Geç vakitte gelen şiirler

Fantazi ve bilim kurgu romanlarıyla efsaneleşmiş Ursula K. Le Guin, bu kez bir şiir kitabıyla okuyucunun karşısında. Le Guin, “Bir şiir işlevsel olduğu müddetçe biçiminde nitelikli bir farklılık görmüyorum” diyor.

Yeni Şafak Haber Merkezi

GÜZİDE ERTÜRK

Ursula K. Le Guin, geçtiğimiz ay yeni bir kitap yayınladı, “Late in the Day” (Geç Vakit). Le Guin'in 2010-2014 yılları arasında yazdığı şiirleri içeriyordu kitap. Roman yazacak fiziki enerjisinin kalmadığını, son yazdığı romanı “Lavinia”nın (2008) ona beklemediği bir anda geldiğini, öykülerinse uzun zamandır kendisine uğramadığını daha önce açıklamıştı. Ama şunları da eklemişti; “Yazmaya şiirle başladım. İlk gençlik yıllarımda sadece şiir yazıyordum. Roman sonradan geldi.” Şiir, seksen altı yaşında da onu bırakmadı. Efsanevi yazarın kapısını çalmaya devam etti, Le Guin'se şiiri dinlemeye.

13 Ocak 2016 akşamı, geç bir vakitte Ursula K. Le Guin'i dinlemek için Portland'daki bir kitapçının küçük toplantı odasına gittim; İnci Oda – en üst kat. Sandalyeler çoktan dolmuş, geç gelenler yerlere oturmuştu bile. Ellerinde Le Guin'in farklı farklı kitaplarını tutan okuyucular sessizce bekliyordu. Kiminin elinde “Mülksüzler”, kiminin elinde “Karanlığın Sol Eli”, kiminin elinde “YerDeniz” serisi vardı. Yaşlı bir teyze, elinde örgü şişleri, henüz bitiremediği siyah bir atkı örüyordu. Yaşlı teyzenin yanına oturdum. Gittikçe artan kalabalık, kitapçının arka raflarına doğru dizilmeye devam ediyordu. Benim elimdeyse, Le Guin'in son şiir kitabı vardı: “Late in the Day.” Beklerken yapılacak en güzel şey, henüz sayfaları açılmamış yeni bir kitaba başlamaktır. Ben de öyle yaptım.

ŞİİRLE DÜNYAYI ANLAMAK

Kitap, “Derin Hayranlık” isimli bir önsözle açılıyordu. Le Guin'in Kaliforniya Üniversitesi'nde yaptığı “Antroposen: Tahribata Uğramış Bir Gezegende Yaşama Sanatı,” isimli konuşmasını içeriyordu önsöz. Yüksek teknolojinin, dünyamızı tek kullanımlık bir çöpe dönüştürdüğünden yakınan yazar, araba kullanırken mesajlarına bakmaktan geri durmayan insanlığı, akıllı telefonlarını bir kenara bırakıp şiirin diliyle dünyayı anlamaya davet ediyordu. Çünkü şiir; şeylerle ve doğayla iletişime geçmenin tek yoluydu. Ağaç, kaya veya nehir şiirin diliyle konuşurdu. Okuyucuyu şairane bir rehberlik eşliğinde doğayla buluşturuyordu Le Guin. “Sürekli bilgi yağmuruna tutulan ve bu yağmurdan nasibini alamayan cehaletimiz bilimin ve şiirin diliyle kurtulacak,” diyor ve ilave ediyordu, “Bilim dışardan, şiirse içerden tanımlar. Bilim açıklar, şiir ima eder. İkisi de yaptığını marifet bilir.” Doğaya bir üst perdeden bakan Hristiyanlığı da eleştiren yazar, daha derinlere dalmaya, kendimizin dışına çıkıp kadim dünyayla bağlarımızı hatırlamaya ve suskunların dilini anlamaya çağırıyordu insanlığı. Mistik ve ilkel yapıya yakınlaşarak, kendimizi yenileyebilirdik, ne kadar gecikmiş olursak olalım.

Önsöz'ü bitirdiğimde, Ursula K. Le Guin'i karşı çaprazımda bir sandalyede otururken gördüm. Görevli, dinleyicileri uyarıyordu,

