1980 yılından sonra 15 hükümet, 8 Başbakan, 5 Cumhurbaşkanı, 8 de Genelkurmay Başkanı geldi geçti ama can yakan kronik bir sorun çözülemedi. Olağanüstü hal bölge valiliği kuruldu, demokratik hukuk devletlerinde olağan sayılamayacak bir çok yol ve yöntem denendi. Ama sorun, çözülmek bir yana daha da derinleşti, kanama bir türlü durdurulamadı. Hazırlanan raporlar hep raflarda kaldı. Herşey bir yana sorunun adını koyabilecek cesarette, yüreklilikte bir siyasetçi de ortaya çıkmadı. En cesur siyasetçi bile mesele söz konusu olduğunda muğlak ifadelerle sorunu tanımlamaktan öteye geçemedi. Soruna parmak basanlar yaftalanmaktan, dışlanmaktan, türlü eziyetlere maruz kalmaktan kurtulamadı. Daha önemlisi Türkiye''nin bu en büyük, en kronik ve acil sorununa bugüne kadar hep güvenlik ve ekonomi penceresinden bakıldı, teşhis yanlış olunca tedbirler de nihai çözümü üretemedi. Görevi sorunlara çözüm bulmak olanlar sorunu perdelemekten, inkar etmekten, toplumun nazarından kaçırmaktan geri durmadılar. ''Çözümsüzlük çözümdür'' politikası, belli bir bedeli ödemeyi göze alarak sorunu olduğu gibi muhafaza etme anlayışını üretti. Ama bedel ödeyen hep millet oldu. Devlet ve iktidar kadroları, meseleyi uzun vadeli stratejilerle yönetmekten ziyade kısa vadeli taktikler ve günübirlik yaklaşımlarla yönetme yolunu tercih ettiler. Ancak gelinen noktada çözümsüzlük politikasının sürdürülebilir olmadığı, Türkiye''ye büyük bedeller ödettiği ve ülkenin birlik-bütünlüğünü tehdit etmeye başladığı görüldü.
2002 sonunda yaşanan iktidar değişimi, Kürt meselesine yönelik devlet bakışını tamamen değiştirdi. AK Parti ve R. Tayyip Erdoğan meseleyi gerçekçi zeminde ele alarak, ahlaki, vicdani ve insani bir duruş geliştirdi.
ERDOĞAN''IN KÜRT RAPORU
Erdoğan Refah Partisi İstanbul il Başkanı iken 1991 yılında ezber bozan bir Kürt meselesi raporu hazırlıyordu. Cumhuriyet tarihi boyunca hazırlanan ve birbirinin benzeri olan çok sayıda rapordan çok farklı olan bu rapor ciddi bir farkındalık oluşturuyordu.
Cemil Ubaydın''dan Abdulhaluk Renda''ya, Fevzi Çakmak''tan İbrahim Tali Öngören''e, İsmet İnönü''den Mahmut Esat Bozkurt''a kadarbir çok kişinin hazırlattığı raporlarda şu öneriler yer alıyordu:
- Asayişin sağlanması için sert askeri tedbirler alınsın,
- Kürtlerin çoğunlukta oldukları yerlerde asimilasyon (Türkleştirme) politikaları uygulansın,
- Kürtçe konuşulması yasaklansın,
- Mecburi iskan uygulansın, batı bölgelerine göçler özendirilsin.
Tek parti dönemi CHP siyasi kadrolarının ve dönemin devlet bürokrasisinin önerdikleri tedbirler bunlar ve benzeri tedbirlerdir.
- 1908 yılında İttihat ve Terakki Partisi''nin iktidara gelmesinden 2002 yılında Ak Parti''nin iktidara gelmesine kadar yönetici kadrolar hep bu anlayışla meseleye yaklaştıkları için olumlu bir sonuç alınamamıştır. Çünkü bütün bu raporlarda hak yok, hukuk yok, adalet yok, şefkat yok, merhamet yok, sevgi yok, insan hakları ve demokrasi hiç yok! Kendi kardeşlerini ve vatandaşlarını farklı oldukları için dışlayan, ötekileştiren, tehdit sayan, yok farzeden tekçi, laikçi, ırkçı ve dayatmacı tek parti Kemalist CHP zihniyeti var.
