Mimarlık Araştırmaları Derneği (MİMARDER)tarafından hazırlanan “Cami Mimarlığını Yeniden Düşünmek&Düşlemek” başlıklı araştırma dosyası, camileri sadece namaz kılınan yer olmaktan çıkması ve geçmişimizde olduğu gibi “toplayan, bir araya getiren” fonksiyonuyla hayatımızın içinde olan bir mekân kılmak üzere yapılan araştırmaları ve önerileri bir araya getiriyor. Cami tasarımının diğer kamusal mekân tasarımı alanları ile kıyaslandığında çok daha zor ve karmaşık olduğunu gözler önüne seren bu çalışma, cami tasarımını Bağlamla ilişki, Kentliye sunulan fonksiyonlar, Esnek tasarım, Malzeme seçimi, Aydınlatma ve akustik, Doğal enerji, Ulaşım ve erişilebilirlik, Deneyim sorunları ve Mahremiyet gibi dokuz alt başlıkta değerlendiriyor.
Mekânsal pratiklerin daha adil, kullanıcı odaklı ve kapsayıcı bir şekilde üretilmesi amacıyla bilgi üretebilmek ve paylaşabilmek adına kurulan MİMARDER ekibinden Ahmet Gün, Ahmet Selam Küçük, Atakan Çavuş, Burak Ergül, Emre Aydın, Halil Durmuş, Rauf Yasir Geleri ve Yasin Bağcı’nın katkılarıyla hazırlanan bu çalışma, dünyadaki özgün cami tasarım pratiklerinin izlerinin takip edilmesi, Türkiye’deki cami tasarımı konusundaki olasılıkları temel düzeyde tartışma ve dikkate alınması gereken bazı konuları hatırlatma misyonu üstleniyor.
MİMARDER ekibini oluşturan gençler ile 150 yıllık fikri mazisiyle İstanbul ve İslam dünyasının önemli sembollerinden biri halini alan Taksim Camii’nde buluştuk. Çalışmaları “Cami Mimarlığını Yeniden Düşünmek&Düşlemek” kitabı üzerine konuştuk.
Konuyu önce atölyemizde tartıştık
Pandemi öncesinde yaklaşık 10 kişilik bir ekip olarak mimarlık üzerine okumalar yaptıklarını anlatan Burak Ergül, zaman içerisinde aralarında okumanın yanı sıra bir şeyler üretme fikri oluştuğunu söylüyor. “Hangi konuda, ne yapabiliriz?” sorusuyla kendi içlerinde araştırma konusu belirlemek için bir atölye düzenlemişler. Atölyenin sonunda şu üç ana konu belirmiş; kentsel dönüşüm, mesken meselesi ve cami mimarisi. “Bu tartışmayı Şubat 2020’de yürütüyorduk ve yakın zamanda bir cami yarışması düzenlenmişti ve bu yarışmanın çıktıları dikkatimizi çekmişti” diyen Ergül, “Ekip olarak 11 Mart 2020’de araştırma konumuza karar verdik. Önce 2000’den sonra düzenlenen cami yarışmalarında başarılı olan projeleri analiz ettik. Ardından cami tasarımlarında göz önünde tutulabilecek belirli karar konularını haritaladık. Toplantılarımızdan birinde gündeme gelen ‘Cami mimarlığı konusunda yürütülen mevcut tartışmalar, gündem başlıkları, insanların mevcut deneyimleriyle ve cami tasarımı konusundaki istek, arzu ve beklentileri ile paralel mi?’ sorusu bizi meraka sürükledi” diye anlatıyor.
Ekip, bu merakın peşine düşerek temsil edici bir örneklem grubu ile (532 kişi) anket düzenlemiş ve bunun yanısıra cami tasarımında deneyimli mimarlar ve konuyla ilgili tarihçi, sosyolog ve din adamları ile görüşmeler gerçekleştirmiş. “Tüm bu çıktılar sonucunda elimizde önemli bir bilgi birikimi oluştu ve bunu bir araştırma dosyası olarak kamuoyuna sunma fikri öne çıktı” diyen Ergül, ardından çalışmayı kitap olarak yayımlamaya karar verdiklerini anlatıyor. Ergül, “Dosyamızı sunmuş olduğumuz İTÜ Yayınevi de çalışmamızda ortaya koyduğumuz vizyona inanarak kitabımızı yayınlamaya karar verdi ve kitabımız kısa süre içerisinde okuyucuyla buluşmuş oldu” ifadesinde bulunuyor.
