Yürümekte olan Çözüm Süreci ile birlikte Türk-Kürt ilişkilerinin yeni bir döneme giriş yaptığı muhakkak. Dördüncü tarihi ittifaka yüründüğünü söylemek abartılı değildir. Nitekim abartılı olmadığı için, ''uğraşıcılar'' en tehlikeli yerlerde konumlanıyor, en ''kamuflajlı'' olduklarını düşündükleri mevzilerden atışlarını yapıyorlar.
Ancak atışların farklı ''mevzi''lerden gelmesi, bunların aslında aynı cepheden ateşlendikleri gerçeğini değiştirmiyor.
İki temel mevziden geliyor ateşler: biri ''Türk milleti'' diğeri ''Öcalan''a özgürlük''... Ama ikisinin atışları o kadar birbirine karışıyor ki, kimi zaman hangisinin hangi mevziden geldiği bile karışıyor.
İKİ MİLLİYETÇİLİK
MHP''de ve CHP''de konumlanan Türk milliyetçiliği, ''Türk milleti elden gidiyor'' ve ''Öcalan meclise geliyor'' yaygarası ile –Türk halkının hem maddi hem manevi acılarını canlı tutarak– iktidar mücadelesine yüklenmekte, ''rezerv''lerini kaybetme havliyle adeta ''benden sonra tufan'' vijdansızlığıyla sonuç almaya çalışmaktadır.
PKK''da ise, çok daha ''kurnazca'' örgütlendiğini düşünen Kürt milliyetçiliği, ''Türkiye''de bir Türk mileti bir de Kürt milleti var'' ve ''Öcalan''a özgürlük'' atışlarıyla daha gözü-karaca –sürecin gelişmesini engellemek üzere– Öcalan''ın inisiyatifini zaafiyete uğratacağına inanmaktadır.
İki milliyetçilik de ne yaptığının farkındadır. Kitle tabanlarının bir kısmının durumun farkında olmaması, işleri planlayanların ''bilmezlikten'' yaptıkları anlamına gelmez.
Çünkü mesela; MHP-CHP cephesinde, her Kürtleri ''şemsiyesine'' almak isteyen ''Türk milleti'' vurgusunun, bu etnisitenin kültürel etnik kimlik aidiyetini incittiğini, tahrik ettiğini ve dolayısıyla Kürtleri daha etnik milliyetçi (ulusal kurtuluşçu) güçlerin kucağına ittiğini, devletçi/iktidarcı Kürt milliyetçilerinin kullanımına sunup onların kitle/oy tabanını kemikleştirdiğini bilmemeleri mümkün değil. Her fırsatta ''İmralı canisi'' bağırışlarının iki buçuk milyon oyla dışavuran bu kitlede ne tür sosyolojik yansımalara ve travmalara neden olduğunu bilemez durumda değiller.
Bu partilerin oralarda çizdikleri oy ''harita''sını okuyamadıkları söylenemez. ''Oralara gidemiyorsunuz, miting bile yapamıyorsunuz'' uyarılarına ''bundan devlet utansın'' dediklerine göre, oraya ''tankla-topla'' gitmeyi doğru bulmaktadırlar. Anlaşılan şu ki; milliyetçilik üzerinden iktidar olma ayrıcalıklarına alışan bu odakların, bu pozisyonlarını yitirme korkularının yanında Türk-Kürt ayrışması/bölünmesi korkusu çok cılız kalmaktadır.
Diğer yandan, henüz ''taze'' iktidar lezzetiyle kendini kaybeden Kürt milliyetçiliği ise daha gözü-kara –dolayısıyla daha ''toy'' bir kurnazlıkla– Türk etnisitesinin acılarıyla oynamaya yatırım yapmaktadır. Adeta ''davul dengi-dengine vurur'' misali, ''İmralı canisi Öcalan Meclis''e geliyor''a ''Öcalan''a özgürlük''le yankı vermektedir. İktidarî hayattan olma korkularını ''Türk milleti'' histerileri ile dışa savuran CHP-MHP koalisyonuna, ''Türkiye''de iki millet var''la koltuk çıkıyor Kürt ulusalcılar.
DEVLETLEŞME SORUNDUR
Peki bunlar; bu günlerin atmosferinde ''Öcalan''a özgürlük'' çağırışlarının ve ''Türkiye''de iki millet'' vurgusunun –Öcalan''ın yakalanışının zamanın DSP''si ve MHP''yi 1999''da ne kadar fırlattığını hatırladıklarına göre– kendisini Türk hisseden en az 50 milyonluk bir sosyolojik kütleden ne yankı getireceğini bilmiyorlar mı? Ahmet Türk''e Samsun''da yumruğun ve Akın Birdal''a Bursa''da kafanın neden geldiğini, Kürkçü-Tüzel-Önder komitesinin Sinop''ta linçten neden zor kurtulduklarını bilmemeleri mümkün mü? Yani PKK''da ''sökülmezcesine'' mevzilendiklerini düşünen Kürt iktidar alışıcılarının, ulusalcı Kürt kavram ve tamlamalarına sarıp çıkardıkları ''Öcalan''a özgürlük'' ve ''Kürt milleti/ulusu'' gürültülerinin, yıllarca dört-cepheden ''türklük''le şişirilen Türk etnik ''ego''sunda neyi biriktirdiğini bilmemeleri mümkün değildir.
