B. Senem Çevik • Ankara Üniversitesi
Türkiye'de son yıllarda en çok tartışılmaya başlanan ancak içeriği halen yeterince bilinmeyen bir kavram yumuşak güçtür. Gerçekten de Türkiye geleneksel anlamda bilindik askeri yani set gücü yanı sıra değişim programları, popüler kültür ürünleri, uluslararası haber yayıncılığı, gibi kültürel araçlar üzerinden de artık etkin olmaktadır. Türkiye'nin yumuşak gücü incelenirken çoğunlukla soyut veriler üzerinden hareket edilmekte, bu durum Türkiye'nin hedeflediği potansiyele ulaşması yolundaki stratejiye ket vurmaktadır. Bu nedenle, daha somut verilere dayalı gerçekçi bir yumuşak güç analizini yapılmaya çalışılacaktır. Böylece Türkiye'nin hedeflediği konuma ulaşma yolundaki stratejisine de ışık tutacak bir değerlendirme yapılması amaçlanmaktadır.
Yumuşak güç kavramını ortaya koyan siyaset bilimci Joseph Nye yumuşak gücü oluşturan öğeleri kültür, siyasi değerler ve dış politika olarak tanımlar. Bu değerlendirme yazısında da Türkiye'nin elinde bulundurduğu kapasiteye değinilmeye çalışılacaktır.
KÜLTÜR
Nye'ın ve ülke markalaması uzmanı Simon Anholt'un sözünü ettiği kültür bir ülkeyi betimleyen, onu özellikli kılan somut ve soyut değerler bütünü olarak ifade edilebilir. Bu çerçevede Türkiye'nin çok kültürlü ve kapsayıcı bir kimliği olduğunu, bu kimliği tek tip bir kalıba uydurmanın Türkiye'nin yumuşak gücüne faydalı olamayacağını belirtmek gerekmektedir. Bu bağlamda, medeniyet ve kültür beşiği olarak Türkiye bu kapsayıcı dokusunu kabul ettikçe güçlenecektir. Kültür kategorisi altında Türkiye'nin dünyaca ünlü müzisyenleri, sinemacıları, sporcuları, tarihi, doğal güzellikleri ve Türk dizileri yanı sıra Mevlana ve Yunus Emre gibi tarihi değerleri de saymak gerekmektedir. Türkiye'nin başta Afrika ve Ortadoğu olmak üzere birçok ülkeden öğrenci çekmeyi başaran üniversiteleri, Türk Hava Yolları (THY) gibi geniş bir uçuş ağına ulaşan öncül markası ülkenin kültürel değerleri arasında tartışılmaz bir yere sahiptir. Yine bu bağlamda Türkiye'nin önde gelen tekstil, inşaat gibi sektörleri de ülkeyi tanımlayan temel öğelerdir. Bu öğelerin başarılarının sürekli kılınması ve dış dünyaya sunarken geniş bir yelpazeyi temsil etmesi ise elzemdir. Kısacası, kültür üzerinde ideolojik yaklaşımlarla değerlendirme yapılmaması, kapsayıcı ve toplumun tüm yönlerini dikkate alan kültür politikalarının geliştirilmesi önem arz etmektedir.
