8 Temmuz 2014 tarihinde İsrail tarafından Gazze''ye yönelik başlatılan saldırılar, geçen 2 haftayı aşkın süre içerisinde 700''den fazla Filistinlinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Üç Musevi gencin öldürülmesini sebep göstererek, olayı hiçbir şekilde üstlenmeyen Hamas''ı hedef alan İsrail saldırısı, bilindiği gibi, hızlı bir şekilde adeta bir soykırıma dönüştü. Dünya basını, İsrail''in gerçekleştirdiği söz konusu katliamı ''kendini savunma'' olarak empoze ederek olayların dehşetini perdelemeye çalışırken, Koruma Hattı Operasyonu adı verilen bu soykırımın neden halen şiddetli bir şekilde devam ettiği sorusuna yanıt verecek esas bilgileri ise yansıtmıyor.
Hiç şüphesiz, İsrail''in Gazze saldırısı yeni veya şaşırılacak bir olgu değil. Zira temelinde, 1948 yılından bu yana bölgede adım adım hâkimiyetini güçlendiren Siyonizmin ana misyonu olan Filistinlileri yok etme fanatizmini taşıyor. Ancak Temmuz 2014 tarihli Gazze saldırısının arka planında, bambaşka bir güç faktörü yatıyor. İsrail Başbakanı Netanyahu''nun ofisinden yapılan açıklamada, operasyonun, ''amacına ulaşana'' ve Hamas ile benzer örgütlerin altyapıları önemli bir zarara uğratılana dek devam edeceği belirtildi. Peki operasyonun asıl amacı nasıl bir çerçeve taşıyor ve Hamas neden ortadan kaldırılmak isteniyor? İşte tam bu noktada, adından bahsedilmeyen perde arkasındaki güç faktörü, nam-ı diğer ''enerji'', devreye giriyor.
BÖLGEDEKİ ENERJİ KAYNAKLARI
Bilindiği gibi, 1990''lı yılların sonlarında, Doğu Akdeniz''de Gazze açıklarında doğalgaz rezervleri keşfedilmişti. Gazze Marine 1 ve 2 olarak adlandırılan söz konusu bu iki sahanın, toplamda 38 milyar metreküpe ulaşan bir rezerve sahip olduğu tahmin edilmekteydi. 1999 yılında Filistin Yönetimi''nin, bölgedeki doğalgazın araştırılması amacıyla British Gas Group''a (BGG) münhasır hak vermesinin hemen ardından şirketin doğalgaz bulduğunu açıklamasıyla birlikte, BGG, Filistin Yönetimi''ne bağlı Consolidated Contractors Company (CCC) ve Filistin Yatırım Fonu (FYF) arasında 25 yıl süreli bir anlaşma imzalandı. Keşfedilen enerji kaynakları böylelikle o dönemde Filistin için bir umut olurken, 2001 yılında Ariel Sharon''un İsrail Başbakanı olarak göreve gelmesi, planları alt üst etti. Nitekim Sharon, Filistin Yönetimi''nin, kendi doğalgaz gelirlerinden faydalanmasına engel olmayı amaçlıyordu. Buna bağlı olarak da, 2003 yılında BGG''nin İsrail''e Gazze doğalgazı satışını veto etti.
İsrail-Gazze hattındaki ilgili olaylar bu yönde gelişirken, BGG 2005 yılında Mısır''la, Gazze doğalgazını denizaltı boru hattı kanalıyla satmak amacıyla bir memorandum imzaladı. Bu bağlamda Gazze doğalgazının Mısır''a aktarılması süreci 2006 yılında son dönemece yaklaşmışken, devreye giren dönemin Ortadoğu Dörtlüsü elçisi Tony Blair, BGG''ye söz konusu gazın İsrail''e satılması yönünde baskı yaparak gidişatı durdurdu. Mamafih, İngiltere ve ABD hükümetlerinin de destek vermesine rağmen, BGG, İsrail''le yapılması arzu edilen alışverişin gerçekleşmesini sağlayamadı.
Öte yandan bu noktada, aynı yıl Hamas''ın Filistin''deki seçimlerde başarı elde ederek hükümet kurmasının, mevcut karmaşık süreci daha da içinden çıkılmaz bir hale getirdiğini vurgulamak gerekir. Zira Hamas''ın Gazze yönetimini ele geçirdikten sonra yaptığı ilk işlerden biri, Filistin Yönetimi ve BGG arasındaki anlaşmayı, hırsızlık iddiasıyla reddetmek ve kendi varlığının devreye girdiği yeni konjonktürde anlaşmaya dâhil olarak payların yeniden düzenlenmesini talep etmek oldu.