DEVLETLEŞME SORUNDUR
Oysa özgürlüğünü çok istediklerini söyledikleri Öcalan, yıllardır ve ısrarlı tekrarlarla; ''ulus'' yerine ''halk''ı kullanın, ''etnisite ulusa göre daha sosyolojiktir'', ''ulusal kurtuluş kapitalizmin mezhebidir'', ''devletleşmek Kürt sorununun çözümü değil sorunun kaynağıdır'', ''Türk ile Kürt''ü ayırmak bir vücudu ikiye ayırmaya benzer, iki taraf da ölür'' diyegelmektedir.
Ama bakın ki; 24 Mayıs tarihli Özgür Gündem, manşete çıkardığı Diyarbakır Konferansı''nı ''Ulusal kurtuluş konferansı'' başlığıyla verdi.
Sadece; Özgür İnsan Savunması''nda 34 kez ''ulusal'' kelimesini, 8 kez ''ulusal kurtuluş'' tamlamasını; Bir Halkı Savunmak''ta 169''a 69; Kapitalist Modernitenin Aşılma Sorunları ve Demokratikleşme adlı savunmasında 82''ye 21 kez kullanır Öcalan. Tamamı ya eleştirel ya atıf. Tek olumlama yok. Özellikle kapitalist modernitenin üç temel mezhebinden biri dediği ''ulusal kurtuluş''u abartmasız yüzde doksanından fazlasını tarihe gömmek üzere kullanır.
Bu hergün ''sayın'' bastonuyla yürüyen Kürt milliyetçilerinin adeta fırsat bulduklarında hatıra fotografı çektirdikleri İmralı Savunmaları''nda bunların ne kadar yazıldıklarını bilmemeleri düşünülemez. Dahası –ve özellikle– iki PM üyesi ''çaycı''nın sızdırdığı açığa çıkan o kırpılmış görüşme notlarında bile ''sorun çözülsün hepimiz özgür oluruz'' dendiği bilindiğine göre, çözümün henüz kapısına yanaşırken ''Öcalan''a özgürlük''ü ''5 milyon imza'' zirvesine tırmandırmanın, her saat MHP ve CHP ''ulusal''cılarınca didiklenen Türk etnisitesinde ne anlama geldiğini bilmediklerini söylemek iyi niyet sınırlarının dışında kalır.
Türk-Kürt ayrışmasını sağlatacak en tutuşturucu sosyolojik dinamiğin bu etnik ''gurur''ların canlı tutulması olduğu farkındalığı, dolayısıyla her milliyetçiliğin/devletçiliğin ''kendi ev''inde daha sağlam iktidarını yaşayacağı ''ulusal bilinç''i ile bu oragnize işlerde ısrar ediliyor.
TAVŞANA KAÇ TAZIYA TUT
Pratik anlamı ''tavşan kaç'' demek olan ''Öcalan''a özgürlük'' ajandalı ve PKK''daki diaspora Kürt milliyetçiliği arka elinin organize ettiği, İngiltere''nin Birleşmiş Milletler elinin de finanse ettiği Güney Afrika gezisinin (10 güne yakın süre, 30''a yakın kişi) sonuna doğru Reyhanlı''da patlayan bombanın ''süreci sabote'' zamanlamasının ''manidar'' olma ihtimali yok mu acaba? 1924 Şeyh Sait''inden bu güne, tipik İngiliz ''tavşana [Kürt] kaç, tazıya [Türk] tut'' politikasını bilenler, Reyhanlı sabotajının Suriye Muhaberat''ıyla sınırlı düşünme kolaylığına kaçmamalıdırlar. Cehenneme giden yolların iyi niyet taşlarıyla döşeli olduğu bu gibi durumlar için söylenmiş olabilir.
Herkes, özellikle Öcalan''a ''bağlı'' olduklarını düşünen PKK yöneticileri daha ciddiyetle kendilerine, kontrol ettiklerini sandıkları ''iş''lerine yeniden bakmak zorundadırlar. Hiç değilse (dijital okuma imkânlarını değerlendirerek) Savunmalar''daki, İngiltere''nin ''tavşan kaç, tazı tut'' işleri konusunda yazılanlara bir daha bakmalıdırlar.
Geziye katılanlar da, Güney Afrika ile Kürt meselesi arasındaki ''ilk'' benzerliğin liderlerinin uzun-yıllar hapis yatması olduğunu ikrar ederek ''izlenim''lerine geçiyorlar. Bu ''benzeme'' şuna benziyor. Genç oğlan genç kızla tanışmak ister:
–Nerelisiniz?
–Ipartalıyım.
–Öyle mi, Burdur''lu değil misiniz?
–Yo, hayır.
–Aaa ne tesadüf, ben de Burdur''lu değilim!
Güney Afrika ile bölge, Mandela ile Öcalan arasındaki tek benzerlik, dördünün de Burdur''lu olmamalarıdır! Türk-Kürt ilişkilerinin Çözüm Süreci ile dördüncü ittifak kapılarına yanaştığı bu tarihi kesitimizde, herkes biraz daha ciddi olmalıdır sanırım...