SİYASİ DEĞERLER
Nye bir ülkenin yumuşak gücünün o ülkenin siyasi çekiciliğini temel aldığını belirtmektedir. Bu yaklaşıma göre bir ülkenin kendi içinde izlediği politikalar, dünya değerleri ile uyumu onu uluslararası nitelikle çekici bir ülke haline getirir. Bir ülkenin yumuşak gücünü ölçmek için uluslararası indekslere göz atılabilir. Böylece evrensel ölçüde ülkelerin gelişmişlik, özgürlükler, eğitim, ülkeye ait markalar, insani yardım gibi alanlarda nerede durduğu görülebilir. Türkiye'ye baktığımızda yumuşak gücü oluşturan öğeleri ifade eden indekslerde henüz arzu edinilen, hedeflenen düzeyi temsil eden bir sıralamaya ulaşılamamış olduğu görülebilir. Bu durumu tespit etmek için Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik İndeksi, Basın Özgürlüğü İndeksi, İyi Ülke İndeksi gibi çoklu metodolojiler kullanan sınıflandırmalara göz atmak faydalı olabilir. Bu indeksler incelendiğinde yumuşak gücü en etkin olan ülkelerin ilk sıralarda yer aldıkları görülmektedir. Türkiye için ise özellikle demokratikleşme, çoğulculuk ve özgürlükler ekseninde halen kat edilecek uzun bir mesafe olduğunu söylemek gerçekçi olacaktır. Ancak, makro bir perspektiften bakıldığında Türkiye'nin özellikle çözüm süreci ve Ermeni açılımı gibi kemikleşmiş sorunlara cesurca yaklaşımının ülkenin itibarını ve bölgesel etkinliğini arttırdığını belirtmek gerekmektedir. Buradan hareketle Türkiye'nin iç siyasetinde reformlara hız vermesi ülke markası üzerindeki olumsuz algılamaları da dağıtacak, Türkiye'nin yumuşak gücüne doğrudan etki edebilecektir. Unutmamak gerekir ki, Türkiye'nin tarihinden süzülerek günümüze taşınan değerleri Türkiye'nin yumuşak gücünü oluşturan ana damarlarındandır. Türkiye'nin özünde modern, demokratik ve seküler olduğu kadar İslam ile de dengeli yürüyebilen çok kültürlü kimliği yanı sıra değer odaklı dış politika retoriği ülkenin siyasi değerleri arasındadır. Türkiye'nin yumuşak gücü bu birbiriyle yakından ilgili dinamiği doğru okuyarak dengeli bir şekilde sürdürebilmesi ile daha da katlanacaktır.
DIŞ POLİTİKA
Nye'ın yumuşak güç değişkeni olarak sözünü ettiği üçüncü alan dış politikadır. Temelleri sağlam atılmış, işbirlikleri tesis edilmiş Türk dış politikası 2000'li yıllarından başında bir yenilenme sürecine girmiştir. Tam bu dönemin ardından gelen on üç senelik Ak Parti iktidarı sırasında da reformist adımlar atılarak bir takım tabular yıkmıştır. Burada yumuşak güç, kamu diplomasisi, merkez ülke, donör ülke gibi kavramlar önemli bir yere sahip olmuştur. Bu bağlamda, Küresel İnsani Yardım İndeksi (Global Humanitarian Assistance Index) belki de Türkiye'nin ülke markalaması ve kamu diplomasisinde en etkin sonucun somut anlamda ortaya konulduğu bir göstergedir. Buna göre Türkiye 2013 yılında en fazla insani yardım yapan dördüncü ülke kategorisinden 2014 yılında üçüncü ülkeye yükselmiştir. Bu durum başlı başına Türkiye'nin yardım yapılan bölgelerdeki yumuşak güç kapasitesinin varlığına işaret etmektedir. Türkiye'nin son yıllarda ortaya koyduğu insani politikalar ve değerler üzerine geliştirmeye çalıştığı dış politikası aslında bu veriler ile somut bir nüveye bürünmüştür. Bu politikanın aynı aktifliğini koruyarak, gerektiği yerlerde günün şartlarına göre kendini bir kez daha güncellemesi Türkiye'nin yumuşak gücünü arttıracaktır. Bu çerçevede, Türkiye'nin gerektiğinde herkesle konuşabilecek konuma yeniden ulaşması ülkenin hem itibari hem de yumuşak gücünün tahkimi açısından önem arz etmektedir.
Kısacası, Türkiye'nin anlatacak hikayesi çoktur. Türkiye, tarih boyunca içinden geçtiği tüm süreçler ile günümüzdeki konumuna ulaşmıştır. Bu kapasiteyi teşkil eden tüm renklerin farkına varılarak içerideki yapısal reform sürecinin hızla devam etmesi yenilenen Türkiye vizyonunun yumuşak güç kapasitesini keşfetmesinde ve uygulamaya koymasında olumlu etkisi olacaktır. Böylece Türkiye özgün ülke markalamasında da istikrarlı, güvenilir ve itibarlı bir donör ülke olarak da uluslararası sistemde yerini sağlamlaştıracaktır. Henüz genç ve çok geniş insan kaynakları kapasitesine sahip Türkiye'nin sağlam adımlarla yumuşak güç kaynaklarını değerlendirmesi Türkiye'nin hem bölgesinde hem de uluslararası sistemde arzu ettiği etkinlikte bir ülke olmasına zemin hazırlayacaktır.