Yıllar önce Üstad Necip Fazıl'ın çıkardığı Büyük Doğu dergisinin kapağında şöyle bir cümle vardı: 'Başımıza kulak istiyoruz'. Üstad, bu cümleyle şeflik döneminde gerçeklerin duymazlıktan gelindiğini söylemek istiyordu. Araştırmacı-yazar Sait Mermer, Üstad'ın bu sözünden hareketle, son zamanlarda gündemin baş köşesine oturan ve devletin en üst düzey makamlarınca telaffuz edilen 'telekulak' olayının, gerçek gündemi unutturmaya yönelik bir çaba olabileceği ihtimaline dikkat çekiyor.
SAİT MERMER
Telekulak olarak bilinen telefon dinleme hadisesi nasıl oluyor da Abdullah Öcalan'ın yargılanması dahil birçok konuyu gündemin ikinci planına itebiliyor? Olay, devletin en üst düzey makamlarını bile endişeye sevkedecek derecede gelişme göstermiş, 'kurunun yanında yaş da yanar' hesabı, insanların gündemine oturmuş bulunuyor. Medyanın bu olaya bu kadar eğilmesinin altında Apo olayındaki birtakım soruları örtbas etme eğilimi mi yatıyor? Yoksa medya mensuplarını da içine aldığı için mi olayın üzerinde bu kadar duruluyor?
Necip Fazıl'ı mahkum ettiren cümle
Ben olaya bir başka açıdan bakmak istiyorum. Telekulak olayı, bana Necip Fazıl'ın, İnönü döneminde çıkardığı Büyük Doğu dergilerinin birindeki kapak yazısını çağrıştırdı. İsmet İnönü'nün, bir kulağının işitmemesi ya da ağır işitmesi sebebiyle "kulak" kelimesinin telaffuz edilmesine ve matbuatta kullanılmasına fena sinirlendiği Necip Fazıl tarafından bilindiği için Üstad, Büyük Doğu dergisinin kapağına bir büyük kulak resmi basmış ve üzerine şöyle yazmıştı: "Başımıza kulak istiyoruz!" Necip Fazıl'ı mahkum ettiren bu resim ve üzerindeki ifade kanaatimce Üstad tarafından hem İnönü'yü hicvetmek, hem de İnönü'nün şahsında şeflik sisteminin gerçeklere kulak tıkadığını ifade etmek için kullanılmıştı. Sistem, kulaklarını neye tıkamıştı? Sistem, en başta hakikate kulağını tıkamıştı. Bu tıkayıştan hareketle Anadolu'nun ruhuna kulağını tıkamıştı. Anadolu'nun iradesine kulağını tıkamıştı. İnsanların maddî ve manevî çırpınışlarına kulağını tıkamıştı. Bu kulak tıkayışın tecellisi, topluma yapılan türlü zulümler şeklinde gelişti. Oluşturulan ideolojik hegemonya maddî-manevî bir kıyım yaptı. Açıkçası Anadolu'nun ruh köküne savaş açılmıştı. İnönü'nün sistemin adeta kendisi demek olduğunu gözönüne alırsak, Üstad'ın dergisine yapmış olduğu kapağın manası daha kolay anlaşılabilir. Şeflik döneminde topluma tıkanan kulağın yerine eskimez yeni orijinal bir kulağın gerekliliğini ifade etmişti Üstad.
Toplumun çığlığı gittikçe arttı. Bu çığlık, sistemi rahatsız etmeye başladı. Çünkü, kulak kopartılabilirdi! Çare bulundu; eski kulağa yeni bir pil yerleştirildi. Çok partili sisteme geçişle kulağa yerleştirilen bu pil, toplumun sesini biraz olsun duymaya başladı.
