-Prof. Dr. Arif ÖzsağırGaziantep Üniversitesi
Yabancılaşma, genel olarak toplumbilim, psikoloji ve felsefe terimi olarak kullanılır. En basit ifadeyle yabancılaşma; bir şeyi ya da kimseyi başka bir şeyden ya da kimseden uzaklaştıran, yabancı hale getiren eylem ya da tutum olarak tanımlanabilir. Psikiyatride, normalden sapmaya işaret eder. Çağdaş psikoloji ve sosyolojide; kişinin kendisine, topluma, doğaya ve başka insanlara karşı hissetiği yabancılık duygusudur. Felsefede yabancılaşma, varlıkların özne için yabancı ve ilgisiz görünmesidir. Önceden ilgi duyulan hususlara, dostlara, kayıtsız kalma, ilgi duymama, hatta bıkkınlık ya da tiksinti duyma halidir.
Yabancılaşma, kontrol altına alınamayan içgüdüler, tutkular ve yerleşik alışkanlıklar bütünü olduğu için, insanın kendisine, kendi gerçek özüne yabancı hale gelme durumudur. Diğer yandan yabancılaşma, insani ilişki ve eylemleri, insandan bağımsız olan ve insanın yaşamını yöneten hususları, ilişkileri ve eylemleri dönüştürme hareketi ya da süreci olarak tanımlanabilir. Bu haliyle yabancılaşma benin kendi özünden uzaklaşmasıdır. Yabancılaşmayı, dış şartların tesiriyle şahsiyet özelliklerini kaybetmiş bir kimsenin veya grubun bu durum karşısında kazandığı şuur/şuursuzluk hali diye tanımlamakta mümkündür. Yeni sol literatürün anahtar kurumlarından biri olan yabancılaşma, bireysel psikolojik bir durumdur. Solun fikir babası durumundaki Marx yabancılaşmayı, psikopatolojinin en temel özelliği olan ruhsal bir sakatlık olarak tarif etmektedir.
GÜVENLİĞİN ÖNEMİ
Son zamanlarda bazı akademisyenlerin terörle mücadele eden devletin karşısında adeta teröre destek verircesine bildiri yayınlaması, içinde bulundukları ruh haline ortaya koymada “yabancılaşma” kavramı devreye girmektedir. Akademisyen olarak, “devlete karşı” olma ön kabulü içinde iseler bu bir düzene yabancılaşmadır. Marxist açıdan bakıldığında dine ve dindar insanların iktidarına karşı olmalarıyla izah edilebilir. Ancak bu duruş teröre destek bildirisini meşrulaştıramaz. Zira devletin varlık nedenlerinin (belki de en önemli varlık nedeni) başında “güvenlik” gelmektedir. Güvenlik, geçmiş bütün toplumlarda olduğu gibi, günümüzde de insanın en temel içgüdüsüdür. İnsan ve devlet ilk önce güvende olmak ister. İç güvenlik ve dış güvenlik bir toplumun en temel ihtiyaçlarının başında gelir. Güvenlik olmadan hiçbir şey olmaz. Terör ise güvenliği tehdit eden küresel bir olaydır.
SİYASİ YABANCILAŞMA
Teröre destek bildirisine imza atan akademisyenlerin içine düştükleri durum patolojik olarak, akademik şahsiyetlerini kısmen veya tamamen kaybedip kendine yabancılaşmış, özgünlüğünü kaybetmiş, başkalaşmış kimlikler olarak değerlendirilebilir. Bu bildiriye imza atan akademisyenlerin öne çıkan düşünsel özellikleri Marxist görüşe yakın olmalarıdır.
Akademisyenlerin yabancılaşmasında ikinci husus, siyasi yabancılaşmadır. Devletin umumi menfaatleri ile terör estiren küçük ırki sınıfların menfaatleri arasında tercih yaparken, devlete karşı yabancı durmalarıdır. Devleti yöneten hakim sınıfın hakimiyetine engel olmak için, terör gibi patolojik duruma destek olmayı ön plana çıkartarak tercihlerini aleni olarak belirtmektedirler.