- Başbakan Erdoğan''ın hazırladığı rapor ise resmi ideolojinin ve devletin tutumunu cesaretle sorgulayarak olaya yaklaşıyordu. Erdoğan, raporunda önce meselenin adını koyuyor, mesele Kürt meselesidir diyor ve daha gerçekçi öneriler getiriyordu:
- Meseleyi çözmek Kürtlerin etnik farklılıklarından dolayı çektikleri acıyı itiraf etmekle başlar.
- Kürtler dillerini serbestçe konuşabilmelidir.
- Anadilin eğitim başta olmak üzere geliştirilmesi serbest olmalıdır.
- Silah ve şiddet asla çözüm değildir.
- Ortak paydamız bizi bir yapan, beraber yapan, kardeş yapan Müslümanlık ve kardeşlik hukukudur.
Bu raporuyla Sayın Erdoğan farklı olduğunu, meseleye alışılmamış ayrı bir pencereden baktığını kamuoyuyla açıkça paylaşıyordu. O gün bunları söyleyen Erdoğan iktidar olunca da düşündüklerini uygulamaya başlamış, açıkça paradigma değişimine gitmiştir.
Kürtler onun iktidarında 24 saat Kürtçe yayın yapan resmi bir televizyon kanalıyla tanıştılar. Onun döneminde anadilde eğitim özel okullarda serbest oldu. Onun döneminde çocuklarına Kürtçe isim koyabiliyorlar, kültürlerini yaşama ve araştırma imkanına sahip oluyorlar. Onun döneminde üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri açılıyor.
Kürtler şunu da görebiliyorlar: Recep Tayyip Erdoğan eskinin yerine yeni ve insani şeyler koymaya çalışıyor. Sokaktaki adamı dışlamıyor, hor görmüyor, sıkıntısına ortak olmaya çalışıyor, halkın diliyle konuşuyor, kendini onlardan ayırmıyor. Farklı toplum kesimlerini birbirine yaklaştırmak ve kaynaştırmak istiyor, aralarındaki uçurumların üzerine köprüler yapmaya çalışıyor.
Recep Tayyip Erdoğan Kürt''ü Türk''ü kardeş biliyor, tek yolun nihai çözümden geçtiğine inanıyor. Hulasa Recep Tayyip Erdoğan''ın haklı taleplerinde Kürtlere hep kucak açıyor ve çözüm yolunda ilerledikçe Kürtlerin desteğini yanında göreceğini çok iyi biliyor. İktidarların yanlış politikaları sebebiyle oluşan güvensizlik Erdoğan döneminde son buluyor. Sosyal fay hatlarını harekete geçiren, ayrışmayı tetikleyen yaklaşımlar bu dönemde ortadan kalkıyor. Karşılıklı güvenin ve inancı yeniden tesisi, Erdoğan''ın büyük bir başarısıdır.
ESKİ TÜRKİYE''NİN SİYASET ANLAYIŞI
Kürt kökenli vatandaşlarımızın yarıdan fazlası AK Parti''ye oy veriyor. Görünen o ki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kürtler, çözüm sürecinin mimarı olan Erdoğan''a desteklerini esirgemeyecektir. Her konuda olduğu gibi Kürt meselesindede samimiyeti ve cesareti Kürtler tarafından görüldüğü için desteklerini artırarak devam ettireceklerdir. Kürtler sorunlarının AK Parti, daha doğrusu Erdoğan tarafından çözüleceklerine inanıyorlar. Çünkü:
- 1970''li yıllardan sonra metropollere göç eden Kürtlere RP döneminde de AK Parti dönemindede sahip çıkan Recep Tayyip Erdoğan''dır.
