Türkiye-Ermenistan diplomasisinde yeni ufuklar: “Yorgan gitti kavga bitti”

Türkiye 2002 – 2011 yılları arasında olduğu kadar yumuşak güç odaklı bir dış siyaset takip etmiyor. Sert güç unsurlarının öne çıktığı bu dönemde Ermenistan ile atılan karşılıklı adımlar Türkiye’ye fayda sağlayacaktır. Türkiye’nin bu dış politikası aynı zamanda 13. yüzyıldan gelen Nasreddin Hoca’nın “Yorgan gitti-Kavga bitti” söylemini de hatırlatıyor.

İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM

Doç. Dr. Efe Sıvış / Fenerbahçe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Başkanı

Ermenistan, 1920’de Gümrü Antlaşması’yla Mustafa Kemal’in Ankara hükümetini tanıyan ilk devlet oldu. Türkiye ise Ermenistan 1991’de bağımsızlığını ilan ettiğinde onu ilk tanıyan ülkelerden biriydi. 1990, Ermenistan için bağımsızlık sinyallerinin güçlendiği yıldı. Öyle ki bağımsızlık bildirgesi o yıl yazıldı. Bildirgede 1915 (sözde) soykırımının uluslararası düzeyde tanınması çabalarının destekleneceği yazıyordu. 1995 tarihli Ermeni anayasasında yine o bildirgeye atıf vardı. Ayrıca 13. Madde’de ise Ermenistan’ın amblemi tarif ediliyordu. Bu amblemde Nuh’un Gemisi ve Ağrı Dağı yer alıyordu. Tüm bunlar Soğuk Savaş sonrası ikili ilişkilerin başlamasına engel olmadı. Asıl engel 1988 – 1994 Ermenistan- Azerbaycan savaşı ile doğdu. Ermenistan Azerbaycan toprağı Karabağ’ı işgal etti. Ankara ise tepki olarak Erivan’la diplomatik ilişkilerini 1993’te kesti. Fakat Türkiye, geçen sürede Ermenistan - Karabağ çözümü için AGİT ve Minsk Grubu çalışmalarına katkı sağladı. Türk siyasi spektrumunun tüm temsilcileri çözüm için çabaladı. Diğer yandan Ermeni Diasporası 1915 olaylarının dünyanın çeşitli ülkelerinin parlamentolarında soykırım olarak tanınmasına çabalaya geldi. Fakat bu politikalar, Ermenistan’ın tüm yönetimleri tarafından desteklenmedi. Mesela Ermenistan’ın ilk cumhurbaşkanı Petrosyan’ın önceliği Türkiye’ye ile ilişkilerdi. 2. Cumhurbaşkanı Koçaryan ise 1998’den itibaren sözde soykırımın dünyada tanınmasını resmi dış politika ajandasına koydu. Bugünkü Paşinyan yönetiminin yaklaşımı ise Petrosyan’ın yapıcı politikalarıyla benzeşiyor.

ERBAKAN’DAN HOLLYWOOD’A

Çözümsüzlük iki tarafı da yıllardır yoruyor. Her 24 Nisan’da “Amerikan Başkanı “Med’s Yeghern” mi (Ermenice soykırım) diyecek yoksa İngilizce “Genocide” yani soykırım ifadesini mi kullanacak” ikilemindeki bekleyişimiz herkesin malumu. Bizdeki kabule göre Amerikan Başkanı 24 Nisan’da Med’s Yeghern deyince seviniriz, Genocide derse üzülürüz. Halbuki ikisi aynı anlama geliyor. Biri Ermenice diğeri İngilizce. Merhum Prof. Dr. Erbakan, bu anlamsızlığı görmüş ve Obama’nın Med’s Yeghern ifadesine sevinenlere “Ha Ali Veli, ha Veli Ali” yorumunu yapmıştı.

