Erdem Dönmez
Tarih yazımında sıklıkla başvurulan ve ben merkezli bir tür olan hatıratlar, bir yazarın kendi bakış açısıyla devrine tanıklık ettiği metinler olarak tanımlanabilir. Edebiyattan siyasete, sosyolojiden psikolojiye, felsefeden kültürel araştırmalara ve folklora uzanan geniş bir çalışma disiplini içerisinde verimli bir kaynak olarak okunabilecek olan hatıratlar, yazarın belirli bir tarihten geriye bakarak geçmişte yaşananları kendi bakış açısıyla değerlendirmesini içerir. Hatıratlar, ben merkezli olmaları, olaylar yaşandıktan ve sonuçları ortaya çıktıktan uzun süre sonra kaleme alınmaları, zaman zaman yazarın kendisini savunmasının yanı sıra birilerini övmek ya da yermek maksatları yüklenmeleri gibi özelliklerinden dolayı güvenilirliği düşük kaynaklar olarak düşünülse de anlattığı devri özgün bir bakışla yorumlamaları, tarihin satır aralarında kalan detayları gün yüzüne çıkarmaları ve geçmişi tüm canlılığıyla okurla buluşturmaları bakımından son derece kıymetlidir. Ayrıca bugünden geçmişe bakan yazarın tarihsel akışta boşlukları doldururken faydalandığı duygu ve hayaller, gerçeği yansıtmak bakımından kusurlu görülen türün edebî yönünün kuvvetlenmesi bakımından da önem arz eder.
Akademik çalışmalarında hatırat, günlük, gezi yazısı gibi ben merkezli türler üzerine yoğunlaşan, aynı zamanda Mahmut Yesari, Burhanettin Tepsi, Suphi Nuri İleri, Aziz Sami İlter ve Hüseyin Suat Yalçın’ın çeşitli dönem ve konular üzerine yoğunlaştığı hatıralarını kitaplaştıran İbrahim Özen, son olarak 1930-1950 arasında yayımlanan 117 hatırat kitabına ve 6 hatırat bölümüne ulaşarak, beş yüzün üzerinde dergi ve yüz elli civarı gazete tarayarak Yâdında mı O Günler? adlı çalışmasını okuyucunun dikkatine sundu. “1930-1950 Yılları Arasında Yayımlanan Hatıratlarda Siyasi, Sosyal ve Kültürel Hayat” alt başlıklı çalışmasında Özen, hatırat türünün genel çerçevesini çizen kısa bir girişten sonra ele aldığı metinleri “Hatıratın İzinde Siyasi Tarih”, “Hatırat ve Edebiyat” ve “Hatırata Yansıyan Sosyal Hayat” başlıkları altında değerlendiriyor. Çalışma süresince başkası tarafından yayına hazırlanan yahut sadeleştirilen örneklerden ziyade metinlerin ilk örneklerine ulaşma ve dönemsel bilgileri kitap, makale ve ansiklopedilerden teyit etme zahmetine girişen Özen, tarih yazımında güvenirliğini yitiren kaynaklara itibarını iade etmeye de çabalıyor.
ALTERNATİF BİR TARİH OKUMASI
Çalışmada II. Abdülhamid döneminden başlanarak II. Meşrutiyet, Mütareke ve Millî Mücadele, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ve gelişimi ile çok partili hayata geçiş dönemleri ayrı başlıklar altında kronolojik bir okumaya tabi tutuluyor. Bu kapsamda resmi tarih yazımına girmeyen pek çok hususiyet ve ayrıntı hatıratlardan yola çıkılarak değerlendiriliyor. Böylelikle bilinen olayların arka planındaki nedenler ortaya koyularak okuyucuya alternatif bir tarih yorumu sunuluyor. Çalışma, siyasi tarih çalışmalarının ötesine geçemeyen, daha çok olayların görünen yüzünü esas alan ve değişimin gündelik hayata yansımalarından uzak kalan Türk modernleşme tarihi sahasına da özgün bir yaklaşım imkânı sağlıyor. Bu kapsamda II. Abdülhamid’in özel hayatı, jurnal sisteminin işleyişi ve toplumda bu sisteme karşı gelişen tepkiler, II. Meşrutiyet’in toplumda uyandırdığı akisler ve beklenene ulaşılamaması sonucunda yaşanan hayal kırıklıkları, savaşlar, suikastlar, I. Dünya Savaşı yıllarında cepheler, Mütareke döneminde İstanbul’da gündelik hayat, Millî Mücadele ateşinin yakılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ortaya çıkışı, yeni rejimin, inkılapların ve demokrasiye geçiş denemelerinin sosyal hayata yansımaları ele alınan konular arasında.
