Âkif’in yeni bir mektubu çıktı

Mehmet Âkif’in yakın dostu ud virtüözü, bestekâr ve ressam Şerif Muhiddin Targan’a yazdığı 7 Temmuz 1934 tarihli mektubu müzayedeye çıktı. Âkif’in kaleminden “Canım, iki gözüm yegâne medâr-ı mübahatım Şerif Muhiddin Beyefendi” hitabıyla başlayan mektup, dönemin kültür sanat dünyasına dair önemli bir belge niteliğinde. Müzayede de ayrıca Tevfik Fikret ve S. F. Abasıyanık’tan da eserler satışta.

R. Rüveyda Okumuş Yeni Şafak
Mehmet Akif Ersoy

İstanbul Müzayede geleneksel hâle gelen Anılar ve İmzalar Müzayedesi’nin dördüncüsüyle koleksiyonerler ve sanatseverleri selamlıyor. 23 Haziran’da online olarak gerçekleşecek müzayedede imzalı kitap, mektup, fotoğraf, dergi, yazma eser, belge-doküman ve plağa kadar geniş bir yelpazede 550’den fazla eser yer alıyor. Özellikle imzalı kitap ve mektupların öne çıktığı Anılar ve İmzalar’da Mehmet Âkif’ten Tevfik Fikret’e Sait Faik’ten Recaizade Mahmut Ekrem’e şair ve yazarların el yazıları dikkat çekiyor.

Mehmet Âkif’in yakın dostu ud virtüözü, bestekâr ve ressam Şerif Muhiddin Targan’a yazdığı 7 Temmuz 1934 tarihli daha önce hiç yayınlanmamış mektubu da müzayededeki eserler arasında hemen göze çarpıyor. Mektubun muhtevasından önce Şerif Muhiddin ve Mehmet Âkif’in dostluklarından bahsetmek yerinde olur. Bilen Işıktaş’ın Şerif Muhiddin Targan üzerine kaleme aldığı Peygamber’in Dâhi Torunu Şerif Muhiddin Targan: Modernleşme, Bireyselleşme ve Virtüozite adlı kitapta Şerif Muhiddin ile Mehmet Âkif’in dostlukları, mektuplaşmaları ve sanat anlayışları da konu edilmektedir. Şerif Muhiddin Targan (1892-1967) Osmanlı Devleti’nin son Mekke emiri Şerif Ali Haydar Paşa’nın oğludur. Mehmet Âkif ile Şerif Muhiddin’i tanıştıran ise İsmail Hakkı İzmirli’dir. İsmail Hakkı Bey, Şerif Ali Haydar Paşa’nın oğulları Muhiddin Bey ve Abdülmecid Bey’e Çamlıca’daki Şerifler Köşkü’nde özel ders vermektedir. Bir defasında Mehmet Âkif de İsmail Hakkı Bey ile birlikte köşkte ağırlanır. Orada Şerif Muhiddin’in ud taksimini dinleyen Mehmet Âkif oldukça etkilenir. Şerif Muhiddin tarafından Çamlıca’daki köşkte yapılan haftalık musiki toplantılarının müdavimlerinde biri de artık Mehmet Âkif’tir. Akif, onun fazilet ve irfanına özellikle musikisine meftun olmuştur. 1936’da vefatına kadar da dostlukları devam etmiş sık sık iki dost mektuplaşmıştır. Bu mektupların birkaçı da çeşitli eserlerde neşredilmiştir.

İKİ DOSTUN DERTLEŞMESİ

Âkif, Safahat’ın yedinci kitabı olan ve içerisinde çoğu hüzünlü gurbet günlerinin hissiyatını taşıyan kırk iki manzumenin yer aldığı 1933’de Kahire’de basılan Gölgeler’i Şarkın Tek Dâhî-i San‘atı Şerif Muhiddin Beyefendi’ye Hâtıra-i Ta‘zîm sözleriyle Şerif Muhiddin Bey’e ithaf etmiştir. Bu ithaf Âkif ve Şerif Muhiddin arasında edebi bir dostluk nişanesidir. Gölgeler’de yer alan ve Âkif’in sağlığında yayınlanan son eseri olan “Sanatkâr” adlı manzume ile Safahat’ın dışında kalan şiirlerinden “Şark’ın Yegâne Dâhî-i San’atına” başlıklı şiiri de esasında Şerif Muhiddin’i ve sanatını anlatmaktadır. Şerif Muhiddin Bey de 1924 yılında tamamladığı Hüzzam Saz Semai’sini, hocam büyük şair Mehmet Âkif’e naçiz bir ithaf şeklinde Âkif’e adamıştır. Dikkat edilirse bu iki dostun birbirlerine ithaf ettikleri eserler estetik, didaktik ve biçimsel bir kaygı ya da amaçla değil belirli bir özü olan iç yaşantıyla ve ruhla kaleme alındığı görülmektedir.

