UMUT DENİZ ÖNCEL - YAZAR
Charlie Hebdo saldırısının hemen ardından henüz faillerin niyeti, kimliği tam anlamıyla açığa çıkmamışken bazı yazarlar sorumluluğu büyük bir iştahla müslümanların üzerlerine attı. Müslümanlar suçu üstlenmeli, özür dileyip kendilerine çekin düzen vermeliydi. İster istemez merak ettik bu aceleciliğin sebebini, işin esasını sorgulama gereği duymadan bu peşin hükümlerin amaçlarını. Biraz da hayıflandık gerçek entelijansiya nerede diye, karşımızda topu topu üç beş tane aydıncık nefret kusmakta. Öfkesinde boğulmayıp serinkanlı analiz yapabilenler ile düşüncenin namusunu kirletmeyecek insanlara ihtiyacımız var. Peki tüm bu teorik formasyondan sınıfta kalmış üçünçü sınıf aydıncık olan ulusalcı, liberal, devrimcilerin nefret ittifakının sebebi nedir? Dertleri ne ki alelacele Müslümanlar psikolojik olarak boğulmak isteniyor?
Son dönemde yaşanan tüm vahşeti ve mesuliyetini müslümanlara boca ediyorlar. Ki böylece ürkekleşerek savunmada kalsınlar! İstedikleri davasından utanan, inançlarını ifade etmekten çekinen Müslümanlar olmamız. Bu yüzden itikadımız ve yaşantımızla ilgisi olmayan davranışlarla bizleri suçluyorlar. Yükselmekte olan İslamın farkındalar ve öfkeleri giderek kabarmakta! Batı‘nın modern toplumları(ve pek tabii ki biz de dahiliz buna) hazza dayanan tüketici kültür içerisinde yıpranıyor. Bireylerin ruhları aşınıyor ve tükeniyorken kafasını kaldırmaya cesaret edip kendilerine verilenlere körükörüne inanmayı reddeden batılılar yüzlerini doğuya çeviriyor. Doğuda ışıl ışıl parlayan bir İslam yıldızı var; gelecek güzel günlerin, aydınlığın, sabahın habercisi...HÜMANİZM İNSAN SEVGİSİ MİDİR? Bu ışıltıyı henüz herkes farketmeden karanlıklarda boğmak niyetindeler. Açık ki İslamın çıkış yolu olmasını istemiyorlar. Ama aydıncıklarımızın İslamla doğrudan savaşabilecek cesaretleri, donanımları yok! O yüzdendir korkakça bu saldırıları mücadelelerinde bir araç olarak kullanmaya çalışmaları, kandan beslenmeleri. Fransa Cumhurbaşkanı Hollande‘ın bile saldırıların İslamla ilgisi olmadığını söylemesini not edelim, zira ülkemizdeki nefret ittifakının üyelerinin pespayeliklerini açık etmektedir. Farklılıklara olan tahammülsüzlükleriyle yetersiz Avrupa değerlerinin bile ne kadar geride kaldıklarının ispatıdır. Gezi ayaklanmasının parlattığı magazin yazarı hümanizmi „insan sevgisi“ zannederek Müslümanlara şekil vermeye çalışırken, bir diğeri Paris saldırılarının Türkiye‘nin işi olduğunu savundu. Böylelikle muhteşem bir parlaklık ile saldırıyı iç siyasi manivela olarak kullanmaya teşebbüs etti. Bu tür pespayeliklerin arkasındaki zihnin zavallılığına değinmek istemiyorum ancak Müslümanların üzerine enikonu bir adilik yağdırılıyor. İslamın Müslümanların anlayışlarından ibaret olduğu, çünkü bu anlayış dolayısıyla pratiğin oluştuğu bu yüzden de tüm Müslümanların yapılanlardan sorumlu olduğu yazıldı. Hamle akıllıcaydı ama yeteri kadar değil. Bilinen bir hadistir; İslam ümmeti 73 fırkaya ayrılmıştır. Hadisin işaret ettiği üzere Müslümanlar başta itikadi olmak üzere bir çok konuda farklı düşünüyor, yani yapısal olarak ayrı düşmüşlükler var. Ki bunun yansımalarını tarihimiz boyu birçok tartışmada gördük. İslam hakkında temel konuları bilmeden İslam hakkında hüküm vererek Müslümanları cahillikle suçlamaya çalışanların çırpınışlarını okumak keyifli olabilirdi, lakin ortada bir zulüm var. CHARLİE HEBDO MADIMAK DEĞİLDİR Nasıl ki Srebrenitsa katliamını yaptıkları için, dahası vahşetin yıldönümlerinde Müslümanların o günleri hatırlaması için topluca domuz çeviren Ortodoks Sırplardan dolayı tüm Hristiyanları suçlamıyorsak, nasıl ki Orta Afrika Cumhuriyeti‘nde Müslümanları katleden Hristiyanlardan dolayı diğerlerini katil olarak görmüyorsak Charlie Hebdo saldırısından dolayı da tüm Müslüman alem suçlu çıkartılmaz/çıkartılamaz. Çok basit bir mantık değil mi? Heyhat, aydıncıklarımız bu mantığı yürütebilecek konumda değil. Zira başarısız Gezi ayaklanmasından beri kanları nefretle zehirlenmekte! Artık düşüncenin de namusunu ayaklar altına almaktalar. Öte yandan Charlie Hebdo saldırısını Madımak olayları ile bağlantılandırarak hiçbir Müslümanın bunlara tepki göstermediği yazılmaktadır. Onların istediği şekilde, yerde ve zamanda kınamayınca muteber olamıyoruz. Kibrin esaretine bakar mısınız? İslam hukuku çerçevesi dışında Vahhabi ve Neo-haricilerce yapılan insanları, hayalleri, umutları yok eden saldırılara karşı Ehli Sünnetin tutumu açıktır. Bunu anlatmak bile gereksizdir, zira bu tutum nedeniyle birçok Ehli Sünnet alimi saldırıların hedefi olup hayatlarını kaybetmiştir. Ancak pek tabii ki aydıncıklarımızın bundan haberi yoktur, görmek istemezler. Düşünce yetilerini kaybettikleri gibi ahlaki ilkelerini de kaybetmişlerdir. NEFRET İTTİFAKI Bir diğer şaşkın da „alnı secde görmüş iyi Müslümanlar nerede?“ diye soruyor. Onlar güçleri yettiğince mazlumların sıkıntılarını gidermekte! Kah Gazze‘de kah Suriye‘de! Sözgelimi İHH Suriye‘de çocuklar donarak ölmesin diye bir kampanya düzenliyor, eğer o şaşkın da „Çocuklar Üşümesin“ yazıp 3072‘ye gönderirse alnı secde görmüş iyi Müslümanların neler yaptığına dair bir fikri olabilir. Sonuç olarak anlaşıldı ki İslama tahammül edemeyen nefret ittifakı, ezkaza gücü ellerine geçirse ülkemizi Müslümanlara yeniden dar edecektir. O halde bu tür yozlaşmış grupların pespayeliklerine meydanı boş bırakmamak gerekir. Bu bilinçle vaktimizi iyi değerlendirip çalışmalarımızı aksatmadan devam ettirmemiz gerekmektedir. Aksi taktirde vebalin ağır olacağından korkulur. Vesselam!