Merve Kavakçı olayı

Hasan Ali Yıldırım
Merve Kavakçı olayı

Son zamanlarda 'irtica' kavramı çokça tartışılıyor. Kaosa sebep olan bu tartışmalar, bu kavram etrafında dönüyor. Tartışılan temel kavram bu olmakla birlikte tartışmaların dil alanına 'demokratikleşme', 'din özgürlüğü', 'insan hakları' gibi kavramlar da giriyor. Düşünce Günlüğü'nde bugün yayınladığımız 'Entegrasyon ideolojisinin oluşumu' başlıklı yazıda Sait Mermer, bu kavramların kimler tarafından nasıl gündeme getirildiğini ve hangi üslupla tartışıldığını anlatıyor.

SAİT MERMER

Sistem, Müslüman kamuoyunu manivelanın merkezini oluşturan "irtica" kavramını kullanarak ajite etme yolunu tercih ediyor. Bununla birlikte İslamcı aydın, sistemin bu ajitasyon politikası karşısında kendini "demokratikleşme", "insan hakları", "din özgürlüğü" kavramları etrafında manevra yapmak suretiyle savunmayı tercih ediyor. Sonuçta, durum, içinden çıkılmaz bir hale bürünüyor.

Sistem ne diyor, ne yapıyor?

Sistem, karşı olduğu fikrin mensuplarına yıllardır savunageldiği bir iddia ile karşı koyuyor. Bu iddia, yukarıda da işaretlediğimiz gibi "irtica" iddiasıdır. İrtica diyor, ezana kısıtlama getirecek girişimlerde bulunuyor. İrtica diyor; İmam Hatip Liseleri'ni kapatıyor. İrtica diyor; Kur'an kurslarını kapatıyor, Kur'an eğitimini yasaklıyor. İrtica diyor; İslami vakıf ve derneklere baskınlarda bulunuyor. İrtica diyor "Başörtüsü yasaktır" diyor. Son olay olarak İstanbul Milletvekili Merve Kavakçı'ya TBMM'de yemin ettirilmemesini ve kendisine karşı linç girişiminde bulunulmasını örnek olarak gösterebiliriz. Kavakçı, millet tarafından milletvekili olarak Meclis'e gönderildiği halde, Kavakçı'yı Meclis'e sokmamakta ısrarlılar. Bu da gösteriyor ki, sistem başörtüsüne karşı kesin bir düşmanlık içindedir. Kavakçı'yı Meclis'e sokmaya da niyetli görünmüyor. Ümit ederiz ki, Merve Kavakçı, direnişini sürdürsün ve Meclis'e girsin. Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere sistem, niyetini ortaya koyuyor. Türkiye'de Müslümanlar'a serbest hareket alanı tanımadığını, belirlediği çerçevenin dışına çıkılamayacağını ilan ediyor. Bütün bunları yaparken "irtica" kelimesini kamuflaj olarak kullanıyor. Yıkmayı amaçladığı düşmanına "irtica, mürteci" diyerek saldırıyor. Açıkça sistem, semantik olarak "irtica"nın içini doldurmuş bulunuyor. Bu da şu: "Topyekün hayatın bütününe müdahale eden İslam ve bu İslam'a teslim olmuş Müslüman..." Bunun karşısında İslamcı aydın sistemin irtica kamuflajıyla üzerine gelmesi sonucunda "irticanın tanımı yapılsın, biz mürteci değiliz" şeklinde bir karşı savunma geliştiriyor. Sistemden demokrasi, insan hakları, din özgürlüğü talebinde bulunuyor. Bu tavır karşısında durum, içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Sonuçta kaos ortamı oluşuyor. Kaotik ortamın sıkıntıları Müslüman kamuoyunu endişeye sevkediyor. "Ne yapılmalı?" sorusu gündeme geliyor.

Ben, "Ne yapılmalı?" sorusundan ziyade, "Niçin bu hale gelindi?" sorusuna cevap bulunmalı diyorum. Kanaatimce meselenin temel sebeplerinden bazıları şöyle:

İslam'a nisbetle dünya görüşü eksikliği,

Fikrî ve pratik tavır yoksunluğu,

Yoksunluğun doğurduğu savunma psikolojisinin oluşumu,

Kaşıt tarafın ideolojik yapısına yaklaşırken, ortaya çıkan entegrasyon olayı,

Entegrasyon ideolojisinin oluşumu.