“Lütfen yangın çıkışlarının önüne oturmayın!” Sonra Le Guin kürsüde belirdi. Yumuşak ve naif sesiyle bir yandan şiirler okuyor, bir yandan şiir hakkındaki görüşlerinden bahsediyordu. Uzun zamandır bir şiir grubuna katılıyormuş. Her ay toplanan grup, şiir hakkında konuşurken, birbirlerine kimsenin yapmakta zorunlu olmadığı ödevler veriyor, yazdıkları şiirlere yorumlar getiriyorlarmış. Kitaptaki birçok şiirin bu gruba katıldıktan sonra yazıldığına değindi ve “Bağlar” ismini taşıyan ilk bölümden şiirler okumaya başladı; “Applegate Evindeki Küçük Hintli Tokmak” ve bir şiir daha okudu, “Mutfak Kaşıkları”, bir şiir daha, “Çömlek.” Sorular kısmına geçildiğinde, genç bir kız ona şu soruyu yöneltecekti, “Neden mutfakla ilgili şiirler yazdınız?” Le Guin, “Grubumuzdaki ödevlerden biri de araçlar üzerine yazmaktı. Benim kullandığım araçlarsa mutfak eşyaları.” Aklıma, Le Guin'in kadınlar ve kadın doğası üzerine yazdığı onlarca makale geldi. O makaleleri okumadan bu şiirlerin derinine inmek pek mümkün görünmüyordu.

EVİMDE TARAFSIZ BİR BÖLGEDEYİM

Yaşadığı coğrafyadan ve Oregon'ın doğal yapısından da esinlenen Le Guin, şiirlerinde mekana ve doğaya özel bir vurgu yapmıştı. Mevsimsel dönüşümler ve zaman kavramı kullandığı temel öğelerin başında geliyordu. Bunlar arasında “Kanada Vaşağı”, “Ashland'de”, “Evim”, “Cascades Dağlarını Geçmek”, “Zamana Söylenen İlahi” gibi birçok şiiri dahil etmek mümkün. Le Guin şiirlerini okurken Oregon'ın sahillerinde ve ormanlarında buldum kendimi.

Şiirden öyküye geçti Le Guin. “Bunca yıldır bize şiirle hikaye yazılamayacağını öğrettiler. Peki o zaman Homeros ne yapıyordu, Shakespeare ne anlatıyordu?” diye gülerek sordu. Kendisi de “Öykü” isminde bir şiir yazmış. “Bu sadece hikayeden bir bölüm, doğrusu epey bir hikayeden / o bölüm hani üçüncü oğlan veya üveykız / gönderildi imkansız bir görevle tekinsiz ormana doğru / bir tilkinin önüne gelir pençesi kapana kısılmış / yavru serçeler düşmüş yuvadan / bazı karıncalar su birikintisinde hapis” diye devam ediyordu şiir. Kahramanları ve mutlu sonları sorguluyordu.

“Eski Müzik” şiirini okumadan önce kendisinin Almanca bilmediğini ama çocukken babasını Almanca konuşurken duyduğunu, onun hiç anlamadığı bir dilde konuşmasından bir hayli etkilendiğini ve unutamadığını söyledi. Bunun üzerine Goethe okumaya başlamış. Fakat İngilizce çeviriyi okurken o müziği yakalayamamış. Uzun zaman sonra, içinde Almanca orijinalinin de bulunduğu başka bir çeviri kitap bulmuş. Şiirleri Almancasıyla karşılaştırarak okumuş. “Kitabın yarısına geldiğimde Almancayı az çok anlıyordum,” dedi, sanki çok kolaymış gibi. Şiirlerin Almanca aslında “Nachtgesang” diye bir kelimeye denk gelmiş. Bu kelime dikkatini çekmiş ve araştırmaya başlamış. Sonunda kelimenin artık kullanılmayan çok eski bir söz olduğuna veya -büyük olasılıkla- Goethe'nin bu kelimeyi kendi türettiğine kanaat getirmiş. Bütün bunlar ona yeni bir şiir yazdırmış: “Eski Müzik.”

Kitabın sonunda iki makale daha bulunuyor. Biri sonsöz niyetine yazılmış, “Biçim, Serbest Nazım, Serbest Biçim; Bir Takım Düşünceler.” Bu bölümde Ursula Le Guin, şiir anlayışından bahsediyor, “Ben eğlenenlerdenim. Evimde, tarafsız bir bölgedeyim. Bu bağlamda ne bir teorim, ne uzun soluklu tercihlerim, ne de çok fazla görüşüm var. Bir şiir işlevsel olduğu müddetçe biçiminde nitelikli bir farklılık görmüyorum,” diyor. Kitaptaki son makaleyse National Book Foundation'ın kendisine verdiği “Amerikan Edebiyatına Ömür Boyu Üstün Katkı Madalyası” üzerine ödül töreninde yaptığı konuşmayı içeriyor.

