Kaliteli bir yaşama parayla sahip olunamaz

Türkiye'nin sanat ve işdünyasından birçok ismin villasını tasarlayan Yüksek Mimar Murat Atabarut: Paranın getirdiği gösteriş kalıcı değil. Varlıklı insan, sanatı anlayabilir ve yaşatabilirse kalıcı olabilir.

Kübra&Büşra
Kaliteli bir yaşama parayla sahip olunamaz

Beykoz'da, Mahmut Şevket Paşa Köyü'nde Mimar Murat Atabarut'un evine gidiyoruz. Herhangi bir villaya gideceğiz diye düşünürken karşımıza adeta bir şato çıkıyor. Ağaçların arasında, bahçesinde tavuskuşlarının ve daha bir çok hayvanın bulunduğu bu evin içi, antika eşyalarla doluydu. Belli ki Atabarut söylediklerini aynı zamanda yaşıyordu. Bu yüzden Atabarut ile gösteriş ve lüks üzerine konuşmamız yerindeydi.

Villalar tasarlıyorsunuz. Varaklar, pahalı halılar ve duvar resimleri… Lüksle iç içe bir iş bu. Nereden geliyor bu lüks tutkusu?

Lüks tanımına katılmıyorum. Çünkü içerik değiştirmiş vaziyette. Pahalı olan şeyleri almak, en iyisini yapmak gibi algılanıyor. Lüks öyle birşey değil. Ama kalite derseniz kaliteli yaşamayı seviyorum. Önce kalitenin ne olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Neymiş?

Her pahalı olan şey kaliteli değildir ve her lüks olan şey de güzel değildir. Kalite bugün parayla ilintili olarak düşünülüyor. Bu kötü bir şey.

Lüksle aranız nasıl?

Ben lükse para harcamayı anlamlı bulmuyorum. Bir cekete üç milyar vermek, üstelik bunu sıkça yapmak doğru değil. Çünkü geçici bir şey. Kalıcılığa önem vermek lazım. On tane alacağınıza bir tane almak lazım. Bu ev dekorasyonu için de geçerli. Bir tane alıp onu yıllarca kullanmalı.

Aile kökleriniz nereye dayanıyor?

Ailem dörtyüz yıllık İstanbullu. Babamın babası Türkiye'nin ilk elektirik mühendislerindendi. Büyük dedem Şevki Paşa.

Peki Atabarut soyadı nereden geliyor?

Atabarut soyadını Atatürk vermiş. Büyük dedem baruthanelerin kumandanıydı. Onun babası da Gürcistan'dan gelmiş. Babaannemin babası da doktordu. Annemin anne tarafı mutasarruf bir aile. Balkanlara ve Anadolu'nun birçok yerini dolaşmışlar. Sonuç olarak ailem zengin bir aile değil; ama her zaman çok düzgün yaşamış, okumuş ve iyi mevkilerde olmuşlar.

Nasıl bir ailede büyüdünüz?

12 yaşından bu yana antika topluyorum hala da devam ediyorum. Çünkü antikanın önemli olduğunu ve buna sahip çıkılması gerektiğini büyükannemden öğrendim. Sanatla her zaman içiçe olmuş bir aileden geliyorum. İki teyzem ressam, dayım mimar, büyük dedem ve büyükannem keman, piyano çalan, resim yapan bir adamdı.

Sosyete ile bir ilişkiniz var mı?

Sosyete veya cemiyetin ne olduğunu açıkçası bilmiyorum. Böyle bir cemiyet varsa bunun adı sosyete midir? Sosyete nedir? Türkiye'deki sosyete ile dünya sosyetesi aynı mıdır? Bunlar bana göre çok karışık işler. Ama yaptığım iş, muhatap olduğum insanlar, girip çıktığım yerler, sizi bir süre sonra tanınan bir yüz haline getiriyor.

İyi bir şey mi?

İyi veya kötü diyemeyeceğim ama çok hoşuma gittiğini söyleyemem.

Niye?

Sosyetenin içine kimleri koyduğunuz ile alakalı. Bugün sizin bir yerde fotoğrafınız çıkıyorsa yanınızda çıkan kişinin kim olduğu önemli. Türkiye'de cemiyet içinde adı geçenlerin hepsi bilgisiyle, kültürüyle, yaşam tarzıyla veya hayata verdiği emekle yer alan insanlar değil.

Neden memnun etmiyor?

Beni ilgilendirmiyor.

