Anneyle Asr-ı Saadeti okumak

Ezvâc-ı Tahirât’ı, merhum Tuğrul İnançer’in sohbetlerinden öğrenirken kadın, erkek ilişkileri, evlilik, aile içi iletişim gibi konularda ne kadar yanıltıldığımızı, din diyerek bize öğretilen çoğu şeyin gelenekten kaynaklandığını da görmüş oluyoruz.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Arşiv.

Zeynep Sancar


Toplumsal hayatımızda ‘aile’ konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Aileye yönelik tehditler, kadın ve erkek rollerinin birbirine karışması, boşanmaların artışı en büyük dertlerimizden. Çözüm ararken nerede hata yaptığımıza bakmak ve doğru örneklikleri hatırlamak yerine kolaycı ithamlarla aileyi savaş alanına çeviriyoruz. Oysa bizim mihenk taşımız, ölçümüz Peygamber Efendimiz (sav) ve O’nun yaşantısı. Asr-ı Saadeti doğru okusak ve anlayabilsek belki bugün çektiğimiz sıkıntıların çoğunun reçetesini de yanı başımızda bulacağız. Bu girizgâhın sebebi mutasavvıf Ömer Tuğrul İnançer’in hayatı boyunca en çok ehemmiyet verdiği ve vefatından sonra yayınlanan ilk kitabına konu olan Ezvâc-ı Tahirât yani Hz. Peygamberin eşleri. İnançer’in sosyal medyada karşımıza çıkan sohbetlerinde tekrarladığı ifadelerden biri de “İnsan hiç annesini tanımaz mı? Biz tanımıyoruz” idi. Her vesile ile sohbetlerinde Peygamber Efendimizin eşlerinin müminlerin anneleri olduğunu hatırlatan İnançer, Ezvâc-ı Tahirât’ı ismen bilmeyişimizin ve onları tanımayışımızın ne kadar büyük bir eksiklik olduğuna dikkat çekerdi. Onun bu önemli sohbetleri ne mutlu ki Mübarek Annelerimiz adıyla kitaplaştırıldı. Mustafa Tınmaz ve İzzet Yılmaz’ın yayına hazırladığı Sufi Kitap’tan okura ulaşan çalışma Fahri Kainat Efendimizin mübarek zevceleri, müminlerin anneleri olan muhterem validelerimizin hayat hikâyeleri ve günümüze bakan yönlerini kayıt altına alıyor.

ASRI SAADET’TE KADINLAR HAYATIN İÇİNDE

Kitabın editörleri kitabın takdimini şu cümlelerle yapıyor: “Mübarek Annelerimiz Ezvâc-ı Tâhirât” namıyla raflardaki yerini alan bu eser-i bergüzidenin muhtevası, merhum İnançer’in adeta üzerine titrediği bir konu olduğu, onu tanıyanların malumudur. Bazı sohbetlerinde, haziruna ezvâc-ı tâhiratın mübarek isimlerini sorar ve insan annelerinin isimlerini bilmeli, diye nasihatlerde bulunurdu. İşte, Kainatın Fahri Efendimizin mübarek zevceleri, müminlerin anneleri olan muhterem validelerimizin hayat hikayeleri ve günümüze bakan yönleri merhum İnançer’in samimi üslubuyla istifadenize arz edilmekte Ayrıca, muhterem yazarımız bu mübarek hayatları ele alırken takınmamız gerek tavır ve bakış açısı konusunda da bazı önemli tespitlerde ve uyarılarda bulunmakta.” Bu değerli eser, Hz. Hatice Annemizden Hz. Meymune’ye kadarki on üç validemizin hayatını detaylı bir biçimde anlatırken bir yanıyla da farklı bir Siyer-i Nebi okumasına imkân sağlıyor. Kitap dönem dönem annelerimize atılan çirkin iftiralara ve onlar hakkında öne sürülen iddialara karşı da aklı ve kalbi tatmin eden net cevaplar ortaya koyuyor. Hz. Peygamberimizin 54 yaşından sonra yapmış olduğu bu evliliklerin maddi ve manevi hikmetlerini anlatan kitap, kadının toplumsal hayattaki varlığı, sorumluluğu bahsinde de Efendimizin eşlerinden örneklerle ‘kadının yeri evidir’ ezberini bozuyor. Hz. Peygamber’in kızı Hz. Fatıma ve Hz. Aişe Validemizin savaş meydanında ellerinde sargı bezi ile koşturmasını hatırlatan İnançer, Hz. Hafsa Annemizin Hudeybiye Barışı’nın maddelerinin müsveddelerini fikir olarak hazırlayıp Peygamber Efendimize arz ettiğine dikkat çekiyor.