Ursula Le Guin, şiir hakkındaki görüşlerini dile getirdikten sonra “Sorular” kısmına geçildi ve meraklı kalabalık Le Guin'e birçok farklı konu hakkında sorular yöneltmeye başladı. Dinleyicilerden biri yazma alışkanlığını sordu. Bunun üzerine Le Guin, “Her sabah saat 9.00'da masanın başına geçip beş bin vuruşluk bir yazı yazmıyorum. Bekliyorum. Sonra dinlemeye başlıyorum. Benim yazarlığım beklemek ve dinlemekten ibaret. Yazmaya başladığım dönemlerde sabahtan akşama kadar yazabiliyorum” dedi. Başka biri şiir üzerinde nasıl çalıştığını sordu, “Oturup saatlerce şiir gelsin diye beklemiyorum. Bazen bir dize bulaşık yıkarken geliveriyor” diyerek açıkladı, “Şiir geldiği zaman masama gidiyorum.”

http://image.piri.net/resim/imagecrop/2016/02/10/11/06/resized_8d9ba-c1d184b6ieue.jpg

“Şiir üzerinde çalışmayı ne zaman bırakıyorsunuz?” Ursula'nın cevabı, “Yazdıklarınızı düzeltmek için sürekli çalışırsınız. Ama bazen düzelteyim derken bozarsınız da. Bunu iyi ayarlamak ve bir yerde durmak gerekir. Yoksa bu bir takıntıya dönüşür.”

“Yazdığınız romanlar arasında en sevdiğiniz karakter hangisi?” Le Guin, bu soruyu gülerek cevapladı, “O kadar çoklar ki. Ama şu an bir roman yazıyor olsaydım, en sevdiğim karakter o romanda olurdu.” Yanımda oturan yaşlı teyze örgü şişlerini tekrar çantasına koymuştu. O da soru sordu, “Bir şair, dörtlükler halinde yazmasının sebebini not defterinin küçüklüğüne bağlamıştı. Bir sayfaya ancak bir dörtlük sığıyormuş. Siz neden dörtlükler halinde yazdınız? Not defteriniz mi küçüktü?” Dinleyiciler arasında gülüşmeler oldu. Le Guin, bu soruya şöyle bir cevap verdi, “Bunun not defterimin boyutuyla bir ilgisi yok. Sadece kullandığım biçimle alakalı. Kullandığım biçimler de şiirin özüne göre değişiyor.”

Sorulardan biri Mülksüzler romanındaki Shevek karakteri üzerineydi, “Anarresli Shevek, Urras'a gittiğinde bir kadından etkilendi. Oysa kendi gezegeninde sevdiği bir kadın vardı. Acaba bu erkeklerin doğasında mı var?” Le Guin bu soruya ayrıntılı bir cevap verdi, “Hayır. Kadın, Shevek'ten etkilenmişti ve kadının gezegeninde böyle bir etkileşim normal karşılanıyordu. Shevek'se kadının bunu açıkça göstermesini yanlış anladı. Hayatında ilk kez alkol almıştı ve kadının ilgisi karşısında heyecanlandı. Yine de verdiği tepki kusmak oldu. Bunun erkek doğasıyla bir ilgisi yok. Alkol alan herkes, ne yapacağını şaşırır ve kusmak gibi tepkiler verebilir.”

Dinleyiciler arasında yazarlar ve yazar adayları da vardı. Yazarlıkla ilgili birçok soru geldi. Bunlardan en önemlisi, “Yeni başlayan yazarlara ne önerirsiniz?” sorusu oldu. Le Guin, bu soruya, “Yazarlara önerim, durmayın yazın, olur. Yazmaya devam edin. Ama şunu da söylemem gerekiyor, yazarlıktan para kazanmayı beklemeyin. Yapılan son araştırmalara göre tam zamanlı çalışan bir yazarın yıllık geliri on beş bin dolar. Bu da ortalama gelire göre çok düşük bir rakam. Yazarlar, ek iş yapmak zorunda kalıyorlar ve yazarlığı ancak yarım zamanlı yapabiliyorlar. Böylelikle yazarlıktan kazandıkları gelir yarı yarıya düşmüş oluyor. Para için yapmayın. Sanatla para kazanılmaz” şeklinde cevap verdi.

Dinleyiciler arasındaki heyecanlı bir genç, “Bir grup insan, sizin 'Aziz' olduğunuza inanıyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sordu. Le Guin'in bu soruya cevabı gayet netti, “Bundan utanç duyuyorum!” Alkışlar.

Soru-cevap faslından sonra kitaplarını imzalamaya başlayan Le Guin'e ben de şiir kitabını imzalattım. Beni gördüğünde, “Demek sen geldin” diyerek gülümsedi. Onunla üç yıl önce yapmış olduğum röportajı hatırlamış olmalıydı. “Beni hatırladığınıza sevindim” dedim kitabımı imzalarken, başını eğerek sessizce fısıldadı, “Tabii ki.”

http://image.piri.net/resim/imagecrop/2016/02/10/11/05/resized_fb210-852662bc22.jpg

• • •

Late in the Day

Ursula K.Le Guin

PM Press

Ocak 2016

86 sayfa