Sizi ne ilgilendiriyor?

Tabiatı çok seviyorum. Tarihi seviyorum, antikayı sevmemin bir sebebi de budur. Antikayı sadece sanatsallığından ötürü değil, ayrıca tarihi değerinden dolayı seviyorum. İnsanların doğaya sahip çıkmadan, tarihini bilmeden pek bir yere gelebileceğini zannetmiyorum.

Neden ev de, başka bir mekan değil? Bunun tam olarak sizdeki karşılığı nedir?

Beş yaşlarımdan beri mimar olmak istedim. Maketler yaptım, ev resimleri çizdim. Sonunda mimar oldum.

Lüks bir yaşama hitap ediyorsunuz. Neden lüks, klasik villalar?

Aslında moderni de çok severim ama her şeyin doğrusunu yapmaktan yanayım. Modernin de sanatsal değeri vardır. Mor koltuk, kırmızı kanepe ve yeşil duvar yapmak modernlik değil. Modern ya da klasik olsun belli bir disiplin ve bilgi dahilinde yapılmasını doğru buluyorum.

Daha çok yaşayan ev mi yoksa tablo ev mi tasarlıyorsunuz?

Tablo ev olması önemli değil. Ama mühim olan yaşanan bir tablo oluşturmak. Bir dekorasyon projesi geldiğinde, sizden ve müşterinizden önce söz sahibi mekandır. Mesela bir yalı yapıyorsanız, yalıyı 'böyle istedim de yaptım' diyemezsiniz. Bu mimariye sadık kalmanız lazım. İkincisi; orada yaşayan kişinin yaşam biçimi önemli. Dört çocuğuyla ve torunlarıyla yaşayan geniş bir aileyse eğer, onların şartlarına göre ev döşemeniz gerekiyor. Yani ikinci unsur kullanıcı ya da mal sahibi. Son aşama dekoratöre ve iç mimara kalıyor.

Kurduğunuz dialoğun biçimi nasıl oluyor?

Uzun uzun konuşup ahbablık ediyoruz. Bugün tanımadığım kimsenin evini yapmıyorum. Zaten çok da fazla ev yapmıyorum. Küçük çapta çalışan biriyim. Yedi kişilik bir ekibim var. Benim dost olmadığım ve kahvesini içmediğim müşterim yok. Önce dost olup ahbablık kuruyor, yaşama biçimini, zevklerini öğreniyorum. Sonra kendi bilgi ve birikimin doğrultusunda bütün bunları doğru biçimde yansıtmaya çalışıyorum.

Kimlerin villasını tasarladınız?

İsim vermeyi tercih etmiyorum.

Çok mu gizli?

Ben kişiye özel bir iş yapıyorum. Ev çok özel bir alan ve öyle de kalması lazım. Sanayiciler, ticaret yapan birçok kişinin evini tasarladım.

Paralı kesimde 'daha zengin görünelim' niyeti var mı?

Tam tersi. İnsanlar arabalarına, giyimlerine, gezmelerine çok para harcıyorlar ama evlerine o kadar para harcamayı bilmiyorlar. Etrafta gördüğünüz şık, iyi giyimli, pahalı arabalı insanların evine gittiğiniz zaman aynı özeni göremiyorsunuz.

Neden?

Bahsettiğiniz kendini gösterme çabasında ev en sonda kalıyor. Önce kılığı, kıyafeti, arabası göze çarptığı için, bunlara daha fazla önem veriliyor. Öyle kendini zengin gösteriyor. Keşke insanlar evlerine daha çok zaman ve para harcasa. Dört gün kulupte para harcamak yerine evine güzel bir koltuk alıp koysa.

Görmemişlik var mı?

Var. Paranın çok el değiştirdiği bir dönemde gelişim bazen doğru yönde olurken bazen de yanlış yönde oluyor. İnsanlar çok çabuk zenginleşebiliyor. Para kazanma hızına kültürleri yetişemiyor. Dünyanın her yerinde böyle.

Peki siz bu durumla nasıl başa çıkıyorsunuz?

(Koltuğu göstererek) Oturduğunuz koltuğun kumaşı onbeş yıldır değişmiyor. Onbeş yıldır aynı perdeleri kullanıyorum. Sürekli en pahalı kumaşları almak mesele değil. Evimdeki eşyaların bir kısmı ailemden kaldı, bir kısmı da hediye geldi. Büyük kısmını da kendim seçerek aldım.

Kaç yıllık bu ev?