Filistin cephesinde olaylar bu şekilde ilerlerken, Ehud Olmert''in başbakanlığındaki İsrail hükümeti aynı sene Filistin''den doğalgaz alımına yeniden sıcak bakmaya başladı. Bununla birlikte, Tel Aviv''in asıl niyetinin, 1999 tarihli anlaşmayı hükümsüz kılmak ve doğalgaz gelirinden Filistin''e kayda değer bir pay vermemek olduğu ortadaydı. Dolayısıyla, Hamas''ın bu kritik bölgede oyuna dâhil olması, doğal olarak İsrail''in menfaatlerine ters düşen bir gelişme olmuştu. Nitekim İsrail, Hamas''ın bu gelirden faydalanmasına ve böylece İsrail için daha büyük bir tehdit unsuru oluşturmasına müsaade edemezdi. Bu nedenle, çözüm olarak, Hamas''tan kurtulma planını devreye sokmaya karar verdi. Bu çerçevede, İsrail Başbakan Yardımcısı Moshe Ya''alon''un 2007 yılında yapmış olduğu söylemler de, gerçeği açıkça ortaya koymaktadır:
''Açıkça görülüyor ki; Gazze''deki Hamas kontrolünün geniş çaplı askeri bir operasyonla kökü kazınmadıkça, radikal İslami hareketin rızası olmadan sondaj çalışmaları gerçekleşemeyecektir.''
Bu gelişmeleri takiben 2008 yılının Aralık ayında Gazze''ye karşı Dökme Kurşun Operasyonu''nu başlatan İsrail, aynı zamanda BGG ile Gazze doğalgazı konusunda bir anlaşmaya varmak için yeniden harekete geçti. Görüşmelere paralel olarak süren katliam misali harekât, 1.387 Filistinlinin hayatını kaybetmesine neden olurken, bölgeyi Hamas''tan arındırmak amacını ise gerçekleştiremedi.
İSRAİL''İN ENERJİ OPERASYONU
İsrail''in Dökme Kurşun Operasyonu''nda Hamas''ı ortadan kaldıramaması, doğalgaz konusundaki planlarını sekteye uğratmıştı. Süreç böylelikle bir kez daha askıya alınırken, İsrail''in bölgedeki enerjiye olan ilgisi ise canlılığını sürekli korudu. Bununla beraber, Gazze doğalgazına ilişkin çabalar belirsizliğini korurken, İsrail açıklarında sırasıyla 2009 ve 2010 yıllarında keşfedilen Tamar ve Leviathan doğalgaz yatakları, bölgedeki enerji dengeleri açısından yepyeni bir sayfa açtı. Enerjide dışa bağımlılık anlamında İsrail''in elini oldukça rahatlatacak olan bu keşifler, aynı zamanda ülkenin, Gazze doğalgazı konusunda da masaya daha güçlü oturmasını sağlayacaktı.
Söz konusu yıllarda İsrail kendi kaynaklarına kavuşacak olmanın sevincini yaşarken, bu kez de beklenmedik olumsuz bir gelişme cereyan etti. İsrail''in makul şartlarda doğalgaz temin ettiği önemli bir kaynak olan Mısır''da, Hüsnü Mübarek iktidarının 2011 yılında son bulması, bu mecranın tehlikeye girmesine neden oldu. Nitekim hızla ilerleyen süreçte Sinai Boru Hatları sık sık saldırıya uğrarken, yeni Mısır yönetimi 2012''de doğalgaz anlaşmasını tek taraflı olarak iptal etti. Bunun sonucunda ise, İsrail''de elektrik fiyatları gözle görülür bir şekilde arttı. Bu noktada, İsrail''in elektrik tüketiminde 2000''li yıllarda önemli bir artış olduğunun da altı çizilmelidir. Ülkedeki elektriğin %40''tan fazla bir bölümü ise, doğalgaz kaynaklı elde edilmektedir. Dolayısıyla, uzmanlar tarafından İsrail''de yaşanabileceği öngörülen bir enerji krizine ilişkin endişelerin, Mısır''daki kaynağın devreden çıkmasıyla birlikte, son yıllarda giderek arttığını belirtmek gerekir.
İşte bu çerçevede, Leviathan rezervlerinin en erken 2017 yılında üretime geçebilecek olduğu göz önüne alındığında, herhangi bir enerji krizinin yaşanmaması amacıyla, İsrail''in Gazze Marine kaynaklarına olan ilgisinin son dönemde daha da güçlendiği ifade edilebilir. Bu bağlamda İsrail Başbakanı Netanyahu''nun, 2013 yılının sonlarına doğru Mısır kaynağının yerini doldurmaya aday olan Gazze doğalgaz sahasının geliştirilmesine yeşil ışık yakmasıyla birlikte, İsrail ve Filistin Yönetimi arasında, işbirliğine gidilmesi yönünde bir atmosfer oluşturuldu.
Ancak çok kısa bir süre sonra, 2014 yılının ilk aylarında, Filistin kanadında İsrail''in bu girişimini sarsacak tarihi gelişmeler yaşandı. Batı Şeria''yı yöneten ve İsrail''in desteklediği Filistin lideri Mahmud Abbas''ın El-Fetih partisi ve Gazze''yi hâkimiyeti altında tutan Hamas, 23 Nisan 2014 tarihinde ''Milli Mutabakat'' ilan etti. Hemen ardından Haziran ayında ise, iki taraf bir ''Milli Uzlaşı Hükümeti'' kurdu. Böylelikle, 2007 yılından itibaren devam eden Gazze''de Hamas ve Batı Şeria''da El-Fetih hükümetleri şeklindeki iki başlılık uygulaması sona ermiş oldu.Bu gelişme üzerine İsrail, uzlaşı hükümeti kurulması yönünde atılan imzaların, İsrail ve Filistin Yönetimi arasındaki görüşmelerin sonlanması anlamında bir imzaya eşdeğer olduğunu açıkladı. Böylelikle, müzakereler yeniden askıya alındı.