Tasarımsal eksiklikleri ortaya çıkarmak istedik
Aslında cami mimarisindeki eksikliklerin 1960’lardan beri mimarlık camiasının gündeminde yer aldığını anlatan Yasin Bağcı, özellikle Kocatepe Camii üzerine yürütülen tartışmaların bu konuda bir dönüm noktası haline geldiğini ifade ediyor. “O dönemden günümüze kadar tartışmalar çoğunlukla cami tasarımında form, sembol, biçim ve ölçek gibi estetik unsurların tartışılması ile sınırlıydı” diyen Bağcı, “Bizim gerek kitap hazırlık sürecinde gerekse de atölyelerde yapmış olduğumuz çalışmalar bu unsurları tartışmanın yanı sıra cami tasarımında gözetilmesi gereken diğer eksiklikleri de ortaya çıkarmak. Böylelikle mevcut çalışmalar ve tartışmalarla bir mücadeleye girmek yerine bir taraftan bu tartışmaları temele alırken diğer taraftan bu tartışma alanını genişletmeyi arzu ettik ve çalışmamızı şekillendirdik” diyor.
Mekânsal ihtiyaçların karşılanması yetersiz
Ekip, 500’ün üzerinde katılımcıyla yürüttüğü anket çalışması ve cami tasarımı deneyimi olan 18 uzmanla yaptığı görüşmelerde onlara, “Cami deneyiminizde tespit ettiğiniz eksiklikler nelerdir?” sorusunu yöneltmiş. “Katılımcılardan gelen yanıtlar oldukça dikkat çekiciydi” diyen Ahmet Selam Küçük, araştırma sonucunda elde ettikleri sonuçları şöyle anlatıyor: “Katılımcılar arasındaki kadın, genç ve çocukların önemli bir kesimi mevcut camilerin mekânsal ihtiyaçlarının karşılanmasında yetersiz olduğunu belirttiler. Benzer şekilde katılımcılar, camilerin mekânsal donatılar açısından yetersiz bulduklarını ifade edip bu nedenle ibadet amacı dışında (kitap okumak, sohbet etmek, çalışmak, bir araya gelmek vb.) camileri kullanmadıklarını belirttiler. Verilen cevaplara dayanarak bizler de cami mimarisinde en büyük eksiklik olarak farklı kullanıcı gruplarının fonksiyonel ve estetik açıdan beklentilerinin karşılanmaması ve bu nedenle davetkârlık konusunda yetersiz olmaları olduğunu tespit ettik.”
Camiler tarih boyunca şehir hayatının merkeziydi
“Tarih boyunca camiler sahip oldukları işlevlerle toplumun önemli kesimi için bir kentsel kamusal odak iken günümüzde sadece bir ibadet mahalli ve ona servis veren birkaç hacme indirgenmekte” diyen Halil Durmuş, günümüzde de camileri yalnızca dinsel ibadetin gerçekleştirileceği mekânlar olması ötesinde bulundukları alanlar içindeki toplumun buluşma, karşılaşma ve etkileşim alanları olma potansiyellerine sahip mekânlar olarak değerlendirmek gerektiğinin altını çiziyor. Durmuş, “Camileri günün sadece belli saatlerinde kullanılan mekânlar olarak düşünmek yerine toplumun her yaştan bireyinin kullanımına imkân veren toplumsal faaliyetleri bünyesinde barındıran yerler olarak düşünmeliyiz” ifadesinde bulunuyor ve ekliyor: “Camileri gerek bulundukları yer bağlamındaki toplumsal ihtiyaçlara gerekse de büyüklüklerine göre kütüphane, gençlik merkezi, kitabevi, çocuk oyun alanları, seminer salonları, konferans salonu, sergi alanları, sanat atölyeleri, çayevi, spor alanları vb. birçok fonksiyonu bünyesinde barındırma imkanına sahip yerler olarak görmek gerekir.”
Kadınlar için konfor gençler için sosyalleşme alanları
“Günümüzde, camiler kadınların sadece ramazan ayında, teravih namazlarında ve kandil gecelerinde kullandığı bir mekân iken, gençlerin de sadece namaz kılıp çıktığı bir yer olmaktan öte değil” açıklamasını yapan Ahmet Gün, sosyal hayatta kadınların ve gençlerin varlığı görmezden gelinerek tasarlanan camilerin kadın ve genç odaklı olmaktan çıktığını belirtiyor. Gün, “Peki, bir camide kadın ve gençlerin ihtiyaçları nelerdir?” sorusunu ise şöyle cevaplıyor: “Camilerin avlular başta olmak üzere kadınlar tarafından sosyalleşme alanı olarak kullanabilmesi, tuvalet ve şadırvanın ihtiyaçları görebilecek şekilde olması ve daha iyi bir ibadet deneyimi için ise kadınlar mahfilinin ana harime uzak olmadığı, konforlu ve temiz mekânlar olması gerekir. Gençler için ise camiler, gereksinim duydukları bütün fonksiyonları barındıran bir mekân olmalıdır. Bir sosyalleşme alanı, bir buluşma noktası veya kütüphanesinde oturup ders çalışabileceği bir alan… Bu sayede cami, sadece namaz kılınan yer olmaktan çıkacak ve bir bütün olarak hayatımızın içinde olan bir mekân olabilecektir.”
