Fuzûli’den Şeyh Galib’e anlatının tarihi

Fuzûli’den Şeyh Galib’e Aşkın Uzun Hikâyesi başlığını taşıyan Necmettin Turinay’ın yeni kitabı Ketebe Yayınları’ndan çıktı. Kitap, eski edebiyatın iki önemli eseri olan Leylâ vü Mecnûn ve Hüsn ü Aşk’ı karşılıklı bir okumaya tabi tutuyor ve bugünle bağlarını belirginleştiriyor.

Merve Akbaş Yeni Şafak
Arşiv

Deneme ve eleştiri yazarı, akademisyen Necmettin Turinay’ın Fuzûli’den Şeyh Galib’e Aşkın Uzun Hikâyesi başlığını taşıyan yeni kitabı Ketebe Yayınları etiketiyle okurla buluştu. Kitap Fuzûli ve Şeyh Galib’in anlatılarını karşılaştırırken bugünün romanının, hikâye ve mesnevi ile olan ilişkisine de mercek tutuyor. Bu karşılaştırmada ise iki ustanın en önemli eserleri olan Leylâ vü Mecnûn ve Hüsn ü Aşk baz alınıyor. Geniş çerçevede dün ile bugün arasında kurulan bağlar hem eserleri hem de açıkları yolu daha net şekilde görmemizi sağlıyor.

“Klasik Edebiyatımızda Hikâye, Mesnevi, Roman” alt başlığını taşıyan kitabın aslında üstünde durduğu konu bu üç türün geçirdiği değişim. Yeni edebiyatın izlerini sürerken Tanzimat’a oradan da Batı’nın roman tarihine uzanan Turinay, eski edebiyatın önde gelen mesnevilerinde derin bir soluk almak ve bugünü değerlendirmek için o döneme bakmak gerektiğine dikkat çekiyor. Bu yola çıkarken aklında beliren önemli sorular var. O nedenle de sanatçılarının insanı nasıl anladığı, anlattığı ve dolayısıyla çevreyi nasıl algıladığını eserler üzerinden yorumlamaya, anlamaya çalışıyor. Eserlerin kurgusuna, nelere dikkat edildiğine ve daha da özelinde devirden devire değişen unsurlarına ışık tutmaya çalışıyor. Fuzûli ve Şeyh Galib’in, yani klasik edebiyatımızın iki ustasının bugünden bakıldığında görülebilecek romancı ve hikâyeci yanlarını ortaya koymaya çalışan Turinay, sanatçıların estetik tesiri nasıl ürettiğinin üzerinde durmaya çalıştığını söylüyor. Hatta kendi cümleleriyle, “Fuzûli ile Şeyh Galib’in sanatının sırrını yakalamaya” gayret ediyor.

Turinay, Fuzûli’den Şeyh Galib’e Aşkın Uzun Hikâyesi adlı incelemesinde, o döneme dair alışılagelen bakışların uzağında duruyor ve şiir merkezli bir okuma yapmıyor. Aksine, bu eserlerin bir roman gibi okunabilecek-yorumlanabilecek olduklarını belirterek, modern dönemle klasik dönem arasında nasıl köprüler kurulabileceğine dikkat çekiyor. Bunu yaparken anlatıların aşkı, insanı, çevresel ilişkileri nasıl işlediğine de odaklanıyor. Bu da dönüşümün nasıl gerçekleştiğine dair bize ipuçları sunuyor. Çünkü Turinay, çağdaş romanın da yıllar içinde nasıl değiştiğini vurgulayarak aslında bu türün sanıldığı gibi keskin standartlarının olmadığını belirtiyor. Yeni edebiyat alanında çalışan, okumalar yapan biri olarak eski edebiyatın değerli eserlerindeki bakış açısını yine yeni edebiyatın imkânlarıyla incelediğini belirten Turinay, kitap boyunca hem bu iki temel eseri farklı yönleriyle inceliyor hem de iki alan arasında adeta disiplinler arası yeni bir bağ kuruyor.


Edebiyat ile bilimi buluşturmaya çalışıyorum

Bizim gençlerin hikâyelerini anlatacağız