DGM'ler 'DARBE' dönemlerinin ürünü

Hamit Can
DGM'ler 'DARBE' dönemlerinin ürünü

Uzun bir süredir değiştirilmesi ya da kaldırılması hakkında tartışmalar yapılan DGM'ler, Türkiye ile taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde Avrupa ile ilişkileri etkileyen bir vakıa olarak da önem kazandı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği bir kararda DGM'lerin adil yargılama ilkesine aykırı bulunması, bu tartışmaları daha kızıştırdı. Cumhurbaşkanı Demirel'in parti liderleriyle yaptığı toplantılarda DGM'lerin eleştiri konusu edilen yapısının değiştirilmesini istediği basına yansıdı. En son MHP'nin basına yansıyan hükümet protokolünde de DGM'lerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerine göre değiştirilmesi gerektiği ifade edildi. İzmir Barosu, birkaç yıldır tartışılan DGM'ler hakkında bir rapor hazırlayarak tartışmalara katkı sağladı.

ABDULLUH MURADOĞLU

Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin 12 Mart döneminde (1973) kurulduğu belirtilen raporda, 1961 Anayasası ile verilen hak ve özgürlüklerin pekçoğunun halka bol geldiği iddiasıyla yok edildiği ve DGM'lerin bu değişiklikler sonrasında 'sıkıyönetimsiz sıkıyönetim' sağlanabilmesi amacıyla kurulduğu ifade edildi. DGM'lerin 1982 Anayasası ile Anayasa'nın 143.maddesinin emredici hükmü gereği yeniden kurulduğu belirtilen raporda DGM'lerin hem 1973 hem 1982'de, darbe dönemlerinde kurulduğuna dikkat çekildi.

Doğal yargıç ilkesine aykırı

Buna göre, hakimler ve savcılar bakımından, DGM'lerde biri askeri yargıç, diğer ikisi sivil yargıç olmak üzere 3 kişilik bir heyet ile yargılama yaptığı, sivil yargıçların 1.sınıfa ayrılmış olanlar arasından Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından atandığı, askeri yargıçların ise 357 sayılı Askeri Hakim ve Savcılar Yasası'nda belirtilen hükümlere tâbi oldukları belirtildi. Madde bakımından ise DGM'lerin görevleri, ilgili yasanın 9. maddesi ile belirlendiği, maddede belirtilen fiillerin Terörle Mücadele Yasası'nın 7 ve 8. maddeleri dışında tümünün TCK içerisinde düzenlendiği belirtildi.

Aynı suça farklı ceza

DGM'lerin genel adliye mahkemelerinin görevine giren maddelerden, özellikle örgüt üyeliği ve örgüte yardım yataklık yapmakla suçlananlar açısından bağlantılı olan pankart asma, bildiri dağıtma, kasten yangın çıkartma vb. maddeleri fiilen kendi görev alanları içerisinde sayarak yargılama yaptığı ve cezalandırdığı ifade edildi. Bu suçların yargılamasının genel adli mahkemelerde yapılması durumunda verilen ceza ve infaz hükümlerinin değiştiği, bu suçlardan verilecek olan cezanın suçun niteliğine göre değil, yargılamayı yapan mahkemeye göre değiştiği belirtildi. Herkes için kurulmuş, görev ve yetkileri yasa ile önceden belirlenmiş olan mahkemelerin tabii mahkeme, bunların hakimlerinin de tabii hakim olduğu ifade edilerek, bunların dışında kalan mahkemelerin özel olduğu ve tabii hakimlik esasına aykırı olduğu belirtildi.

DGM'ler eşitlik ilkesini ortadan kaldırıyor

Raporda DGM'lerin yargılama usülü açısından genel yargıda geçerli olan hazırlık soruşturması yöntemlerinden ayrıldığı da ifade edildi. Gözaltı süreleri, DGM Cumhuriyet Savcısı'nın kararlarına karşı itiraz, hakimin reddi istemini inceleyecek mercii, soruşturma ve koğuşturmada yetki bakımından genel yargı kurallarından farklı bir işleyişe sahip olduğu belirtildi. Aynı şekilde DGM'lerin olağan yargı kurallarının dışında savunma hakkı, hürriyeti bağlayıcı ceza ve cezaların infazı açısından da farklı kurallar içerdiği vurgulandı. Buna göre, DGM'lerde yargılanan sanıkların, suçlarının sabit görülmesi halinde TMY'nin 5.maddesi uyarınca üzerlerine atılı suç için TCK'da öngörülen cezanın yarısı kadar fazla bir ceza ile cezalandırıldığı, bu durumda cezanın ağırlığı işlenilen suça göre değil, cezayı verecek mahkemenin niteliğine göre değişir kılındığı ifade edilerek, cezalandırmada eşitlik ilkesine aykırılık bulunduğu belirtildi. Aynı şekilde TMY kapsamına giren suçlardan mahkum olanlar için 647 sayılı Yasa'nın şartla salıverme hükümleri değil, 3713 sayılı Yasa'nın 17.maddesindeki ağırlaştırılmış hükümlerinin uygulandığı belirtildi. Bu durumda şartlı tahliye hükümlerinden yararlanmak için cezanın 4'de 3'ünün çekilmiş olması koşulu arandığı ifade edildi. Raporda DGM'lerin üç kişiden oluşan bir heyet ile yargılama yaptığı ve karar verdiği, bu yargıçlardan biririn asker olduğu ve asker üyenin atanma, rütbe terfii ve özlük işlerinde kendi özel kanunlarının uygulandığı ifade edildi. Anayasa'ya göre yasa koyucunun askeri yargı düzenlemesinde yargısal hizmeti değil, askeri hizmeti öne çıkarttığı belirtilerek, demokratik hukuk devletinde mahkemelerde görev yapan yargıçların hukukçu olup yargısal hizmet yaptıkları vurgulandı. Olağan veya olağanüstü mahkemelerde görev yapıyor olmalarını bu sıfatları ortadan kaldıramayacağının belirtildiği raporda Anayasa'nın 145.maddesinin, yargısal hizmeti arka plana atarak hizmetin askeri niteliğini öne çıkardığını, dolayısıyla askeri hizmeti düzenleyen Milli Savunma Bakanlığı'na doğrudan bağladığı belirtilerek, Anayasa'nın bu maddesine dayanarak hazırlanan 353 ve 357 sayılı yasaların askeri yargıç ve savcıların idareye bağlı olduklarını, hakimlik ve savcılık güvencesinden yoksun bulunduklarını ortaya koyduğu ifade edildi.