Yoğunluğa esnek tasarım çözümleri
Cuma ve bayram namazlarında tam kapasite olarak kullanılan camiler, kalan zamanlarda oldukça az yoğunlukta kullanılıyor. “Ana ibadet alanı olan harim mekânı bu anlamda değişken bir kullanım yoğunluğuna sahip, burada ihtiyaç duyulan işlevler mekânın mimarisi elverdiği ölçüde kurgulanabilir” diyen Atakan Çavuş, “Bu kurgu alanın istenildiği zaman eski haline getirilmesine imkân verecek şekilde olursa yoğun zamanlarda mekânın tam kapasite kullanımının da önüne geçmeyecektir” açıklamasını yapıyor. Bu bağlamda araştırma dosyasında daha önce birçok projede uygulanan yöntemlerin camiler için uygun kullanım sunan çözümleri şematik kurgular oluşturarak sunulmuş. Kitapta yer verdikleri menteşe sistemi, kayar-katlanır-döner panel sistemi ve taşınabilen bölücü sistemleri ile mekânlarda bu esneklik sağlanabilir. Var olan mekânın farklı büyüklüklerde bölümlendirilmesiyle oluşturulan ek mekânda eğitim, seminer, sohbet gibi faaliyetler yürütülebilir. “Bu şekilde hem çevredeki kullanıcıların ihtiyaçları da giderilmiş olur” diyen Çavuş, “Günümüzde mahalle ve kent ölçeğinde ihtiyaç duyduğumuz bazı işlevleri halihazırdaki yapı stoğu kullanılarak veya yeni tasarlanacak yapılarda benzer esnek kurguların bir tasarım girdisi olarak kullanılmasıyla sağlayabileceğimizi düşünüyoruz” diyor.
Cami mimarlığında güncel deneyimler
Gerek kitap çalışması gerekse de yürütmüş oldukları diğer araştırmalarda 2000 sonrası tasarlanan camileri birçok açıdan analiz ettiklerini anlatan Emre Aydın, MİMARDER olarak olumlu buldukları birkaç örneği bizimle paylaşıyor: “Taksim Camii tasarımında önünde bulunan Maksem yapısı, meydanla kurduğu ilişki ve cephesinde bulunan kütlesel unsurların dağılımı bakımından başarılı olmasının yanısıra bitişiğinde konumlanan kitap-kafe yapısındaki tefriş düzeni, ışıkla kurulan ilişki gibi mekânsal atmosfer bakımında olumlu bulunmaktadır. Diğer taraftan Taksim Camii’nin ibadet mekânının iç mekân unsurlarının tasarımında ışık-renk kullanımı, tezyinat ve kolonların ana kütle ile kurduğu ilişki bakımından aynı başarıyı sürdürdüğünü söyleyemeyiz.”
Yeni bir kavram “Yaşayan Cami”
Ahmet Gün, ekip olarak Atik Valide Camii’ne yaptığı bir ziyareti şu sözlerle anlatıyor: “Bugün haftanın herhangi bir zamanında Üsküdar’da bulunan Atik Valide Camii’ne gittiğinizde caminin varlığının kendisini ölçek, form ve sizi saran duvarlarla etkisini gösterir. Külliye olarak teşekkül etmiş bir komplekste cami, etrafında yer alan sokaklar, binalar ve medrese gibi diğer unsurlarla kurduğu ilişki bakımından bir bütünün parçasıdır. Avluya erişmek için merdivenleri çıkarsınız ve yavaş yavaş cami kütlesini algılamaya başlarsınız. Mütevazi bir bahçe düzeni içerisinde dengeli bir şekilde düzenlenmiş oturma birimleri sizleri karşılar. Her şeyden önemlisi bahçedeki çocuk seslerinin cıvıltısı içinize huzur verir, ulu bir ağacın gövdesi sizi kendine çeker ve avluda sohbet eden insanların varlığı sizlere özel bir enerji verir. Camiye girersiniz ve burada çok az tezyinat ve soyutlama unsurlarının kullanımıyla yakalanan harmoni sizi içerisine çeker ama dengeli bir seviyede kullanıldığından dolayı bu görsel unsurlar ibadet, okuma ve sohbet esnasında dikkatinizi dağıtmaz. Camiden çıkar, avlunun ortasından merdivenlerle aşağıya inip eski medrese avlusuna inersiniz. Mekânın avlusundaki peyzaj bir anda sizi sarmalar ardından birkaç adım daha ilerler ve burada çalışan, okuma yapan, sohbet eden gençler kendi varlıklarıyla ilim ikliminden kesitler sunarlar.” Gün, ekip olarak gezdikleri Sokullu Mehmet Paşa Camii (Kadırga) ve Fatih Camii gibi diğer tarihsel camilerde de benzer deneyimi yaşadıklarını söylüyor. Gün, “Tarafımızca ‘Yaşayan Camii’ olarak kavramsallaştırılan bu yaklaşım aslında güncel camii mimarisini değerlendirmemiz için temel kriterleri ortaya koyuyor. Okuyucular da öncelikle yukarıda örnekler halinde sunduğumuz ‘Yaşayan Camii’leri deneyimlesinler ve yeni camileri bizlerin satır aralarında belirtmiş olduğumuz kriterlere göre değerlendirsinler” diyor.