Yol ayrımındaki Suudi Arabistan ve BAE

Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi hafta boyunca bir dizi önemli toplantıya ev sahipliği yaptı. Abu Dabi Sürdürülebilirlik Haftası kapsamında, dünyanın farklı bölgelerinden liderler BAE’yi ziyaret ederken, Muhammed bin Zayed Arap dünyasının liderlerini de bölgenin geleceğini konuşmak için Abu Dabi’ye çağırdı. Katar Emiri es-Sani’nin de katıldığı “Bölgede Refah ve İstikrar” temalı toplantıya, Suudi Arabistan ve Kuveyt’ten katılım olmaması dikkat çekti.

Arşiv

Havvanur Fadila / Gazeteci-DUBAI

Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi hafta boyunca bir dizi önemli toplantıya ev sahipliği yaptı. Abu Dabi Sürdürülebilirlik Haftası kapsamında, dünyanın farklı bölgelerinden liderler BAE’yi ziyaret ederken, Muhammed bin Zayed Arap dünyasının liderlerini de bölgenin geleceğini konuşmak için Abu Dabi’ye çağırdı. Katar Emiri es-Sani’nin de katıldığı “Bölgede Refah ve İstikrar” temalı toplantıya, Suudi Arabistan ve Kuveyt’ten katılım olmaması dikkat çekti.

Riyad’ın Abu Dabi’de bu dikkat çeken temsil eksikliği iki ülke arasında bir süredir devam eden politik yol ayrımına işaret ediyor. Muhammed bin Selman’ın bir anlamda ABD’ye meydan okumak amacıyla Aralık ayında düzenlediği Körfez-Çin Zirvesi’ne, Muhammed Bin Zayed’in uluslararası düzlemde pek temsil görevi vermediği Fuceyra Emiri’ni göndermesi bu ayrımın geldiği noktayı gösteren bir işaretti. Buna karşılık Muhammed bin Selman Mısır, Katar, Ürdün, Bahreyn ve Umman liderlerinin katıldığı ve bölgenin geleceğinin tartışıldığı Abu Dabi’deki toplantıya katılmayarak ve temsilci göndermeyerek cevap vermiş oldu. Bir zamanlar dış politikada ittifak olarak anılan bu iki ülkenin bugün geldiği nokta nasıl açıklanabilir? Bu soruya biraz yakın tarih perspektifi vererek cevap bulmak gerekir.

BAŞ AĞRITAN SKANDALLAR

Suudi Arabistan’da Muhammed bin Selman’ın veliaht prens ilan edildiği sıralarda, Muhammed bin Zayed Abu Dabi’nin Veliaht Prensi ve de-facto lideriydi. Suudi Arabistan her ne kadar Arap ülkeleri arasında lider konumunda bulunan bir ülke olsa da, Muhammed bin Selman’ın ülkesinde radikal bir değişim yapma isteği onu Riyad’ın geleneksel politikalarından uzaklaştırarak Abu Dabi’ye yakınlaştırmış ve bazı analistlere göre Muhammed bin Zayed’in yörüngesine sokmuştu. Birleşik Arap Emirlikleri uluslararası siyaset arenasında ülke olarak Suudi Arabistan’a nazaran pasif bir görünüm sergiliyor gözükse de, perde arkasında Abu Dabi Veliaht Prensi’nin Suudi Veliaht Prens’e akıl hocalığı yaptığı söyleniyordu. Bu süreçte iki ülke ilişkileri “bir toplum, iki devlet” mottosuyla zirvesini gördü. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri beraber Yemen Savaşı, Katar Ambargosu gibi bölgenin kaderini değiştiren hamleler yaptılar. Ancak Suudi Veliaht Prensi’nin adı, veliahtlığının tozunu atarken verdiği emirler nedeniyle skandallarla anılır olmaya başladı. Kraliyet ailesindeki rakiplerini Riyad’ta bir otelde hapis altında tutma ve mal varlıklarına el koyma, ziyaret için davet ettiği zamanın Lübnan Başbakanı Hariri’yi alıkoyarak ülkesine dönmesine izin vermeme ve Kaşıkçı cinayeti... Abu Dabi için tehlike sinyalleri Muhammed bin Selman’ın ismi uluslararası arenada sürekli bu haberlerle anılmaya başlayınca çaldı.

RİYAD YÜZÜNÜ DOĞU’YA ÇEVİRDİ

Pozitif bir imaja sahip olmak için lobicilik faaliyetlerine önem veren ve bu uğurda yüz milyonlarca dolar kaynak ayıran Abu Dabi Emirliği, dengeli politikalar yerine radikal adımlar atan Suudi Arabistan Veliaht Prensi ile arasına yıllar içinde mesafe koymaya başladı. İki ülkenin bugün dış politikada yaşadığından bahsettiğimiz yol ayrımı Yemen’de destekledikleri tarafların farklılaşmasıyla belirginleşmeye başladı. BAE Aden Körfezi’ndeki ayrılıkçılara destek verirken, Suudi Arabistan destekli merkez hükümeti BAE’nin Yemen’deki faaliyetlerini illegal olarak deklare etti ve BAE’yi işgalci olmakla suçladı. Gelinen süreçte iki liderin farklı bir yol haritası çizdiğini açıkça görüyoruz. BAE İsrail ile yakınlaşıp, hem yakın coğrafyasında hem de Batı ile ilişkilerinde denge politikası yürütürken, Suudi Arabistan bölgedeki ABD hegemonyasına baş kaldıran eylemlerde bulunuyor, Çin ve Rusya ile yakınlaşarak alternatifleri olduğunu Amerikan tarafına kanıtlamaya çalışıyor. OPEC+’nın ABD Başkanı Biden’ın istediği oranlarda petrol üretimini arttırmama kararının arkasında olan Suudi Arabistan Krallığı, petrol satışında dolar dışında ödeme kabul edebileceğine dair sinyaller veriyor. Özellikle petrol kararları sonrası Amerikan kamuoyunun cezalandırılmasını istediği Suudi Arabistan’ın bu yüksek riskli eylemleri ve söylemleri Abu Dabi’nin dış politika tercihlerine uymadığı için bir zamanlar müttefik ve koalisyon olarak ismi anılan bu iki ülke arasında bu gün gözle görülür bir ayrımdan söz edebiliyoruz.