Temellerin duruşması

AK Parti''nin, 1926''da hukuksuzluğu yok etmek adına yapılan hukuksuzlukları gizlemek için kamuoyunda yaratmak istenilen, ''debdebe'' ortamına ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Zira -altını tekrar çizerek- bu davanın siyasi yahut hukuki olmaktan çok bir zihniyet hesaplaşması olduğunu düşünüyorum.

Sercan Zorbozan
Temellerin duruşması

Türkçe edebiyatın en güçlü romanlarından biridir Kurt Kanunu. Cumhuriyet tarihinin Ergenekon operasyonları başlayana kadar yapılmış en büyük ve ilk büyük siyasi hesaplaşmasını anlatır, üstad Kemal Tahir''in eşsiz tahlilleri ve gözlemleriyle. 1926-İzmir Suikastı Davası üzerinden ilerler, sayfalar eridikçe imparatorluğun son, Cumhuriyetin ilk yıllarına değin uzanan bir panoramaya dönüşür. Kurt Kanunu''nu ilk okuduğumda on sekiz yaşımı doldurmak üzereydim ve kaderin cilvesi midir bilmem, bir haber kanalı adına İstanbul''da, Tuncer Kılınç ve Hurşit Tolon''un da gözaltına alındıkları Ergenekon dalgasını takip ediyordum.

Beşiktaş Adliyesi''nin önünde kameramanım Zeynel ağabey (kulakları çınlasın) ve birçok tecrübeli gazeteciyle, Ocak ayının dondurucu soğuğunda bekleşirken aklıma ilk olarak bu roman gelmişti. 1926 ile 2009 yılları politik açıdan ne kadar da birbirine benziyordu, şaşırdığımı hatırlıyorum, yeni yeni köşe yazısı denemeleri yaptığımdan hemen kağıda kaleme sarıldım, sayfalarca yazdım. Başlığım, ''Zekeriya Öz, Kurt Kanunu''nu okudu mu?'' idi. Aradan yıllar geçti, Ergenekon operasyonları tamamlandı, mahkeme kuruldu ve geçtiğimiz günlerde kararlar açıklandı.

Hukuki boyutunu analiz edecek yetkinliğim yok, o yüzden daha farklı bir açıdan yaklaşmayı deneyeceğim. Zaten bu yazıyı da Başbakan Erdoğan''ın başdanışmanı Yalçın Akdoğan''ın, kararlar açıklandıktan sonra Twitter''de yazdığı bir cümle üzerine kaleme alıyorum. Akdoğan, ''Cumhuriyet tarihinin en büyük hukuki hesaplaşması'' olarak niteliyor davayı. Vermek istediği mesaj net olduğundan üzerine çokça yorum yapıldı, genellikle yergiler ön plana çıktı. Bunun nedeni aslında basit, uzun tutukluluk sürelerinin yarattığı mağduriyet, Ergenekon Davası''na olan yaklaşımı sadece hukuki bir temele hapsetti, birçok kişi mağduriyetler üzerinden bir çerçeve oluşturdu ve o çerçeveden olaya baktı. Peki bu çerçeve ne ölçüde doğru, hakkaniyetli ve objektif? Yine, AK Parti''nin ve ''muhafazakâr demokrasi'' kavramının ideologlarından olan Yalçın Akdoğan''ın cümleleri üzerinden irdeleyelim.

1926''DAN 2013''E AKAN ''NEHİR-SİYASET'' ANLAYIŞI

Prof. Dr. Hakan Yavuz''un editörlüğünde, Kitap Yayınevi tarafından basılan, ''AK Parti: Toplumsal Değişimin Yeni Aktörleri'' isimli derleme kitapta, Yalçın Akdoğan''ın da, ''Muhafazakâr Demokrat Kimliğin Önemi ve Siyasal İslamcılıktan Farkı'' isimli bir makalesi var. Bu makalede Akdoğan önce muhafazakâr-demokrasinin parametrelerini tanımlar. Bir yerde; ''Siyaset alan uzlaşı kültürüne dayanır, toplumsal farklılıkların siyasal alanda dile gelmesi, siyaset alanının ancak uzlaşı temelinde kurulmasıyla mümkündür'' der.

Ardından AK Parti''nin ortaya çıktığı siyasal konjonktürün bir dizi (bana göre birçok) olumsuzlukla yoğrulduğunu, bundan ötürü de partinin temel misyonlarından birinin, ülke siyasetinin normalleştirilmesi olduğunu belirtir. Hatırlayalım, 2002 seçimlerinden hemen sonra AK Parti''nin ilk adımlarından birisi AB ile müzakerelere başlamak için yapılan girişimlerdi. Haliyle yasalarda AB normları esas alınınca, iç siyasette de bir uzlaşı alanı çabası kaçınılmazdı, irili ufaklı birçok sosyal dönüşüm yaşandı. Ancak Akdoğan''ın aynı makalede belirttiği gibi, muhafazakâr demokrasi anlayışının ''devrim değil evrim'' yani dönüşümün kendi akışı içerisinde gerçekleşme pratiği, geçmişi neredeyse yüz yılı bulan kemik devlet yapısını rahatsız etti.