Avrupa DGM'yi tarafsız bulmadı

Raporda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği İncal/Türkiye kararı da değerlendirildi. 09.06.1998 tarihli İncal kararında AİHM'nin DGM'lerin yapısını askeri yargıçlar yönünden incelediği ve DGM'lerin objektif olarak bağımsız ve tarafsız olmadığına karar verdiği belirtildi. Bu karar ile DGM'lerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/1. maddesinde düzenlenen 'adil yargılama' hakkını ihlal ettiği görüşüne varıldığı ifade edildi. Raporda, Sözleşme'nin TBMM tarafından Anayasa'nın 90.maddesi gereğince usûlüne uygun biçimiyle onayarak yasa hükmünde bir iç hukuk düzenlemesi haline geldiği vurgulandı. AİHS'nin 53.maddesinde, "Yüksek Akidler'in (sözleşmeyi imzalayan devletler) taraf oldukları divanın kararlarına uymayı taahhüt ettikleri" hatırlatıldı. Divan'ın Sözleşme'yi bir Avrupa Anayasası olarak algıladığı ve Komisyon'un, nihai raporunda 'ihlali' belirlediği her başvuruya bakmayıp, ağırlıklı olarak yol gösterici ve içtihadi nitelikte karar verdiği belirtildi.

DGM'de yargılamalar durdurulsun

Raporda Divan kararlarının ikili etkisi olduğu belirtilerek, bunların somut olaydaki ihlalin giderilmesi yönünden ve ulusal bazda düzenleme yapılması yönünden olduğu ifade edildi. Buna göre Divan'ın bir ihlal tespiti yaptığı ve bu ihlalin giderilmesi taraf devletin ulusal mevzuatında bir değişiklik yapılmaksızın gideriliyorsa taraf devlete düşen görevin, hükmedilen tazminatla birlikte tespit edilen ihlali de gidermek olduğu ifade edildi. Eğer ihlalin giderilmesi ancak ulusal mevzuatta yapılacak değişiklikle mümkünse, bu durumda devlete düşen görevin önce somut olaydaki ihlalin giderilmesinin önündeki yasal engelleri kaldırmak, ardından, somut olarak ihlali gidermek olduğu kaydedildi. İncal kararıyla askeri yargıçların DGM yapısından çıkarılmaları gerektiği ifade edilerek, bunun Anayasa değişikliği ile mümkün olduğu belirtildi. Bu süreçte DGM'lerdeki yargılamaların durdurulması ve mevcut dosyaların ise yetkili ağır ceza mahkemelerine gönderilmesi gerektiği ifade edildi.

DGM'ler kaldırılmalıdır

Raporun sonuç bölümünde DGM'lerin kuruluş yasasının Anayasa denetimine kapalı olması, mahkemenin yapısı, farklı yargılama usûlleri ile yargıç bağımsızlığının ve ceza yargılamasının süjesi olan sanığın haklarını tamamen ortadan kaldırması nedeniyle hukuk devletinin ciddi yaralar aldığı ifade edildi. Yasal düzenlemelerin ve mahkemelerin, sanığın haklarını korumakta olmasının yeterli olmadığı, bu korumanın tam olması gerektiği, mahkemelerin bağımsızlığının ve tarafsızlığının gerçekleştiğine ilişkin sanığa güvence verilmesinin zorunluluk olduğu belirtilerek, kişilerin işledikleri belirtilen suçların niteliklerinden bağımsız, sadece sanık olmaktan doğan haklarının tam ve eşit bir biçimde sağlanmasıyla mümkün olabileceği vurgulandı. Raporda, "Gerek Anayasamız gerekse İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan adil yargılama ilkesi hiç bir istisna içermeyen, mutlak olarak uygulanması gereken temel bir insan hakkıdır. Sanık hakları olarak da nitelendirilebilecek adil yargılama ilkesinin ihlali bir hukuk devletini temelinden zedeleyecektir" ifadesine yer verilerek, "Bu durumda DGM'lere karşı çıkmak insan haklarına sahip çıkmaktır. Hukuk devleti olmanın gereği olarak DGM'lerin kaldırılması gerekmektedir" denildi.