. Arayış, incinme ihtimalini göze alanların işidir. Hayata dair bütün incinmeler, sağlam durabilen kişiye metaneti öğretir. Karakterini örmek zaten metîn olmaktır.

Arayış, aranılanı bulmaktan, ona kavuşmaktan ziyade insanı terbiye eden, ufkunu açan bir yürüyüştür. İnsanı okuyamayan, arayışın külfetine katlanamaz. Hayat yürüyüşünde bir mesafeyi kat edince başka bir mesafe, bir yokuşu aşınca başka bir yokuş, bir dertten kurtulunca başka bir dert gelir ve mutlaka zorluktan sonra kolaylık vardır ama bir eşikte durup kalana her şey zorlaşır. Arayanın umutları, harekete geçmeyenin yükleri vardır.

Alman idealizminin filozoflarından Schelling “Harekete geçen insan kaybetmez. Tanrı faal insana yardım eder ve onu gözetir. Faal oluş şaşılacak derecede faydalıdır” der. Arayan saplanıp kalmaz, kendine sağlam meşgaleler bulur. İnsan boş işlerle de meşgul olabilir, bir şeyden kaçmak için anlamsız meşgalelere de sığınabilir. Hakiki meşguliyet, insanın iyi alışkanlıklarında ısrarcı olması ve bir şeyler yapma arzusunu yitirmemesidir.

PİŞMANLIKLAR VE HATALAR DA ARAYIŞA DÂHİLDİR

Arayan yerini yadırgar. Mesken edindiği yerde her an gidecekmiş gibi emanet durur. Ait olduğu yeri bulamamış, bulduğu yere uyum sağlayamamış kimseler hep bir arayış içindedir. Ararken rastladığı, yaşadığı, maruz kaldığı ve bulduğunu sandığı şeyler de birer tecrübedir. Anlamın peşinde olanın çabası, yürüyüşü ve arayışı bitmez. Arayan yükseklere bakar, uzaklara gider, enginlere dalar, nihayetinde aradığı sıradan bir şeyde karşısına çıkar, bunca zahmet edişine hayıflanır. Çoğu zaman aradığı yanı başındadır ama aramasa, yola koyulmasa, o zahmeti göze almasa yanı başındakini de bulamayacaktır.

Arayan sığlıktan kurtulur, varlık içindeki yerini görür. Acelesi olansa arayıştan mahrumdur, kendini her şeye geç kalmış hisseder. Arayan ne geç kalır ne de erken varır, o yalnızca yoldadır ve kendi işiyle meşguldür. Boşuna yürüdüğünü düşündüğün yollar, onca emek sarf edip sonrasında bu kadar çabaya değdi mi diye sorguladığın şeyler, pişmanlıkların, hataların da arayışa dâhildir. Anlamlı bir yürüyüş ve istikameti olan insanın hayatındaki hiçbir çaba ve emek zayi olmaz.

Hayatın anlamı ruhunu geliştirmek, hikâyeni daha iyi bir yere taşımaktır. Arayan için vakit en hayatî meseledir. Arayış, insanın kendi ömrüne vefâsıdır. “Vefât” kelimesi “vefâ” ile aynı köktendir. İnsan için ‘vefât etti’ ya da ‘ömrü vefâ etmedi’ deriz. Çünkü ölüm bir son değil, ruhun arayışının anlam bulması, ömrün neye vefa ettiğini kavrayacağı yeni bir dünyaya, ebedî bir hayata uyanmasıdır.