- Kürtler gerek partide gerek yerel yönetimlerde temsil ediliyor, var kabul ediliyorlar.
- AK Parti onları diğerleri gibi ötekileştirmiyor, eşit ve kardeş biliyor.
- Sayın Başbakan bu samimiyetini hem RP hem de AK Parti döneminde icraatlarıyla ortaya koymuştur.
- Bu seçimlerde Kürtlüğü veya Türklüğü veya bir başka unsuru oylamıyoruz. Eski Türkiye''nin siyaset anlayışıyla yeni Türkiye''nin siyaset anlayışını oyluyoruz. Herkesten daha çok Kürtler eski Türkiye''nin siyaset anlayışıyla Türkiye''yi yönetmenin ve aydınlık bir gelecek kurmanın mümkün olmadığını biliyorlar. Fazla geriye gitmeye gerek yok. Eski Türkiye''de binlerce fail-i meçhul cinayet var. 1993 yılında işadamları hakkında verilmiş infaz kararları var. Devletin rutin dışına çıkmasının normal görüldüğü zamanlar var. Yakan, yıkan, yok sayan, inkar eden kötü pratikler artık tarih oldu.
ERDOĞAN FAKTÖRÜ
Suriye''yi de, Irak''ı da görüyorlar. Türkiye, Irak ve Suriye''nin etnisite ve mezhep yapısı itibarı ile birbirine benzediğini de biliyorlar. Bugün Türkiye''de komşularımızda dram yaşanmıyorsa bunun en büyük faktörünün Recep Tayyip Erdoğan olduğunu da biliyorlar. Bugün eğer Türkiye -Allah korusun- eski siyaset anlayışıyla yönetilmiş olsaydı komşularımızda yaşananlar bizde de yaşanabilirdi. Recep Tayyip Erdoğan bu ülkenin, birliğinin beraberliğinin sigortasıdır.
Kürtler varlıklarını muhafazakar, dindar ve ümmet şuuruna sahip olarak sürdürmek istiyorlar. İslam kimliğini, muhafaza ederek Müslümanlıklarıyla beraber; laikçi ırkçı ve sol kimliklerin etkilerinin uzağında yaşamak istiyorlar.
Farklılıkları zenginlik gören, ötekileştirmenin olmadığı, dilinden ve dininden dolayı kimseyi aşağılamayan, özde ve sözde vatandaşın olmadığı, herkesin birinci sınıf vatandaş olduğu yeni bir dönemin başındayız. Erdoğan''ın Kürtleri de Türkleri de temsil ettiğini, Kürt meselesine büyük bir cesaretle sahip çıkarak bütün Türkiye''ye mal ettiğini, Cumhurbaşkanlığıyla beraber daha etkin olacağını biliyorlar. Bunun için Recep Tayyip Erdoğan''a oy vermenin yeni Türkiye''den, değişimden ve reformdan yana olmak, aksinin ise statükodan yana olmak olduğunu Kürtler çok iyi biliyorlar. Bir Kürt işadamı Namık Sakık Kürtlere tercüman olacak şekilde '''Recep Tayyip Erdoğan bu ülkeye Cumhurbaşkanı olmalıdır. Kürtlerin ona oy vermesi lazım. Bu sorunu çözecek tek adam Recep Tayyip Erdoğan''dır. Çözüm arıyor, herkese eşit davranıyor, dik duruyor, ülkeyi bütünleştirip, büyütüyor''' diyor. Memleketi olan Muş''a gideceğini Recep Tayyip Erdoğan için köy köy dolaşarak oy isteyeceğini de sözlerine ekliyor. Namık Bey''in bu tavrı çok anlamlıdır. Çünkü sıradan bir insan değil bunu söyleyen, bu meselede büyük bedeller ödeyen bir ailenin bireyidir. Kürtler kardeşçe, özgürce, insanca bir yaşam için Yeni Türkiye idealine inanıyorlar ve Erdoğan''a güveniyorlar.