Öyle ki ikili ilişkilerdeki gerilim Hollywood’a kadar uzandı. 2017 tarihli The Promise (Söz) ve The Ottoman Lieutant (Osmanlı Albayı) filmleri bu gerilimin çarpıcı örnekleriydi. Ermeni yapımı The Promise’da Türklerin sözde soykırım yaptığı vurgulandı. Türk yapımı Ottoman Lieutant ise Ermenilerin başıboş çeteler tarafından öldürüldüğünü anlatıyor. Filmde bir Türk askeri, bir grup Ermeni’yi korumak için hayatını tehlikeye atıyordu.

https://image.piri.net/resim/imagecrop/2022/08/02/04/55/resized_e4b30-422f3113dc3bcc59fc3bcncegc3bcnlc3bcc49fc3bc.jpg

ÖN ŞART KALKTI

Türkiye ile Ermenistan 2008’de normalleşmeyi denedi. Fakat 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 2008’de futbol maçı için Erivan’a gitmesiyle başlayan süreç akim kaldı. Bunun iki nedeni vardı: Birincisi normalleşme talebi organik değildi. Obama hükümeti normalleşme çağrıları yapıyordu. Süreç ABD’nin ısrarıyla başladı. İkinci neden ise Türkiye’nin Azerbaycan’ın mutabakatını almamasıydı. Bu sebeple Bakü’yle ilişkilerimiz bozuldu. Hatta Azerbaycanlı kardeşlerimiz SOCAR aracılığıyla Türkiye’ye sattıkları gazın fiyatını yükseltmeye kalktılar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Mayıs 2009 Azerbaycan ziyaretiyle sorun çözüldü.

2009 Ağustos’unda Türkiye ve Ermenistan, Zürih Protokollerini imzaladı. Fakat iki devletin temsilcileri yüz yüze müzakere etmedi. İsveçli arabulucular aynı masaya oturmak istemeyen iki taraf arasında mekik diplomasisi yürüttü. Ermenistan Anayasa Mahkemesi ve Türkiye’deki muhalif partiler sürecin karşısındaydı. Böylece protokoller iki tarafta da parlamentolarda onaylanmadı.

Bugün görüşmeler doğrudan yapılıyor. Daha önemlisi bu kez parlamento onaylarına ihtiyaç yok. Ermeniler Obama’nın ısrarıyla değil kendi rızalarıyla diplomasi masasındalar. Sözde soykırımın tanınması ön şartları yok. Bu Ermeni siyasetinde Paşinyan etkisidir.

BATI’NIN KAÇIRDIĞI NOKTA

Kurban Bayramı’nda eski Alman Şansölyesi Gerhard Shröder’in, Gregor Schöllinger ile yazdıkları Son Şans adlı kitabını okudum. Schröder’e göre Batı, Sovyetler’in çöküşünden sonra önemli bir fırsat kaçırmıştı. Amerikalı diplomat George Kennan’a ait olan görüşe göre Soğuk Savaş’ın bitişiyle Rusya ile Batı’nın bir entegrasyon şansı doğdu. NATO’nun varlık sebebi ortadan kalkmıştı. Buna rağmen Batı, Rusya’yı ‘öteki’ gibi konumlandırmaktan vazgeçmedi. Rusya kapsanmadı. Aksine NATO’nun Rusya’ya doğru genişlemesi bir hataydı. ABD, hegemonyasını bir ‘düşman’ üzerinden sürdürmeyi tercih etti. İşte Batı’nın yapmadığını Türkiye, Ermenistan’la ilişkilerinde yapmayı başardı. Türkiye’nin bu dış politikası aynı zamanda 13. yüzyıldan gelen Nasreddin Hoca’nın “Yorgan gitti-Kavga bitti” söylemini de hatırlatıyordu.

ERDOĞAN’IN ÇEVİK HAMLESİ

Günümüzde yönetim bilimleri alanında en popüler kavramlardan biri “agility” yani çevik yönetim. Değişen durumlar karşısında adaptasyon yeteneği…Küresel yönetim danışmanlığı şirketi Mckinsey’in New Jersey Ofisi’nin kıdemli ortağı Aaron De Smet, çevikliği şöyle açıklıyor: Bir organizasyonun belirsizlikle dolu, süratle değişen, türbülanslı bir ortamda kendini yenilemesi, adapte olması, hızla değişebilmesi. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2020’nin Kasım’ında Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki savaşın hemen ardından çevik bir hamle yaptı. Karabağ kurtulmuş, Azerbaycan’a geri dönmüştü. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye-Ermenistan arasında artık bir sorun kalmadığını açıkladı. İki ülke arasındaki tarihi an işte o andı. Batı’nın Soğuk Savaş sonrasında Rusya’yı kapsamadığı ve bunun sonuçlarını halen acı bir şekilde yaşadığı düzende Türkiye fırsatı kaçırmadı.