Ne yazık ki yine de tam duyamıyordu. Çünkü, pilin ayarı kısıktı. Toplumun iradesi, avazı yettiğince bağırmaya başladı. Kulak sahipleri bu çığlıktan da rahatsız olmuşlardı. Pili 1960'da kulaktan çıkarıp attılar. Toplum bu olay karşısında sükut-u hayale uğradı. Çünkü, kısık da olsa bu pil epey işlerine yaramıştı. Daha sonra yine toplumun sesinin rahatsız etmesi ihtimaline karşılık yeni bir pil icad etme yöntemine gidildi. Çeşitli şekillerde piller uygulamaya tabi tutuldu. Kulak yine eski kulaktı. Bu yeni model piller her 10 yılda bir kulaktan çekildi. Çünkü pillerin bazen ses ayarlarında değişmeler yaşanıyordu. Neticede pillerin başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi.
Toplum, yeni model pil denemesine girişti. Fakat toplumun yeni model pili kulağa tam oturmamıştı. İstemeyerek de olsa toplumun tercih ettiği yeni model pil kulağa yerleştirildi. Fakat kulak, bir türlü, pili bünyesine uygun bulmuyordu. Neyse ki pil kulağa yerleştirildi. Birtakım ayırıcı özelliklere sahip olan bu yeni pil, eski model pillerden bu özellikleri sebebiyle ayrılıyordu. Ses ayarının açılmayacağı zaman ses ayarını sonuna kadar açıyor, ses ayarının kısılmayacağı zaman da ses ayarını sonuna kadar kısıyordu. Bir türlü ayarı tutturamamıştı. İçine oturduğu kulağı tam tanıyamamasından olsa gerek herşeyden evvel kulakla sorunu vardı.
Yeni yöntemler aranıyor
Muhatap olduğu sesin talepleriyle kulak arasında sıkışıp kalmıştı. Tarih 28 Şubat'ı gösteriyordu. Uzaktan bir el, pilin bozulmuş ayarını yaptı. Yapılan ayar da başarılı olamamıştı. Çünkü, pili kulak bir türlü kabul edememişti. Artık, pilin kulaktan çekilme vakti gelmişti. Ve pil kulaktan çekildi!
Pilin muhatap olduğu ses de susmak durumunda kaldı. Ortalığı bir sükuttur kapladı. Çünkü herşey tersine inkilab etmişti. Zaten işitme engelli kulak duymuyordu. Bir de üstüne sessizlik çökünce bu işte bir iş olduğunu zannetti.
Ve yeni model kulak 'telekulak'
Aslında ortada birşey yoktu. Toplum sesini duyuracak yeni bir pil bulamayınca ümidini kesmişti. Derin bir sessizliğe büründü. Fakat kulak sahibi bu işten nem kaptı. Sessizliği merak etti. Acaba kendisine karşı gizliden birşeyler mi planlanıyordu? Kulak zaten duymuyordu. Bir de üstüne sessizlik çökünce nasıl duyabilirdi?
Düşündü; yeni yöntemler bulmak zorundaydı. Hemen kulağı kesip attı. Yerine düşük sesli fısıltıları dinleyebilecek biyonik kulak icad etti. Bu kulak, son teknolojiyle donatılmış bir kulaktı. İnsanın nefes alışını bile duyabilirdi. Artık, pile gerek kalmamıştı. Yerine yepyeni bir kulak gelmişti. Eski kulağın hiç duymamasının tam tersi olarak nefesleri bile duyabiliyordu. Sesin fonksiyonelliği tersine dönünce kulak sahibi de işitme duyusunu fonksiyonel olarak yenilemişti. Bu durum toplumu endişeye sevketti. Bunun üzerine toplum, bu yeni model biyonik kulağa "telekulak" ismini uygun gördü. Nereden nereye gelinmişti. Toplum bu gelişmeye çok şaşırdı. Ama, yüzeysel olarak birşeylerin değiştiği görülse de içerik olarak başa dönülmüştü. Niyet yine aynı niyetti.
Bu günleri yaşasaydı Üstad, acaba aynı kapağımı düzenlerdi yoksa başka bir ifade mi kullanırdı? Bana sorarsanız, aynı ifadeyi kullanırdı; çünkü değişen birşey yoktu. O da şudur: "Başımıza kulak istiyoruz!"