Âkif’in kaleminden canım, iki gözüm yegâne medâr-ı mübahatım Şerif Muhiddin Beyefendi hitabıyla başlayan mektupta ise resim, musiki ve şiire dair satırların yanı sıra İsmail Hakkı İzmirli, Abdülhak Hamid, İbnülemin Mahmud Kemal, Şerif Cafer Paşa, Mithat Cemal, Babanzâde Ahmet Naim, Şerif Fazıl Bey gibi isimlerden söz ediliyor. Mektubun muhtevası, bahsi geçen isimler ve mekanlar göz önünde bulundurulduğunda Mehmet Âkif Mısır’da Şerif Muhiddin Bey de İstanbul’da olmalıdır. Âkif mektubunda Gölgeler’de yer alan “Sanatkâr” şiiri hakkında “üstad-ı muazzam” dediği Abdülhak Hamid’in düşüncelerini merak ederek “üstad-ı muazzam Abdülhak Hamid Beyefendi’nin kemâl-i tazim iltifatlarına karşı nasıl arz-ı şükran edeceğimi bilemiyorum. Kemal-i tazim ve tahassurla mübarek ellerini öperim. Cenab-ı Hak afiyetlerini daim buyursun. Yine Maçka Palas’ta mı ikamet buyuruyorlar? Kendilerine takdim cüretinde bulunduğum yedinci kitapta acaba hoşlarına giden bir parçaya tesadüf buyurmuşlar mı? Bilhassa Sanatkâr manzumesi hakkındaki mütaalarına muttali olmayı pek arzu ederim.” diyor.

RESİMLER ÜZERİNE

Mektubun ileriki kısımlarında Şerif Muhiddin’e “Ressamlarla muharrirlerle ber-devam mı? Hiç yeni resim yaptınız mı? Yakında konser vermek tasavvuru var mı? Yeni semaileri dinleyen erbâb-ı sanat nasıl buldu?” diye Âkif çeşitli sorular sormakta “bunlara dair iyi haberler alırsam tabi çok memnun olacağım” demektedir. Bu satırlar Âkif’in Şerif Muhiddin’in resim ve musiki üzerine yaptığı çalışmaları yakından takip ettiğini göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Âkif yakın dostlarından Babanzade Ahmed Naim Bey’den haber alamadığı mektubunda“Naim Bey’in ahval-i sıhhiyesine dair kimseden mufassal haber alamıyorum, onun için çok üzülüyorum” şeklinde ifade ediyor. Nitekim Naim Bey mektubun yazıldığı tarihten yaklaşık bir ay sonra 13 Ağustos’ta vefat etmiş bu elim hadise üzerine Mehmet Âkif “Nâim’in vefat haberi üzerime dağ gibi yıkıldı” diyerek üzüntüsünü dile getirecektir.

Mehmet Âkif okunaklı bir yazıyla ve samimi bir üslupla Şerif Muhiddin’e yazdığı mektubunu 7 Temmuz 1934 tarihini atarak son veriyor.


Abasıyanık’ın kitabı

Anılar ve İmzalar’da dikkate değer bir diğer eser ise Sait Faik Abasıyanık’ın (1906-1954) Çığır kitabevi tarafından 1939’da yayınlanan ikinci hikâye kitabı olan Sarnıç. Eser, üzerinde Sait Faik’in kendi el yazısıyla Osmanlıca ve Türkçe düzenlemelerinin yer alması bakımından koleksiyonluk bir değer taşıyor.

Fotoğraflar anılıyor

Atatürk, İsmet İnönü, Ahmet Rıza, Goltz Paşa, Edhem Nejat, Rıza Tevfik, Reşad Ekrem Koçu, Feyhaman Duran, Ümit Yaşar Oğuzcan, Tahirül Mevlevi, Necip Fazıl ve İbnülemin Mahmud Kemal gibi meşhur isimlerin fotoğrafları ile çeşitli imzalı dokümanlar da Anılar ve İmzalar Müzayedesi’nde görülebilir.

Tevfik Fikret’in el yazısından şiir

  • Müzayedeye çıkan bir başka ilginç eser ise Tevfik Fikret’in (1867-1915) kendi el yazısıyla “Servet-i Fünûn aile-i edebiyesidir hâle-i nur gibi Fikret’in” beytinin yer aldığı Rübab’ın Cevabı isimli eseridir. 9 sayfadan oluşan küçük bir kitapçık halinde ilk defa 1911’de neşredilen Rübab’ın Cevabı’nda Tevfik Fikret, yıllarca emek verdiği Servet- Fünûn’un ve gençlerin kadirşinaslığına duyduğu memnuniyeti ifade ederek gelecekten ümit var olduğunu vurgulamaktaydı. Rübab’ın Cevabı piyasaya çıkar çıkmaz tükenmiş ve eserinin bir günde tükenmesine Tevfik Fikret çocuk gibi sevinmiştir. Beşir Ayvazoğlu, Tevfik Fikret üzerine yazdığı biyografik eserinde Rübab’ın Cevabı’nın yayınlanma serüveninden etraflıca bahsetmektedir. Tevfik Fikret’in bugüne kadar bilinmeyen bir beytinin yazılı olduğu Rübab’ın Cevabı hem edebiyat dünyası hem de koleksiyonerler için heyecan uyandıracağı muhakkak.

HAYAT
Sahafların sırları bu kitapta