Para vakıfları

Yüz yıl önce, vakıf denildiğinde akla gelen ilk ülke, 45 bin adet faal kurumla Osmanlı Devleti idi. Osmanlı’nın yeni kurulan işletmelerini finanse eden melek yatırımcıları ise para vakıflarıydı. Uzun dönemler ihmal ettiğimiz vakıf ekosistemi, 2023 hedefleri açısından önemli fırsatlar barındırıyor.

Yeni Şafak Haber Merkezi
Osmanlı'nın melek yatırımcıları

Dünyada vakıfların da içinde bulunduğu bağış sektörünün (endowment) büyüklüğü 1,7 trilyon dolara ulaşmış durumda. Derin Ekonomi Dergisi,Mayıs sayısında Osmanlı'nın melek yatırımcıları kabul edilen para vakıflarını mercek altına aldı. Yakup Kocaman imzalı haberde vakıfların yatırımcılara sunduğu imkanlar anlatıldı. Analiz 100 yıl önceki sistemin bugün de önemini koruduğunu anlatıyor.

Yüzyıl önce, 45 bin adet faal vakfıyla Osmanlı Devleti akla ilk gelen ülkeydi. Osmanlı’nın yeni kurulan işletmelerini (startup) finanse eden melek yatırımcıları ise para vakıflarıydı. 100 yıl sonra ise 1 milyon 571 bin adet faal vakfıyla ABD bu unvana sahip ülke oldu. Yüzyıldır ihmal ettiğimiz vakıf ekosistemi, 2023 ekonomik hedeflerine daha kolay ulaşabilmek adına çok önemli fırsatlar barındırıyor Vakıflar, istihdamı, verimliliği, nitelikli işgücünü artırma şansı sunabilir, bankaların kredi vermekten kaçındığı ya da çok yüksek faizle borç verdiği başlangıç şirketlerinin finansmanında önemli roller oynayabilir. İktisat tarihçisi ve Osmanlı vakıfları uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kala’ya göre, yüz yıl öncesine kadar, vakıf sistemi Osmanlı ekonomisi için yüksek bir katma değer üretmekteydi.

RİSK ALIP SERMAYE VERİYORDU

Osmanlı Devleti’nin 624 yıllık tarihi boyunca 100 bin civarında vakıf kurulmuştu. Vakıflar ekonomik sistemin tam orta yerindeydi.

Para vakıfları aynı zamanda risk alan girişim sermayesiydi (venture capital). En önemli faaliyetlerinden biri, günümüzde, yeni kurulmuş şirketlere yatırım yapan melek yatırımcılar gibi küçük ve orta ölçekli şirketlere ihtiyacı olan finansmanı sağlayarak ekonomiyi ve istihdamı büyütmekti. Para vakıfları genellikle yüzde 10-15 arası kâr beklentisi ile çalışıyor, İslami finansmanla iş yapıyorlar, halkı ve işletmeleri yeraltında faaliyet gösteren yüksek faizli tefeci faizinden koruyorlardı. Osmanlı’nın sona ermesiyle beraber ne yazık ki 45 bin vakıf da aktif işlevini yitirdi. Türkiye 600 yıllık vakıf tecrübesinden gelen sosyo-ekonomik bilgi birikimi mirasını devam ettiremedi. Vakıfçılığın modern dünyada yeri olamayacağına inandık/inandırıldık. Türkiye dışındaki bazı merkezler, 1950’li yıllarda Osmanlı vakıf sistemini araştırdı, 21. yüzyılın şartlarına uyarlayarak Batı dünyasının kullandığı bağışçılık sistemini geliştirdi.

http://image.piri.net/resim/imagecrop/2017/05/07/06/45/resized_560ac-d41ddc52derinekonomi_mayis.jpg

İlaç AR-GE'si yapan kurum

Kanuni Sultan Süleyman İlaç Vakfı ilaç Ar&Ge’si yapan bir vakıftı. Hastalar için şifa olabilecek ilaçların araştırılması, geliştirilmesi ve üretilmesi işini üstlenmişti. Vakıf senedi belgesine göre, İlaç Vakfı istihdam ettiği araştırmacılara ve uzmanlara günlük dört akçe maaş ödüyordu. Fatih Sultan Mehmed’in veziri Mahmud Paşa, bir seri vakıf kurucusuydu. Fetih sonrasında 1450’li yıllardan itibaren yaptırdığı 265 adet dükkandan oluşan bugünkü Mahmutpaşa çarşısından ve Kürkçü Han’dan akan gelirle Anadolu’da ve Rumeli'de sayısız medrese, cami, kervansaray ve imaret yaptırmış ve giderlerini karşılamıştı. Hatta, Mahmutpaşa’daki kira gelirleriyle başka gelir getiren vakıflar kurarak sosyal yardımlarda padişahlardan sonra zirveye çıkan bir yapıya kavuşmuştu.