HATIRATLARDAN EDEBİYATA YANSIYANLAR
Çalışmanın ikinci bölümü edebiyatı merkeze alıyor. Edebiyat tarihinin çeşitli dönemlerinin ortaya çıkışına dair ayrıntılarla beraber edebiyat ve sansür, ediplerin kavgaları ve dostlukları ile edebi mahfilleri içeren bu bölümde ele alınan her bir meselenin ayrı bir çalışmaya konu olacak nitelikte derinliğe sahip olduğunu söylemek mümkün. Örneğin “Edebiyat ve Sansür” başlıklı bölüm, edebiyat tarihinde pek çok tartışmaya yol açan, özellikle II. Abdülhamid dönemiyle ilişkilendirilen sansürün Meşrutiyet, Mütareke, Atatürk ve İsmet İnönü dönemlerinde de doğrudan ya da dolaylı olarak uygulamada kaldığına işaret ediyor. “Ediplerin Kavga ve Dostlukları” başlıklı bölümde ise eleştiri ve polemik tarihine ışık tutacak pek çok ayrıntı dikkat çekiyor. Tevfik Fikret, Ahmed Haşim, Yahya Kemal, Peyami Safa, Necip Fazıl gibi Türk edebiyatının önde gelen şahsiyetlerinin girdiği polemikler ve bunların farklı kişilerin hatıratlarındaki yansımaları, edebiyat tarihine farklı açılardan yaklaşılmasına imkân sağlıyor. Öyle ki söz konusu örnekler, edebiyat tarihi yazımı çalışmalarında hatıratların asla ihmal edilmemesi gereken kaynaklar olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Çalışmada polemikler kadar önemli olan bir diğer ilişki biçimi ise ediplerin aralarındaki dostluklar. Ziya Paşa-Namık Kemal arasındaki çatışmalı dostlukla başlayan bu bölümde Halit Ziya’nın Abdülhalim Memduh ve Mehmed Rauf’la; Yakup Kadri’nin Haşim, Yahya Kemal, Refik Halid ve Abdülhak Şinasi’yle; Mehmed Âkif’in M. Emin Erişgil, Tahirü’l Mevlevi ve Mahir İz’le; Ziya Osman’ın Cahit Sıtkı; Orhan Veli’nin Melih Cevdet ve Oktay Rıfat’la ilişkileri, edebiyat tarihlerine girmeyen ayrıntılarla işleniyor. Diğer taraftan yazarların birbirlerine kızgınlıkları, küskünlüklerinin yanı sıra insani zaafları da bu çerçevede açığa çıkıyor. Söz konusu özellikler, yazar merkezli okumalar için de yönlendirici niteliğe sahip. “Edebi Mahfiller”de ise İbrahim Özen, yazarların ev, kıraathane, lokanta, pastane gibi toplanma yerlerini ayrı başlıklar altında dikkatlere sunuyor.
SOSYAL HAYATTAN CANLI PARÇALAR
İbrahim Özen, hatıratlardan yola çıkarak özellikle Osmanlı’nın son dönemlerinde sosyal hayattaki hareketliliği çeşitli şekillerde ortaya koyuyor. Saraydan sokağa uzanan geniş bir alanda vuku bulan gündelik alışkanlıkların değerlendirildiği bu bölüm, sosyoloji ve folklor araştırmalarının yanı sıra edebiyat ve mekân bağlamında yürütülecek çalışmalar için de önemli bir kılavuz niteliğinde. Bu kapsamda saray ve sokakta ramazan eğlenceleri, bayram merasimleri, düğünler ve eğlenme maksatlı çeşitli vesilelerle gerçekleşen buluşmalarla beraber bu eğlencelerin gerçekleştiği mekânlar da detaylı bir şekilde gün yüzüne çıkıyor. Özellikle dönemi konu alan romanlarda sıklıkla tercih edilen Tepebaşı, Göksu deresi ve Boğaziçi’nin hatıralardaki karşılığı dikkat çekiyor. Yine ilgili dönemdeki eğitim ve aile hayatı ile kadının toplumdaki yerine dair ayrıntılar, modernleşmenin topluma yansımalarını göstermesi bakımından önem arz ediyor.
Yazıyı İbrahim Özen’in tespitiyle bitirelim: Özen’e göre 1930-1950 arası yayımlanan hatıratlarda askerî ve siyasi yönden Osmanlı dönemi eleştirilirken Millî Mücadele ve Cumhuriyet dönemi övülüyor. Ancak sosyal ve kültürel hayat dikkate alındığındaysa mazi hasreti fazlasıyla hissediliyor. Bu çerçevede çalışma Türk modernleşmesinin şartlarını ve karakteristiğini özgün bir yorumla değerlendirebilmek açısından da dikkat çekiyor.