MEHİR KONUSUNDA KADINLAR MAĞDUR

Peygamber Efendimizin eşleri ile olan iletişiminin kadın-erkek ve aile ilişkileri bakımından nasıl inceliklerle örülü olduğuna dikkat çeken İnançer, annelerimizi anlatırken onların yaşantısının alışılageldik bakış açısının aksine sadece kadınlara değil erkeklere de kılavuzluk etmesi gerektiğini vurguluyor. Sözgelimi Hz. Peygamber, Hz. Hatice ile evlenirken daha o dönemlerde de mehir olduğu için 500 veya 400 dirhem veya 20 dişi deve mehir verdiğini hatırlatıyor ve bu teferruatı anlatmasının sebebini de şöyle açıklıyor: “Çünkü mehir bugün umursanmıyor. Boşanmalarda eğer kanunun verdiği nafakalar olmasa mehir hakkından dolayı bütün boşananların öbür tarafta yakaları ateşten kurtulmaz. Kadınlar mağdur ediliyor. Olmaz. Efendimiz bunun hakkında da bize nasihatte bulunuyor ki bizim için talimat demektir. “Ne erkeğe yük olacak derecede fazla ne de kızın şerefine halel getirecek derecede az, örfe göre olacak, uygun olacak.

HÜKÜM ÇIKARAN ÖRNEKLER

Hz. Aişe annemizin yaşadığı ifk hadisesinin nasıl bir fitne unsuru haline getirildiğine de uzun uzun değiniyor Ömer Tuğrul İnançer. Hz. Aişe Annemizin iffeti, temizliği ve iftiraya uğradığı hakkında Nur Suresi 11’den 20. ayete kadar on ayetin nazil olmasından sonra Hz. Aişe’nin eve dönüşünü anlatırken de bugüne kadar çoğumuzun hiç düşünmediği ya da geleneklerin dönüştürdüğü bir bakış açısına dikkat çekiyor İnançer. “Babası Hazreti Ebû Bekir ve annesi Hazreti Ümmü Rûmân, Hazreti Ayşe’ye, ‘Hadi git evine’ dediler. Kocanın evine değil. Bu kocanın evi lafı da çok yanlıştır. Çünkü ev, kocanın veya karının değildir. Ev ailenindir. O evde, o ailenin annesi de babası da çocukları da otururlar. ‘Koca evi’ lafı yanlıştır. ‘Baba evi’ lafı doğrudur da ‘koca evi’ yanlıştır. Çünkü o evin sahiplerinden bir tanesi de hanımdır.” Bir diğer önemli örneklik ise ‘Hadi git evine ve gidince de Peygamberine, zevcine teşekkürünü söyle.’ denildiğinde Hz. Aişe’nin ‘Gitmem vallahi. Ben Rabbime hamd ederim ama gitmem. Gelecek beni alacak’ demesi üzerine Efendimiz Hazretleri kayınbabasının evine gidip Hz.Aişe Validemizi alıp evine getirmesi. “Buradan hüküm çıkar, çıkmaması mümkün değil. Olur ki hanım giderse, adam gidip kayınbabasının evinden almayı Hazreti Peygamberden istimdat ederek yapacak. O zaman nefsine de ağır gelmez.” diyor İnançer. Dolayısıyla Ezvâc-ı Tahirât’ı, merhum Tuğrul İnançer’in sohbetlerinden öğrenirken kadın, erkek ilişkileri, evlilik, aile içi iletişim gibi konularda ne kadar yanıltıldığımızı, din diyerek bize öğretilen çoğu şeyin gelenekten kaynaklandığını da görmüş oluyoruz.


Ekşi Sözlük yokken kahveler vardı