Gazze gaz kaynaklarına dair hayalleri böylelikle yeni bir problemle karşılaşan İsrail, Hamas''ın, bu kez daha ciddi bir oluşumla güçlenerek karşısına çıktığını görmüş oldu. Buna bağlı olarak, 2008-2009 yıllarındaki Dökme Kurşun Harekâtı''ndaki çıkış noktasına benzer biçimde, İsrail''in söz konusu enerji sorununa getirebileceği çözümün, Hamas''ın oyundan çıkarılmasından başka bir yol olması beklenemezdi. Zira İsrail''in kendi şartlarını kabul ettirebileceği bir anlaşma, Hamas''ın varlığında mümkün gözükmemektedir.
Öncelikle, Hamas''ın varlığının devam etmesi, İsrail''in, Gazze doğalgazını ele geçirmesine ve satmasına engel olacaktır. Oysa Gazze rezervleri, İsrail''in enerji arzı güvenliğine katkı sağlayacak olmakla birlikte, ülkenin enerji bağımlılığından kurtularak bu alanda ihracatçı statüsüne yükselme yolundaki planlarında da önemli bir bileşen olarak görülüyor. Bu anlamda Hamas, son dönemde yeni doğal kaynaklara kavuşan İsrail''in geniş bölgesel enerji stratejisine de ayak bağı olacaktır. Levant sahasındaki doğalgaz kaynaklarını, Avrupa ve çevre ülkelere ihraç etmeyi hedefleyen İsrail, Filistin''e ait rezervleri de kendi enerji çemberine alarak güç kazanmak istemektedir. Sahada hedeflediği entegrasyonlarla İsrail, Doğu Akdeniz''de oluşacak enerji koridorunda baş aktör olmayı arzu ettiğini açıkça gözler önüne sermektedir.
Öte yandan Hamas''ın varlığının devam etmesi, Gazze doğalgazından Filistin''in yararlanması yönündeki çabaları da güçlendirecektir. Filistin''in bu kaynakları kullanması durumunda ise, elde edilecek gelir, ülkenin ekonomik dönüşüm geçirerek kalkınmasını sağlayacaktır. Nitekim FYF 2012 Yıllık Raporu''na göre, Gazze Gaz Projesi''nin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi durumunda Filistin Yönetimi, enerji maliyetlerinde yıllık 560 milyon dolarlık bir düşüş kaydedebilecek ve her yıl 2,5 milyar dolarlık direkt gelir akışı elde edecektir. Bunun yanı sıra, elektrik üretimi anlamında bölgede dev enerji yatırımlarının yapılacağını beklemek de, hiç yanlış olmaz. Filistin''in bu minvalde enerji yoluyla ekonomik anlamda güçlenmesi ise, yoksullukla boğuşmayan ve yatırım yaparak hızla büyüyen bir Filistin anlamına geliyor. Bu ise, Filistinlileri ezmek ve bölgeden silmek isteyen İsrail''in menfaatleriyle, hiç şüphesiz doğrudan çelişiyor. Sonuç olarak, tüm bu gerçekler bir arada değerlendirildiğinde, Hamas''ın İsrail çıkarları önünde ne denli önemli bir tehdit unsuru olduğu açıkça görülüyor.
Bu bağlamda, Hamas''ın doğalgaz kuyularına girişine engel olmak ve bu amaçla da, grubun kökünü kazımak, İsrail için tek çıkış noktası olarak görülebilir. Hamas''ı ortadan kaldırmak ise, ona destek veren halk tabanını da önemli ölçüde zarar vermekten geçiyor. İşte İsrail''in Filistin''de uzlaşı hükümetinin ilan edilmesinin hemen arkasından, 8 Temmuz 2014 tarihinde başlatmış olduğu Koruma Hattı Operasyonu''nun arkasında yatan esas gerçek, Dökme Kurşun Harekâtı''ndaki katliama benzer şekilde, Hamas''ın bölgede giderek güçlenen hâkimiyetine dur demek ve doğalgazı sömürme planlarına netlik kazandırmak olarak tanımlanabilir.
Bu bağlamda, İsrail''in son saldırısının, Siyonizm''in faşist unsurlarının yanı sıra, esas olarak enerji jeopolitiği ile yakından ilgili olduğu açıkça ortadadır. Dolayısıyla, Gazze katliamının dünyaya yansıtılan sahte çerçevesi niteliğindeki ''Koruma Hattı Operasyonu'', esas itibariyle İsrail''in 2. kanlı ''Enerji Hattı Operasyonu''dur.