PAŞİNYAN TOPRAK KAYBETTİ, SEÇİM KAZANDI

2. Karabağ Savaşı’nda Türk drone’ları sayesinde Şuşa, Fizuli, Zangilan ve Jabrayil gibi bölgeler Azerbaycan tarafından Ermenistan işgalinden kurtarıldı.

Paşinyan 2. Karabağ savaşında hem toprak hem de 4 bin asker kaybetti. Fakat seçimleri kazandı. Batı bu savaşa neredeyse hiç ilgi göstermedi. Trump savaş boyunca 2020 Başkanlık seçimleriyle meşguldü. Bu durum Türkiye’yi ve Rusya’yı oyuna dahil etti. Savaşın ateşkes sürecinde arabulucu olarak oyuna dahil olan Rusya, 2000 askeriyle Dağlık-Karabağ sınırına yerleşti. Görev süresi olan 5 senenin sonunda giderler mi? Hiç sanmıyorum.

Fakat Rusya, bu savaşta Ermenistan’a daha doğrusu Paşinyan’a arka çıkmadı. Türkiye ise hem askeri olarak hem de manen Azerbaycan’ın yanında oldu. Rusya’nın destek vermeyişi Paşinyan’a karşı bir tavırdı. Bu tavır, Paşinyan’ın Kremlin’den göreli bağımsız dış politika anlayışı ve ülkedeki Rus yanlısı yerleşik düzenin etkisini azaltan reformlarının bedeliydi.

Moskova’nın muhtemel hesabına göre Paşinyan, önce Dağlık Karabağ’ı, sonra da seçimleri kaybedecekti. Savaş sonrası erken seçimin sonucunda ise Paşinyan yüzde 54’le tekrar iktidar oldu. Halkın Paşinyan’ın arkasında durduğu Ermenistan’da, Paşinyan’ın Türkiye ile normalleşme süreci de destek buluyor.

ERMENİ DJ MİRAN İLE “REBORN”

13 Mayıs 2022’de İstanbul’daki performans merkezlerinden Klein Phönix’de Ermeni dj/prodüktör Armen Miran sahnedeydi. Miran, artık kült haline gelen Buddah Bar albümlerinde parçaları yer alan başarılı bir müzisyen. Bizden de Burhan Öçal, Mercan Dede, Ömer Faruk Tekbilek gibi isimlerin parçaları bu albümlere girmiştir. Miran’ın İstanbul’daki performansının adı ‘Reborn’du. Yani yeniden doğuş. Miran, İstanbul’da house müzik türündeki setini çalarken Türkiye – Ermenistan ilişkileri de yeniden doğuş sürecini yaşıyordu. O performanstan 3 gün önce ise Contemporary Istanbul Bloom Çağdaş Sanat Fuarı vardı. Galeri 77, bu fuara çoğunluğu Ermeni sanatçıların pop-art ve ekspresyonist eserleriyle katıldı. Ziyaretçilerin ilgisi standın kalabalığından belliydi. Galataport’a açılan Ara Güler Müzesi’nde ise ziyaretçiler 1950’lerin, 1960’ların İstanbul’una onun objektifinden bakıyor, çektiği fotoğrafları inceliyor. Entegrasyona katkı sağlayan bu gelişmeler memnuniyet verici… 2021’nin sonunda başlayan normalleşme ve karşılıklı özel temsilci atamaları, Ocak’ta Moskova’da, Şubat, Mayıs ve nihayet Temmuz başında Viyana’daki görüşmelerle sürdü. 11 Temmuz tarihli Erdoğan – Paşinyan telefon konuşması iki liderin bu görüşmelerin arkasında olduğunu gösteriyor.

NORMALLEŞME KİME YARAR?

Ermenistan yıllardır coğrafi olarak karaya sıkışmış ve izole bir durumdaydı. Batı’da Türkiye’nin, Doğu’da ize Azerbaycan’ın izolasyonları kaldırmaları Erivan’ı rahatlatacak. Türkiye’nin ise Rusya’ya ve Orta Asya’ya açılan tek demiryolu kapısı Ermenistan’dan geçiyor.

