Hayatın ve tarihin içerisinde her tür bozulma ve çürüme sorumsuzlukla başlar. İçerisinde bulunduğumuz dönemde, bizleri birbirimize bağlayan ümmet inancı ve düşüncelerinin yerine, ne yazık ki, bizleri birbirimizden ayıran milliyetçilikle ve mezhepçilikler geçiyor. Müslümanlar arasında, Müslüman toplumlar arasında mezhepçi ve hizipçi mülahazalarla psikolojik bir soğuk savaşın sürdürülüyor olması, hiç bir gerekçeye dayanılarak meşrulaştırılamaz. Böyle bir savaşa katılan bütün taraflar, sorumsuzca hareket ettikleri için, bağnazca hareket ettikleri için ümmetin geleceğini yok ediyor. Müslümanlar arasında yaşanan güvensizlik ilişkileri İslam vicdanını derinden yaralıyor.
CESUR OLMALIYIZ
Ne pahasına olursa olsun, İslami bağımsızlığımızın ve geleceğimizin sorumluluğunu üstlenmeye cesaret edebilmeliyiz. İslama yönelik olarak sürdürülmekte bulunan olumsuz imaj çalışmalarının, emperyal stratejinin gereği olarak yürütüldüğünü bilmeliyiz.
Medya kampanyaları karşısında, medya sorgulamaları yapabilmeliyiz. Hem yerel bağlamda, hem de küresel bağlamda bizlere anlatılan resmi hikayelerin kuşkuyla, eleştirel bir derinlikle değerlendirilmeleri gerekir.
İRAN VE İSRAİL
Bugün, İran ve Suriye konusunda gerçek bağlama nüfuz edilmeksizin yüzeysel ve mezhepçi değerlendirmeler yapılıyor. İran''ın nükleer caydırıcılığa sahip olmak istemesini anlamak zor olmasa gerekir. İsrail''in nükleer bir tekel olması hiç gündeme alınmazken, Rusya, Hindistan, Pakistan gibi İran''ın komşularının nükleer statüye sahip oldukları hatırlanmazken sürekli olarak İran''ın gündemde kalması düşündürücüdür. İran''a yönelik küresel/emperyal/seküler histerinin temelinde, İran''ın İslami bir siyasal modeli, bağımsız bir modeli, devrim yoluyla hayata ve tarihe geçirmiş olması gerçeği vardır.
Günümüzde hiç bir biçimde kendisini güvende hissetmeyen İslam toplumlarından emperyalist dünyaya karşı ''hoşgörü'' beklemek kadar, büyük bir saçmalık/ahmaklık olamaz. Günümüzde, özgürlük ve bağımsızlık adına hiç bir risk almayan, almak istemeyen, bir direniş ve muhalefet kültürü oluşturmayı akıllarından bile geçirmeyen statükoculukta, sağcılıkta, muhafazakârlıkta, milliyetçilikte karar kılan cemaatler, ''hoşgörü'' diliyle gündemde kalmak, başkalarının onayını almak istiyor.
İSLAM ÇIKAR İÇİN KULLANILMASIN
Hangi nedenlere dayalı olursa olsun, başkalarının dikkatini çekmek için, kendimizden söz ettirebilmek için, aziz İslam''ı araçsallaştırarak teatral gösterilere ve oportünist propaganda kurgularına, yalanlarına tevessül etmemeliyiz.
Karşı karşıya bulunduğumuz çok ağır sorunları, emperyalist, sömürgeci etkilere/müdahalelere bağlamak kolaycılığı seçmektir. İslami bütünlüğe sahip olsaydık, bu bütünlüğü, ümmet bilinci ve dayanışması içerisinde özgür bir şekilde, onurlu bir şekilde temsil ediyor olsaydık, keyfilikler, bencillikler, karşıtlıklar, bağnazlıklar, önyargılar, düşüncesizlikler, teslimiyetçilikler ve konformizm bizleri beyinsizleştirmemiş olsaydı, bütün bu ağır sorunlarla karşılaşmayacaktık.
TARİH DERDİMİZ VAR MI?
