Türkiye''de sol ve bugünün CHP''si

CHP''de solun tartışılması 1965''te CHP Genel Başkanı İsmet İnönü''nün partiyi ''ortanın solu'' kavramıyla tanımlamasından sonra başladı. Kılıçdaroğlu toplumsal olarak dayanması gereken sınıflardan uzak ve izole, zaman zaman dışlayıcı ve sert söylemlerle kendisini negatif bir eksende konumlandıran bir dile sahip ve mevcut sistemin korunmasının ötesine geçmeyen bir siyaset anlayışının hakim olduğu bir CHP''yi değiştirmeye çalışıyor.

Dr. Ali Haydar Fırat
Gündem

Sosyal demokrasi ve genel olarak sol; evrensel değerlere sahip ideoloji ve politik hareketlerdir. Genel anlamda solun krizinden 1970''lerde hakim hale gelmeye başlayan neo-liberal politikaların karşısında kendi karşı politikalarını üretememesi sonucu söz etmeye başladık. 1980''ler ve 1990''ların önemli bir bölümü dünya çapında bu krizle başa çıkamayan sosyal demokrat partilerin iktidardan uzak geçirdikleri bir dönem olarak tarihe geçmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasının Avrupa''nın pek çok ülkesinde sosyal demokrasiyi iktidara getiren dönemden bu yana ekonomik, siyasal ve toplumsal anlamda çok şey değişti. Sosyal demokrasi de bir yere kadar bu değişime ayak uydurmaya çabaladı. Önce devrim ve sosyalizm iddialarından vazgeçti; sonra yavaş yavaş liberalizmin temel değerleriyle uzlaştı.

SOSYAL DEMOKRASİNİN TÜRKİYE MACERASI

Türkiye''de sosyal demokrasi Avrupa''dan çok farklı dinamikler üzerinde yükseldi. CHP''de solun tartışılması 1965''te CHP Genel Başkanı İsmet İnönü''nün partiyi ''ortanın solu'' kavramıyla tanımlamasından sonra başladı. 1976 yılında Bülent Ecevit''in liderliğinde partinin sosyal demokrat olduğu programına giren ilkelerle belirlenmiş oldu. 1970''lere kadar CHP, sınıfsal temelde bir sol ve sosyal demokrasi tartışması yürütmediği gibi, taban olarak da o sınıflara dayanma amacında olmadı. Bunda, Türkiye''nin kendi özgün şartlarının da kuşkusuz etkisi vardı. Türkiye geç kapitalistleşen bir ülke olarak örgütlü işçi sınıfı mücadeleleriyle 1960''lara kadar karşılaşmadı. 1970-80 arası CHP, işçi sınıfı örgütleri sendikalarla ve genel olarak emekçi sınıflarla önceki ve sonraki dönemlere nazaran çok daha doğrudan ve başarılı bir ilişki kurabildi. Yükselen toplumsal mücadeleler ve sol hareketler hem CHP''nin kendisini solda tanımlamasını adeta zorlamış; hem de aynı zamanda radikal sol ve devrim olasılığı karşısında sosyal demokrasiyi sistem açısından bir sübap olarak kullanmaya itmiştir. Her şeye rağmen, gerek politikalar gerekse söylem açısından o dönem CHP''sinin halka yakın bir parti olduğu söylenebilir.

1980 darbesinden sonra ise çok parçalı bir sosyal demokrat yapıyla karşı karşıya kalıyoruz. Gerek partiler arasında gerekse parti içinde ideolojik farklılıklardan ziyade kişisel tartışma ve çatışmaların, gruplaşma ve hiziplerin sosyal demokrat partileri ele geçirdiğini, bu kısır tartışmalar içinde sosyal demokratların çok uzun zaman boyunca tükendiğini, müzmin muhalefet haline geldiğini, Türkiye''nin ve dünyanın değişim ve dönüşümünü doğru okuyup uygun politikalar üretmekten uzaklaştığını görüyoruz. Sonuç olarak da toplumsal olarak dayanması gereken sınıflardan uzak ve izole, zaman zaman dışlayıcı ve sert söylemlerle kendisini negatif bir eksende konumlandıran bir dile sahip ve mevcut sistemin korunmasının ötesine geçmeyen bir siyaset anlayışının hakim olduğu bir CHP ile karşılaşıyoruz.

KILIÇDAROĞLU ŞANS MI

Bugün Sayın Kemal Kılıçdaroğlu''nun genel başkanlığında CHP''nin dönüştürmeye, değiştirmeye çalıştığı yapı aşağı yukarı böyledir. CHP kendi içindeki cevheri dışarı çıkarmaya çalışıyor. Bunun çabasını veriyor ve bunun sancılarını çekiyor. Kemal Kılıçdaroğlu elinden geldiğince bu özgür ortamı yaratmaya çalışırken herkes Kemal Kılıçdaroğlu''ndan otoriter ve tek sesli bir yapı yaratmasını istemektir ki bu CHP''nin kendi kimliğinde demokrasiyi, özgürlükleri ve farklılıkları yok etmesi anlamına gelir ve o zaman sol ve de demokrat bir kimlikten ya da partiden söz edilemez.

CHP''nin bugüne kadar ülke hakkında söz, inisiyatif ve politika üretmediği bir konu yoktur. Ülkenin ne kadar sorunu varsa CHP''nin de o kadar çözümü olduğu parti sitesinde girilip incelendiğinde görülecektir. Sorun bu çözümleri halka doğru yöntemlerle anlatmaktan, partinin iktidar olacağı güveni ve algısını yaratmaktan geçmektedir. Esas mesele; CHP''nin politikasızlığı değil; bu çözüm önerilerinin halka ulaştırılmasında kullanılacak araçları üretebilmektir. Bu anlamda ana akım medyanın CHP''nin sesini halka ulaştırmada kolaylaştırıcı olmaktan çok engelleyici bir işlev sahibi olduğunu söylemeye sanırım gerek yoktur. Örneğin TBMM''de CHP''nin ülke sorunlarına dönük önergeleri ve kanun teklifleri diğer partilerden daha ileri bir nitelik taşırken CHP sürekli ''engelleyici'' olarak konumlandırılıyor. O nedenle CHP''nin doğrudan halkla bu ilişkiyi kurmak için yapması gereken çok şey vardır. 1970''lerde kurabildiği bu ilişkiyi yeniden inşa edebilir. Bunun için de eski alışkanlıklarını bir kenara bırakıp siyaseti sıfırdan yeniden, sabırla inşa etmesi gerekmektedir.

ÇÖZÜME KARŞI DEĞİL

CHP hiçbir mevzuda; hele ki Türkiye''nin geleceğini ilgilendiren müzakere süreci, yeni anayasa gibi önemli mevzularda bir kenara çekilip çözümsüzlüğün siyasetini gütmemiştir. Bu anlamda Kemal Kılıçdaroğlu ve yürüttüğü politikalar bu ülke için ciddi bir şans ve kazanımdır. Unutulmamalıdır ki; Sayın Kılıçdaroğlu Kürt meselesinin çözümünün sağlanması için kendi siyasi kariyerine dahi mal olsa, elinden geleni yapacağını çok uzun zaman önce ifade etmiş bir genel başkandır.

Müzakere sürecinde CHP her zaman çözümden yana olmuştur. Bu bağlamda CHP''nin tavrı ve politik duruşu gayet nettir. Umudumuz ve dileğimiz Kürt Sorunu başta olmak üzere ülke sorunlarının siyasal alanın meşru zemini olan TBMM''de ortak akıl ve uzlaşmayla çözülmesidir.