' yapımına klasik film senaryosu ya da Julia Roberts'ın geleneksel film teması / klasiği dersek sanırım çok yanılmayız. Zengin, güzel bir kız ile fakir, zeki, yakışıklı, onurlu ve sade yaşam süren bir erkeğin serüveni filmlere hep malzeme olmuştur. Bu durum tersi için de geçerli. Bir yerde sevgi/aşk varsa akan sular durur; ona set her şey yıkılır, olumsuz tüm engeller nafiledir. En uygunsuz koşullarda bile varolabilir aşk. Ani bir bakış, tesadüfi karşılaşma ya da daha romantik bir sahne olarak kabul gören çarpışma, çarpılan kızın elindeki paketlerin düşmesi veya çayın/kahvenin dökülmesi, bir arkadaş grubunda sükûnetin mekâna konuk olduğu zaman sık sık göz göze gelmeler... Tüm bunlar hoşlanmanın ilk belirtileri, sonrası aşk hastalığı.
The Notting Hill saydığımız bu özellikleri taşıyor. Film, ünlü bir aktrist olan Anna Scott (Julia Roberts) ve seyahat kitapları satan, kendi yağında kavrulan kitapçı William Thacker'ın (Hugh Grant) 'gerçekdışı ve hoş' aşkları üzerine kurulmuş. Bu ana tema içeriğinde tanınmayan engel ise para ve şöhret. Herşey dünyaca ünlü Amerikalı film yıldızı Anna Scott'un Londra'da seyahat kitapları satan küçük bir kitapçıya girmesiyle başlar, William'ın yolda Anna'nın üzerine portakal suyu dökmesiyle gelişir. Anna'nın kendine güvenen havası, sempatik, sevecen/sıcak bakışları, ukâla tavrı ve konuşması William'ı etkiler. Artık geri dönüşü olmayan aşk seline kapılmışlardır. Dünyaca ünlü, güzel ve sempatik bir kadın çoğu erkeğin hayallerini süsler. William işte böyle bir fırsat yakalar. Anna'nın şöhret sahibi bir aktrist olması William'ın ona ulaşmasını güçleştiriyor. Fakat çoğu zaman Anna William'a geliyor. Film duygusal ve romantik sahnelerden ziyade esprili karelerden oluşuyor. Bu nedenle "romantik komedi" türü bir film denilebilir. ------- Geri OKU ------------------