İslam'a nisbetle dünya görüşü demek, İslam'ın bütün bir kâinatı kuşatan ana altyapısından hareketle, ferdî, içtimaî, iktisadî mefkûresini oluşturmak ve bu mefkûreyi muhatap olduğu cemiyete sunmak. Yani, İslam aydını, içinde bulunduğu cemiyete, neyin karşısında nasıl tavır alınacağını "niçin" ve "nasıl" boyutlarını işaretleyerek gösterebilme özelliğine sahiptir. Keskin bir idrak ve cehde sahip olan aydın, toplumun nabzını tutar; dost ve düşman kutupları işaretler. Karşı oluş ve birlik oluşların manevralarını yönlendirir. Bir başkasının hadiseleri yönlendirmesini boşa çıkarır. Bunu ana fikir sistemine nisbetle aksiyon ortaya koyarak yapar. "Ana fikir sistemi" diye tarif ettiğimiz dünya görüşü eksikliği, bugünkü kaotik ortamın oluşmasında en büyük etkendir. Dünya görüşüne sahip olmayan İslamcı aydın(!) toplumun nabzını tutamıyor, olayların geliş ve gidişini teşhis edemiyor veya teşhis etmede zayıf kalıyor. Sonuçta, hadiseleri başkalarının yönlendirmesine imkan tanıyor. Kendisini de bu oluşun içine bırakıyor, bir kuru yaprak gibi karşı tarafın yönlendirmelerinin kurbanı oluyor. Kısacası, dünya görüşü eksikliğinden kaynaklanan fikrî ve pratik tavır yoksunluğuna duçar oluyor. Bu yoksunluk, ileri hamle tavrını yok ediyor. Aydın, varolma problemini savunma psikolojisi ile halletme yolunu tercih ediyor. "Biz mürteci değiliz" şeklinde bir karşı savunma geliştirerek karşı olduğu kutbun çizdiği alanda manevra yapmaya başlıyor. Zaten kavramı ortaya atanlarca manalandırılması ve içinin doldurulması gerçekleştirilmiş olan "irtica" kelimesinin yeniden manalandırılmasını taleb etmek gibi bir tezata düşüyor. İrticadan kasıt belli olduğuna göre "Biz İslam dünya görüşünün sahipleri olarak bu kavramdan neyi kastettiğinizi iyi biliyoruz. Siz ise, kelimenin arkasına gizleniyorsunuz" şeklinde bir hamleyle karşılık vereceği yerde "irtica" kelimesini üzerine alınarak "Biz mürteci değiliz" gibi savunma psikolojisi merkezli çıkışlarla meseleyi çözmeye çalışıyor.

Yanlışlık pahalıya maloluyor

Sonuç olarak bu psikoloji İslam aydınını(!) karşı kutbun fikrine kavramsal ve pratik planda yaklaştırmaya başlıyor. Müslüman aydının karşı tarafa yönelmesiyle, karşı kutupla bir entegrasyon ihtiyacını doğuruyor. Çünkü, karşı kutba meyleden aydın, fikrî ve pratik alanda yakasını kaptırmış oluyor. Sonra, sözler, edalar yeni bir şekil alıyor. Artık, kavramı ortaya atanlarca içi doldurulmuş bulunan "irtica" kavramı, anlam ve kasıt planında kabullenilmiş bulunuyor. Geriye sadece kendisinin irticayla ilgisinin olmadığını iddia etmek kalıyor. Tabii ki, ferdî şahsiyet yok olmaya başlayınca, ictimaî mesuliyet de ortadan kalkmış bulunuyor. Bu tavır kişinin tüm şahsî ve içtimaî hayatının fragmanlarına yansıyor. Müslüman, bu oluşturduğu aciz tavrın sonunda içinde bulunduğu halin psikolojisi gereği, hayatının tüm alanlarını ilgilendiren yeni bir entegrasyon ideolojisine ihtiyaç duyuyor.

Merve Kavakçı olayı ipin inceldiği noktadır. Bu konuda neticeyi İslamcı aydının tavrı belirleyecektir.