Oniki yıllık.

Bu eski atmosfer sizin tercihiniz...

Tabiki. Doğanın içinde bir ev ve doğaya uyumlu olması lazım.

Dışarıdan şato gibi duruyor...

19. asırda Boğaz'da ve Marmara adalarına baktığınızda İstanbul'daki her mimariden yapılar var ve tabi buna benzerleri de. Benim de sevdiğim tarz bu olduğu için kendi evimi böyle döşedim. Sakin, süslü değil, ağırlığı var ve tabiatla uyumlu.

MÜTEDEYYİN ÇEVRE KENDİ GELENEĞİNİ BİLMELİ...

Size gelip 'Osmanlı kültürünü yansıtan bir ev istiyorum' desek...

Osmanlı dediğinizde, o kültürün içine giren birçok şey var. Siz bugün modern yaşayan bir insansınız. Evinizde televizyonunuz ve bilgisayarınız var. Yatak odanızın içinde banyonuzun olmasını istiyorsunuz. Evinize bir tane hamam yapsam olmaz. Çünkü bütün aile haftada bir gün yıkanamaz. Mutfağınız geniş olsun istersiniz. Ama yüz yıl önce bunlar düşünülmüyordu. Bugünün ihtiyaçları çok daha farklı. O ihtiyaçlara göre bir şey yapmak lazım.

Siz muhafazakar kesimle hiç çalıştınız mı?

Hayır.

Mütedeyyin kesim gösterişi seviyor mu sizce?

İslam geleneğinde hatta Osmanlı geleneğinde gösteriş yok. Ama gösterişli bir yaşam olmadığı anlamına gelmiyor. Gösteriş evlerin içinde. Şimdi insanlar daha çok etrafta kendilerini göstermeye yarışında. Sizlere baktığımda ayakkabılarınız gayet modern ve bu dönemin modasını içeriyor. Tabi bu insanın içinden gelen bir şey. Bugün genç bir insan olarak imkanınız neyse, size moda denen camianın sunduklarından kendi ölçüleriniz ve kendi inançlarınız doğrultusunda istifade ediyorsunuz. Eğer varlıklıysanız üzerinizde markalı ayakkabılar oluyor. Ama bunun İslam'ın özüyle ne kadar ahenkli olduğu yorumunu ben yapamam.

Nasıl yani?

Bir insan doğulu İslami şartlarda yaşamayı seçmişse, bu yaşantıyı kurarken de belli bir kültür zeminine oturtması gerekir.

Mesela?

Belli bir tarzda yaşıyorsunuz. Evinizde de bu tarzın devamı olması bence yanlış bir şey değil. Sizin evinizde mor deri koltuk düşünemiyorum!

Neden?

Kültür bir devamlılık gerektirir.

Mütedeyyin biri modern bir evde oturamaz mı?

Oturabilir tabiki. Ama siz hayat felsefenizi belli bir düşüncenin üzerine kuruyorsunuz. Sizin yanından kartalkafası çıkan mor bir deri kanepe yerine belki geleneksel bir oturma düzenini seçmeniz ama o geleneksel oturma düzeninin bugünkü teknolojiyle, belli bir kaliteyle yapılmış olması gerekiyor. Belki sizin kanepenizin arkasına asacağınız sanat eserinin derme çatma alınmış bir şey değil de, İslami bir yazı olması daha doğru oluyor. Çünkü o zaman kendi düşüncenizi evinizle yansıtmış oluyorsunuz. Eğer o yazının içeriğini bilerek asmışsanız, orada bir kültürel bütünlük var.

Örnekleriniz var mı?

Birgün iki Ortadoğu'lu prenses evime akşam yemeğine geldiler. Örtülüydüler. Bu evdeki her şeyin ne olduğunu, hangi döneme ait olduğunu tek tek bildiler. Duvarda hat yazısının altında soyut bir resim asılıydı. Dediler ki; 'bunu ne kadar güzel birleştirmişsin. Altına soyut modern bir resim, üstte ise hat yazısı asmışsın.' Böyle bir tavıra saygı duymamak elde değil. Çünkü bu insanlar mütedeyyin yaşam stilini seçmelerine rağmen, bütün bu sanat eserlerin, dönemlerini, tarzlarını nasıl yapıldığını biliyor ve kendi seçimlerini de o bilincin üstüne koyuyorlar. Bu çok önemli.