ENTELEKTÜEL BAĞIMLILIK
Akademisyenlerin yabancılaşmasında bir başka hal, düşünsel ve zihni yabancılaşma içinde olmalarıdır. İmzacı akademisyenlerin bu duruma düşmelerini entelektüel bağımlılıkta aramak gerekir. Bağımlılık bir başka iradenin tahakkümü altına girme durumudur. Entelektüel bağımlılık ise, bir ülke aydınının, düşünce üretmek yerine, düşünce ithal etme, düşünceleri başka yerden ödünç alma, düşünürken kendisi gibi değil başkası gibi düşünme, yaşadığı toplumun değerleri ile değil de başka toplumun değerleriyle hareket etmesidir. Terör destekçisi akademisyenlerin çoğu kendi ürettikleri bilgi ve teorileri değil de, batılı akademisyenlerin ürettiği bilgi ve değerleri kendilerine referans almaktadırlar. Cumhuriyet dönemi üniversitelerinde zirve yapan bu akademisyen tipine komprador akademisyen demek mümkündür. Komprador akademisyenlerin çoğu batılı akademisyenlerin tedrisatından geçen, onlar gibi düşünen, onlar gibi yaşamaya çalışan, kendi toplumuna yabancılaşan kimselerdir. Pozitivist ve rasyonalist düşünceyle hayatı algılayan, dolayısıyla da içinde yaşadığı millete“ fildişi kulesinden bakan”, milletin değerlerine ve kimliğine yabancılaşıp “kompradorlaşmış” akademisyenler topluma karşı ihanet içindedirler. Bu tip akademisyenler, içinde yaşadığı toplumun değer ve inancına, tarihi mirasına karşı durarak ihanetlerin en korkuncunu icra etmektedirler. Bu durum, bir toplumu bunalımdan bunalıma, felaketten felakete sürükleyen bir ihanettir. Kompradorluk gerçekte sömürgeleşme yolunda bir acente mantığının bir ülkenin her şeyine hakim olmasıdır. Yani orada ulusal hiçbir şey kalmaz. Ulusal olan her şey ikinci plana atılır. Yabancının değer ölçüleri hakim olur, yabancının acentesi olarak görev yapılır.
MİLLİ DURUŞ SERGİLEMEKTEN UZAKLAR
Komprador akademisyen küresel düşünüp milli bir duruş sergilemekten uzaktır. Milli akademisyen, belli bir bilgi ve bilinç düzeyine eriştikten sonra birey olarak kendisinin ve birlikte yaşadığı milletin eksik ve aksak yönlerini fark eden, doğruları, iyiyi, güzeli, faydalıyı bulmada toplumuna yön gösteren, uyaran, eleştiren ve öneren adamdır. Akademisyen, millî vicdanın sesidir. Özellikle milletlerin dara düştüğü zor zamanlarda ümit, şevk ve heyecan aşılayan, sağa sola koşturarak dağılanları toplayan, bezmişleri canlandıran, düşenleri ayağa kaldırıp yola koyan ufuk adamıdır.
Buna karşılık millî yapıyı örselemek, milletimizi aşağılamak, suçlamak, tarihimizi töhmet altında bırakmak, yerli, özgün ve millî bir düşünce üretmek yerine hep ötekinin talimatlarını uygulama telâşında olmak, salt batıyı tercüme etmeyi yeterli görmek, biz adam olmayız, gelsin başkaları bizi adam etsin aşağılık duygusunu her fırsatta dışa vurmak, böylelikle milletin özgüvenin aşınmasına sebep olmak, kendi değerlerine süratle yabancılaşarak ötekileşmek, kişilik ve kimlik bunalımına duçar olmuş karanlık akademisyenlerin temel vasıflarıdır.