Oyuncu olmak aklında yokken komşusunun senaryo teklifiyle bu alana yönelen Büşra Çubukçuoğlu, şimdilerde dizi ve filmlerin genç yüzü olarak karşımıza çıkıyor. Bu zamana kadar birçok dizide yer alan Çubukçuoğlu bu kez, ilk uzun metraj filmi olan 'Alâmet-i Kıyamet' ile sinema seyircisiyle buluştu. Yapımcılığını Asteros Film'in, yönetmenliğini ise Doğa Can Anafarta'nın üstlendiği yapımın oyuncu kadrosunda Funda Ersin, Murat Onuk, Doğuş Gün Demir, Müge Esmeray gibi isimler yer alıyor. Film, 1999 yılında ülkemizde ve dünyada yaşanan olayları 'korku-gerilim' türüyle ele alıyor. Hikayenin merkezinde hamile olan ve yalnız yaşayan Elif yer alıyor. Bu filmle 72 No'lu apartmanda yaşayan ve hayatı bir karabasana dönen Elif'in yaşadıklarının hikayesi beyazperdeye yansıtılıyor. İlk kez bir korku filminde yer almanın farklı bir deneyim olduğunu söyleyen Çubukçuoğlu, “Teklif geldiğinde ilk başta tereddüt ettim. Çünkü korku filmi izleyemiyorum. İzleyemiyorken oynamamın nasıl olacağını düşündüm. Sonra çevremin desteğiyle teklifi kabul ettim” şeklinde konuşuyor.
Yakın dönem olaylarını anlatmak sinemamızda pek tercih edilmiyor. Bu filmde hikayeyi nasıl kurdunuz?
Hikayenin merkezinde hamile ve yalnız yaşayan Elif yer alıyor. Elif, yaşadıklarıyla tek başına mücadele etmek zorunda kalan güçlü bir karakter. Sonradan tarihi gizemlerle dolu bir apartmana taşınıyor ve o andan itibaren olaylar başlıyor. Ayrıca 1999 depreminden sonra günümüze kadar geldiğini düşündüğümüz kıyamet alâmetlerini ele alıyoruz.
Dizilerden sonra ilk kez bir korku filminde yer alıyorsunuz. Nasıl bir deneyimdi?
Teklif geldiğinde ilk başta tereddüt ettim. Çünkü korku filmi izleyemiyorum. İzleyemiyorken oynamak nasıl olur düşüncesine kapıldım. Çevremin desteğiyle teklifi kabul ettim.
KORKU FİLMLERİNE ÖNYARGI VAR
Zorlandınız mı?
Oynayamayacağımı düşünürken filmin içinde buldum kendimi. Buna rağmen çok fazla zorlanmadım.
Role hazırlanırken yardım aldığınız kişiler oldu mu?
Oyuncu koçluğumu Ayla Algan üstlendi. Beraber çalıştık. Özellikle çığlık sahnelerinde bana çok yardımcı oldu. Ayla hocamdan çığlık atmayı öğrendim. Karakterimi oturtmama yardımcı oldu. Özellikle mimiklere çalıştırdı. Ekstra bir durum oyunculuğu yapmam gerektiğini bana öğretti.
Günümüzde çok fazla korku filmi çekiliyor. “Alâmet-i Kıyamet”i diğerlerinden ayıran özelliği nedir?
Korku filmlerine karşı hep
bir ön yargı var. Sürekli aynı konular üzerinden dönüp dolaştığı için bu ön yargı kırılamıyor. Biz biraz farklılık getirmek istedik. Sadece cin musallatı üzerine yoğunlaşmak istemedik. Hep cin hikayeleri anlatıyorlar. Biz biraz daha kızın psikolojik baskısı üzerinden gitmeye çalıştık.
OYUNCULUĞA MERAKIM ASLINDA HİÇ YOKTU
Bu zamana kadar çoğunlukla dram türünde oynadınız. Dram mı korku mu?
Dram türünü daha çok seviyorum. Oynarken keyif alıyorum. Komediyi herkes yapamaz. Komiklikle saçmalama arasında gidip geliyor insanlar. Kimi bu ayrıntıyı yakalıyor kimisi de kaçırıyor.
Oyunculuğa başlangıcınız nasıl oldu?
Oyunculuğa da hiç merakım yoktu. Bir gün senarist olan
komşumuz, yazdığı senaryodaki karaktere uygun olduğumu söyledi. Onunla çalışmaya başladık ancak o proje iptal oldu. Bu hazırlık süreci, oyunculuğun ne olduğunu anlamamı sağladı. Ondan sonra Ekol Drama Sanat Evi'ne giderek oyunculuğa adım attım.
Kadın cinayetlerine dikkat çekiyoruz
Bu zamana kadar birçok dizi ve sinema projesine imzasını atan yönetmen Doğa Can Anafarta, bu kez 'Alâmet-i Kıyamet' adlı korku filmiyle sinema seyircisiyle buluştu. Filmin çıkış noktasının 1999 yılında yaşanan Gölcük depremi olduğunu söyleyen Anafarta, yaşananların filme yansımalarını şu şekilde açıklıyor: "1999 yılını çok iyi hatırlıyorum. Güneş tutulması, deprem, satanist cinayetleri oldu. O dönemde hemen hemen her hafta 'Bu kıyamet alameti mi?' diye haberler çıkmaya başladı. '1999 depreminden sonra kıyamet başladı da şimdi o süreci mi yaşıyoruz?' sorusunu filmde işlemek istedim." Aynı zamanda filmde kadın cinayetlerine de dikkat çekmek istediğini belirten Anafarta, "Geçen yıl kadın cinayetlerinin artmasının ardından bu proje ortaya çıktı. Kadının yalnız kalması ve toplumun ona sırt çevirmesini anlatan bir film. Korku filmleri de ilgi gördüğü için bu ikisini birleştirip yapmak istedik" diyor.