Bazen insanın kendi fikriyatı ve savunduğu düşünce, seçtikleri eşyayla ters orantılıdır…

Kişiliğini mekana yansıtamıyor demektir. Bir yerde kopukluk var demektir.

Sebebi?

Bunun iki sebebi var. Ya kişiliğini yeterince araştırmamış üzerinde inceleme yapmamıştır ya da vaktinden önce parasını harcamıştır.

Ve ortaya ahenksizlik çıkıyor...

Ama bu ahenk herkes için önemlidir. Eve eşya alırken de paradan önce zamanını harcaması lazım. Mesela evime sehpa almak istiyorum. Önce sehpanın ne olduğunu öğreneceğim. Kim, neyi, nasıl yapmış… 'Acaba ben bu sehpayla beraber yaşamak istiyor muyum?' Bütün bunları bildikten sonra sehpaya parayı verip vermeyeceğimi bilmem lazım. 'Güzelmiş Ahmet'te de var' diye sehpayı evime koyuyorsam, benim mekanımla uyuşmama ihtimali çok yüksek. Seçimleri yaparken arkasını araştırıp ondan sonra karar vermek gerekiyor. Yoksa paranızı boşa harcamış oluyorsunuz.

Savunduğunuz felsefenin getirdiği tarz mı, yoksa yakışan mı?

Felsefe yeterince derinse getirdiği tarz zaten yakışan olur. “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi” ol felsefesinde tabiki insanın olduğu gibi görünmesi çok önemli bir şey. Ama olduğun gibi görünmek de sadece kılık kıyafetle değil, bütün bir yaşam felsefesiyle oluyor. Mesela; İslami yaşam tarzını seçiyorsanız eğer kültürünü de iyi bilmeniz lazım. Üzerinizde geleneksel bir kıyafet görüyorsam, evinize geldiğimde de kendi evimde veya başka bir evde içmediğim Osmanlı'dan kalma özel bir şerbeti siz bana ikram ediyorsanız, işte incelik, kültür bütünlüğü ve kültüre verilen emek budur derim.

Her insan zevkli olamaz. Birbirinden zıt şeyleri beğenip kullanabilir insan…

Olabilir. Eğer gönülden evine koyuyorsa, üç gün sonra sıkılıp atmıyorsa o onun ruhunun ve beyninin seçimi olacağı için çirkin olmaz.

ÇOK PARA HARCAMAYA KARŞIYIM

Yaşadığınız mekanda hangisi önceliklidir. Rahatlık, konfor, yoksa sizi özel hissetiren bir ev olması mı?

Rahat olmaya dikkat ediyorum. Benim evimin misafir odası çok büyük değil. Ama çok daha büyük olabilirdi. Ben büyük mekanları sevmiyorum. Evlerimize yüzlerce insan girip çıkmıyor. Eşimiz dostumuz geliyor. Benim daha büyüğüne de ihtiyacım yok.

Evinizin en çok hangi odasını kullanıyorsunuz?

Misafir odası ile üst kattaki oturma odasını kullanıyorum.

Ne tarz antikalar var bu evde?

Her tarzda biriktiriyorum. İlk aldığım şeyi bile hala saklıyorum.

İlk hangi objeyle başladınız?

Eskiden piyanolarda şamdanlar olurdu. Oniki yaşındaydım. O zamanlar Kadıköy'de eskiciler vardı. Hatta karlı soğuk havalarda giderdim ki, daha ucuz versinler diye. Nike spor ayakkabı almak için biriktirdiğim parayla bir çift şamdan almıştım.

Ailenizde böyle bir gelenek var mı?

Var. Eski eşyaya her zaman meraklıydı. Artık alamıyorum çünkü çok pahalı.

Yaptığınız iş lükse giriyor. Ama siz epey tutumlusunuz...

Fazla para harcamayı çok yanlış buluyorum. Ben çok para harcayan variyetli bir aileden gelmiyorum. Her zaman bize tutumlu olmanın, doğru yere harcamanın önemli olduğu söylendi. Çok az para harcamak da çok fazla para harcamak da doğru değildir. 'Görgüsüzlük' öyle bir şey zaten.

'Gösteriş kültürü' var. Sadece ne kadar paraya alındığının önemli olduğu...

Amerika da bu var. Bana göre paranın getirdiği gösteriş doğru değil. Zenginlikler, para, pul hepsi geçici. Bugün çok zenginse yarın öyle olmayabiliyor. O varlıklı insanlar sanat için bir şeyler yapmışsa kalıcı oluyorlar.