2008, etkileri uzun yıllar sürecek hatta bugün bile hissedilen uzun soluklu bir krizin başladığı yıl olarak tarihe geçti. 2007’den itibaren ‘Geliyorum’ diye bağıran küresel finansal daralma için, 2008 eylül ayında 158 yıllık yatırım bankası Lehmann Brothers’ın batması milat olarak kabul edildi. ABD’de aşırı şişen ve baskılanan konut kredilerinin geri ödenememesiyle bir mortgage krizi patladı ve krizden tüm finansal piyasalar etkilendi.
AŞIRI FİNANSAL SİSTEMİN SONUCU
Birleşmiş Milletler tarafından ‘Yüzyılın krizi’ olarak tanımlanan bu süreç, gelişmiş ülkeleri vurduğu için akıllara ilk gelen, İkinci Dünya Savaşı’na da neden olan 1929’daki Büyük Buhran oldu. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından yoğunlaşarak dünyayı saran kontrolsüz, daha fazla kazanma iştahında olan aşırı finansçı ekonomi politikalarının geldiği noktaydı bu.
GELİŞMİŞ EKONOMİLERDEN ÇEVRE ÜLKELERE
ABD’nin ardından Avrupa’yı da sarsan bu buhran gelişmiş ülkelerden dalga dalga gelişmekte olan piyasaları da vurdu. Dünya genelinde 6 trilyon doları bulan kurtarma paketleri açıklanırken, çok uluslu finans devleri iflas ediyordu. Bunalımın en şiddetli zamanında Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 20 milyon kişinin işsiz kalacağını tahmin ettiğini açıklaması tablonun içler acısı halini gösteriyordu.
AB DAĞILMANIN EŞİĞİNE GELDİ
Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yansıyan kriz, özellikle 2010’lu yıllarda İspanya, İtalya, Yunanistan ve Portekiz gibi ülkeleri vururken, avro bölgesi başta olmak üzere Birlik için olası dağılma senaryoları gündeme gelmeye başlamıştı. Böyle bir buhranın ortasında ekonominin dümenini sıkı tutan ve gerekli önlemleri alan ülkeler krizi en az hasarla atlatacaktı.
ERDOĞAN SÜRECE DAMGA VURDU
İşte tam da bu dönemde tarihler Ekim 2008’i gösterirken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ”Kriz bizi teğet geçecek” şeklinde bir söyleme imza attı. AK Parti’nin 2007 yılındaki seçim zaferinin ardından bir sorun bekleyenler, için fırsat gibi görülen küresel krizin Türkiye’yi de vuracağı ve Erdoğan’ın bu ekonomideki sorunlarla baş edemeyeceği umudunu taşıyordu. Sarsıntıları farklı ülkelerde hissedilen sorunların Türkiye’yi vuracağı söylentileri özellikle 2008’i takip eden 5 yıl boyunca sıkça dile getirildi, tartışıldı. Hiç de iddialı olmayacak bir ifade ile Türkiye ilgili krizi, teğet geçecek mi, yoksa ekonomiye hançer gibi saplanacak mı tartışması ile geçirdi. Bu dönemde, milli bir duruş sergileyerek krizi soğukkanlılıkla ele alanlar yanında ateşe körükle gidenlerin tek bir hedefi vardı o da AK Parti. 18 Ekim 2008’de Elazığ’da bir toplantıda konuşan Başbakan, dünyada yaşanan ekonomik krizin büyük bir etki yarattığını ve ABD, Japonya ve AB üyesi ülkelerin bundan etkilendiğini dile getiriyordu.
Kriz sevicilere prim verilmedi
Yeni Şafak 20 Ekim 2008 tarihindeki Dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın, “Reel Sektörü Krize Karşı Koruruz” sözlerini manşete taşıyordu. ‹Finans sisteminin çok sağlam› olduğunu belirten Unakıtan›ın, “Amacımız reel sektörü korumak. Teşvik için 7,1 milyar YTL ayırdık. Reel sektörün kredi faizlerinin bir bölümünü devlet ödeyecek” şeklindeki sözlerine de spotta yer veriliyordu.
2011 yılına gelindiğinde Türk ekonomisinde sorun bekleyenlerin umutları boşa çıkarken, Başbakan Erdoğan ilk günlerdeki söylem ve duruşunu devam ettiriyordu. Yeni Şafak da 28 Temmuz 2011’deki manşetinde Erdoğan’ın “Kriz Teğet Bile Geçmeyecek” cümlesine yer veriyordu. Yeni Şafak ilgili haberinde Erdoğan’ın ekonomiye güven tazeleyen ifadelerine yer verirken, “Bugün daha iyiyiz, daha güçlüyüz, hiç endişeniz olmasın” mesajını okuyucularıyla buluşturdu.
BATIDAKİ BATIK BANKALAR VE ŞİRKET İFLASLARI TÜRKİYE’DE YAŞANMADI
Erdoğan, bu dönemde dünya ekonomisindeki sorunların varlığını kabul ederek, Türkiye’nin bankacılık alt yapısının sağlam olduğunu ve dolayısıyla Batı’da oluşan derin finansal çatlağın ülke ekonomisine en az zararı verecek şekilde atlatılacağını ifade ediyordu. Nitekim ABD ve Avrupa başta olmak üzere iflas eden holdingler, küçülen şirketler ve milyonları bulan işten çıkarmalarla dolu sahneler Türkiye’de yaşanmadı. 2007’de 0,7 büyüyen ekonomi, 2009’de yüzde 4,7 küçülse de Türk ekonomisi bu yangının içinde kendi yolunda ilerlemeyi başaran ender ülkelerden oluyordu. Bu dönemde ülke makro ekonomik politikaları yakından takip ederek, her türlü önlemin alınmasını sağlayan Erdoğan ‘İnanıyorum ki inşallah bizi teğet geçecek ve biz bunu en az zayiatla atlatacağız’ söylemi ile vatandaşa, piyasalara ve küresel yangını ülkeye taşımak isteyenlere gerekli mesajı gönderiyordu.
YENİ ŞAFAK MİLLİ DURUŞ SERGİLEDİ
Bu dönemde milli duruş sergileyen yayın organlarının sayısı parmakla gösterilirken, Yeni Şafak manşet ve sayfalarında süreci soğuk kanlılıkla ele alan bir yayın anlayışını elden bırakmadı. Ülkede kriz çıkarmaya çalışanların tersine, yetkililerin söylemlerini dikkate alan yapıcı ve yeri geldiğinde olumsuzluklara karşı uyaran bir yayıncılık misyonu üstleniyordu. Öte yandan, dünyadaki önemli gelişmeleri okuyucularına aktarma göreviyle, özellikle krizin dünyayı sarıp sarmaladığı dönemlerde ekonomide yaşana gelişmeleri manşetine taşımaktan geri kalmadı. Nitekim 17 Ekim 2008 tarihli ‘Krizin Freni Patladı, Dünya Alarmda’ başlıklı manşette küresel ekonomide yaşanan gelişmeler ve Türkiye’ye etkileri değerlendiriliyordu. İlgili süreçte paniğe sebep olacak yayınlardan kaçınılırken, özellikle ABD’deki krizinin ilk günlerinde ekonomik göstergelere ilişkin alarm verici detaylara da yer veriliyordu.