Kemik, bilirsiniz, dış yapısı itibarıyla sert ve yekpare görülür ama içinde birbirinden çok farklı dokular, oynak kıkırdaklar vardır. İşte tüm bu yapılar, dönüşümün öncüsü olma misyonuyla yola çıkan AK Parti''nin karşısında ittifak yapmak zorunda kaldılar. 2000''lerin ortalarına kadar kısmi sükunet içerisinde aranan siyasal alan uzlaşısı, e-muhtıralar, derin devlet refleksleri ile sekteye uğradı.

Kaçınılmaz olarak bir hesaplaşma başladı, dünyanın her yerinde dönüşüm zamanlarında bu tür hesaplaşmaların yaşanması normaldir. İyidir yahut kötüdür demiyorum, duygusallıktan uzak bir tespit sadece. İzmir Suikastı Davası, Ergenekon Davası gibi davalar, hukuki olmanın yanında bir de zihniyet davalarıdır. Mustafa Kemal''in Şeyh Said İsyanı, Takrir-i Sükûn Kanunu ve İzmir Suikastı Davası sonrasında asıl darbeyi indirdiği kişiler değil, zihniyetlerdir. Yukarıda belirttiğim gibi konuya bu açıdan da bakmak faydalıdır, salt hukuki yorumlamalar, tarafsızlığı gölgeler, duygusallığı köpürtür. Herkesin bildiği ama kolay kolay dillendiremediği bir gerçek vardır, normalleşmenin en büyük yan etkisi, anormal uygulamalardır.

ANORMAL ZAMANLAR, NORMAL OLANLAR

Ergenekon Davası sonuçlandığında Twitter''de en çok göze çarpan cümlelerden biri şuydu: ''Mahkeme kararlarını tanımıyoruz.'' Kemalistler, bazı solcular ve sosyalistler, ulusalcılar, bazı milliyetçiler, siyaseti tıkayıp ülke gündemini hukukun el atmaya mecbur kaldığı bir mecraya çektikleri halde bu cümleyi söyleyebildiler. Bu biraz da meşruiyet meselesidir, mahkeme kararlarını tanımayan zihin yapısı aslında direkt olarak hedef aldığı siyasi yapının meşruiyetini kabullenemiyor.

Akdoğan''ın makalesinde özeleştiri yaparak ele aldığı meşruiyet kavramı, 2013 yılında, içinde yer aldığı siyasi yapının karşısına bir zihniyet atağı olarak çıktı. Dolayısıyla davanın sonuçları hukuki açıdan değil de direkt olarak siyasi götürüleri üzerinden değerlendirildi. Belki de Akdoğan, siyasi konumu gereği ''hesaplaşma'' cümlesini bu kadar açıktan dile getirmemeliydi. Daha iyi betimlemek adına geçmişten bir örnek vermeliyim, İzmir Suikastı Davası devam ederken, İsmet Paşa, Mustafa Kemal''e çektiği bir telgrafta; ''Hadise tamamen kontrol altındadır. Hiç şüphe yok ki umumu azamet ve debdebe ile ondan haberdar etmeliyiz. Doğrusu bunun bize çok faydası dokunur'' der.

O dönem hesaplaşmanın yüzde doksanı siyaset temelliydi, İttihatçıları tarihe gömen Kemalistler en az onlar kadar katı bir rejim tesis ettiler. Şimdi yaşadığımız durum ise tam tersine, Kemalizm temelli bir baskı rejiminin ''uzlaşı eşiği çok daha geniş'', ''daha demokratik ve özgür'' bir ortama doğru yine Akdoğan''ın ifadesiyle, ''evrilmesi'' hedefleniyor.

AK Parti''nin, 1926''da hukuksuzluğu yok etmek adına yapılan hukuksuzlukları gizlemek için kamuoyunda yaratmak istenilen, ''debdebe'' ortamına ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Zira –altını tekrar çizerek- bu davanın siyasi yahut hukuki olmaktan çok bir zihniyet hesaplaşması olduğunu düşünüyorum. Kamuoyunun büyük çoğunluğunun da bunun farkına varacak kadar askeri darbe, sivil katliam, ekonomik kriz ve anti demokratik uygulama tecrübesi var. Asıl şimdi siyasal uzlaşı zeminini genişletmek için doğru zaman olabilir. Denemekten ne çıkar ki?