FlyOne Armenia ve Pegasus şirketleri şimdiden İstanbul – Erivan uçuşlarına başladı. Sınırın açılması ve diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılması gündemde. Batı da bu normalleşmenin yanında. Çünkü Şubat’ta başlayan Ukrayna işgali sonrasında Güney Kafkasya’daki enerji nakliyesinde istikrarın önemi arttı.

Orta vadede uçuşların Ermenilerin kültürel bağlarının bulunduğu Bitlis, Muş, Van, Kars gibi şehirlere genişletilmesi düşünülebilir. Türk – Ermeni İş Geliştirme Konseyi ve Amerika Ermeni Kilisesi geçmişte Ermenilere yönelik turistik organizasyonlar yaptı. Ermeni asıllı Amerikalılar, Ani Harabeleri’ni görmeye geldiler. Fakat malum sınırlar kapalıydı. Türkiye’den Ermenistan’a geçemedi. Sınırların açılması bu tür sorunların çözülmesinin yanında Ermenistan’dan Türkiye’ye turist akışı sağlayacaktır.

Kars – Gümrü arasındaki demiryolunun devreye alınması ise ticareti canlandıracaktır. Ermenistan’daki Rus enerji şirketi, Türkiye’nin doğu bölgelerine elektrik satışı yapabilecektir. Diğer yandan Ermenistan’daki düşük işgücü maliyetleri, Türk sanayicileri bölgede yatırıma yönlendirecektir. Ermenistan, 2. Karabağ Savaşı’nda kaybettiğinde Türk ürünlerine koymuş olduğu ambargoyu Ocak’ta kaldırdı. 30 yıldır donmuş olan diplomatik ilişkilere rağmen ticaret hep sürdü. Ermenistan’da Mavi Jeans, LC Waikiki ve Beko gibi makul fiyatlı Türk firmaları çok popüler. Son 10 yılda Türkiye, Ermenistan’a 2,3 milyar dolarlık ürün satarken, Ermenistan 15,2 milyon dolarlık mal sattı. Her halükârda ticaret ve diplomatik ilişki kazan-kazan esasına dayanacaktır.

DİNK’İN DÜĞÜNÜ NE ZAMAN?

Normalleşme süreci, Türkiye’nin uluslararası imajına olumlu katkı yapacaktır. Türkiye günümüzde Ege Adaları, Suriye, Doğu Akdeniz, Kıbrıs konularında saldırgan bir devlet gibi gösteriliyor. Bu maalesef Türkiye için ilk değil. 19. yüzyılda Osmanlı; Bulgaristan ve Ermeni ayaklanmalarında benzer bir tutumla karşılaştı. Bu konular, Prof. Dr. Çağrı Erhan’ın Türk-Amerikan İlişkilerinin Tarihsel Kökenleri kitabında ayrıntısıyla ele alındı. Amerikan ve Avrupalı gazeteler, 19. yüzyılda “Konuşulmaz Türk” (Unspeakable Turk), “Korkunç Türk” (Terrible Turk) manşetleri attılar. Katliamcı, fiktif bir II. Abdülhamit portresi fabrike edildi. O kadar ki Robert Kolej’in kurucusu Cyrus Hamlin bile Türklere karşı yapılan haksızlıklara isyan etti.

Türkiye 2002 – 2011 arası olduğu kadar yumuşak güç odaklı bir dış siyaset takip etmiyor. Sert güç unsurlarının öne çıktığı bu dönemde Ermenistan ile atılan karşılıklı adımlar Türkiye’ye fayda sağlayacaktır. Reel-politik gerçeklerle uyuşan normalleşme sürecinde talih de tarih de Türkiye ile Ermenistan’ın yanında. Hrant Dink, Batı’nın Ermeni Sorunu’nu “Türkiye’ye karşı sermaye olarak kullandığını” söylerdi. Sorunun dış müdahalelerle değil iki tarafın içten iradeleriyle çözülmesini isterdi. Soykırım tartışmalarını tarihçilere bırakırdı. Hiçbir zaman sertlik yanlısı olmadı. Gerçek bir Türkiye dostuydu. Dink’in köşe yazarlığı AGOS gazetesinde yayınlanan 25 Şubat 1996’da “Düğün ne zaman?” başlıklı makalesiyle başlamıştı. Düğünden kastettiği ikili ilişkilerin düzelmesiydi. Belki de düğün zamanı gelmiştir…