Kendi tarihimizi; kendi inançlarımız, dünya/ahiret görüşümüz, hayat tarzımız doğrultusunda inşa etmediğimiz sürece, hiç bir etkin konuma sahip olamayacağız. İçerisinde yaşadığımız toplumda da görebileceğimiz üzere, kurulu düzenle, kurulu düzenin değerleriyle uzlaşan İslami unsurların gündeminde kendi tarihimizi inşa etmek gibi bir konu yoktur. Gönüllü olarak aldığımız, kendi isteğimizle aldığımız medya uyuşturucuları, propaganda uyuşturucuları, dini hayatın vazgeçilemezleri haline gelen menkibelerin, propaganda amacıyla seri olarak kurgulanan, imal edilen rüyaların oluşturduğu uyuşturucular, bizleri çok korkunç bir köleliğe mahkûm ediyor. Uyuşturucu bağımlılarından yeni bir tarihi inşa etmeleri, radikal bir dönüşüm gerçekleştirmeleri, bir muhalefet kültürü oluşturmaları asla beklenemez.
Gönüllü olarak aldığımız, masal/menkıbe/rüya/propaganda uyuşturucuları bizleri çok güçsüz kılıyor, çok değersiz kılıyor çok niteliksiz kılıyor. Gelenekçi, mistik batini, işraki uyuşturuculara bağımlı hale gelenler, getirilenler dönüştürücü zihinsel çabalar ortaya koyamaz, tutarlı, kapsayıcı eleştiriler yapamaz, eleştirel bir zihin dünyasına sahip olamaz, tarihsel/sosyal/politik çözümlemeler üretemez.
BAĞIMSIZ OLMAK
Aynı şekilde, modanın diktatörlüğüne boyun eğerek, modanın ürettiği/sergilediği, bayağı bir zevk nesnesi haline getirilen yapay kadınlar da, moda uyuşturucuları karşısında bağımsız bir duruş gerçekleştiremezler.Nerede yaşıyor olursak olalım, günümüzde yaşanan olaylarla ilgili olarak üretilen resmi yorumları paylaşmak zorunda değiliz. Resmi yorumlar etrafında eleştirel sorular sormak zorundayız. İslam toplumlarında yaşanan, yapısal olmayan değişim hareketleri/ayaklanmalar, küresel/ emperyal etkilerin bir yansımasıdır. Burada, Ortadoğu''da yaşanan ayaklanmalarla ilgili olarak, bütün ayaklanmacıların, niçin İslami değişim/dönüşüm/düzen talep etmediklerini konuşmak/tartışmak gerekir. Müslümanlar olarak hepimizin küresel/emperyal/seküler etkiler sebebiyle İslami dilin/söylemin/düşüncenin/kültürün içeriğinin olumsuz yönde değiştiğini hatırlamamız gerekir.
FARK ETMEDİĞİMİZ DÖNÜŞÜM
Kendilerini emperyal merkeze göre konumlandırarak tanımlayan ve meşrulaştırmaya çalışan işbirlikçi cemaatleri /akımları da tartışma gündemine alabilmeliyiz.
Yalnızca haklı olmak yetmiyor, haklının aynı zamanda, haklılığını kanıtlayabilmesi için sesini-iradesini yükseltmesi gerekiyor, haklı olduğumuzu kanıtlayabilmek için ikiyüzlü ''insan hakları'' tanımının himayesine ihtiyacımız olamaz. Emperyalist güçlerin/yapıların işledikleri bütün kötülüklerden, modern-seküler-liberal-demokratik kavramları sömürerek aklanmaya çalıştıklarını kaydetmeliyiz.
Günümüz dünyasında her tür bilgiye ulaşmak artık çok kolay, ancak, bilgiyi üretenlerin, bu bilgiyi ideolojik amaçlarla, ırkçı amaçlarla, sömürgeci amaçlarla yönlendirdiklerini, kullandıklarını dikkatlerimizden uzak tutmamalıyız. Tek bir dile, tek bir siyasal ideolojiye/modele, tek bir kültüre asimilasyonu dayatan her ırkçı histeriye karşı sonuna kadar direnebilmeliyiz.