Mehmet Kırtorun’un Edebiyat Ortamı Yayınları’ndan çıkan “Millî Sinemanın Kurucusu Yücel Çakmaklı” çalışması, Milli Sinema’nın kuruluşuna yönelik yeni bir fikir ortaya çıkardı. Kırtorun, dönemin dergi koleksiyonları, söyleşiler ve sansür kayıtları üzerinden hazırladığı kitabında, Milli Sinema fikrinin oluşmasında dini hassasiyetler olduğu kadar ekonomi de önemli bir rol oynuyor. Yücel Çakmaklı'nın hayatını çalışmaya başladığında bir tarafın onu göklere çıkartırken öteki tarafın güdümlü sinema etiketi yapıştırıp dosyayı kapattığını söyleyen Kırtorun, arşiv çalışmasıyla bu kitabı hazırladığını belirtti. Arşiv taraması, Kırtorun’un karşısına derlenmemiş bir köşe yazarlığı külliyatı çıkardı. Çakmaklı, Kasım 1963’te Tohum dergisinde “Sinema” adlı bir köşe yazıyor ve on üç ay boyunca sekiz yazı kaleme alıyor. Yaygın anlatı Millî Sinema’yı dinî hassasiyetin sinemadaki tezahürü sayarken, dergideki yazılar başka şeyler de söylüyor.
FUTBOLA 6 SİNEMAYA 38 MİLYON SEYİRCİ
Kırtorun, Milli Sinema fikrinin başlangıçta bir iktisat ve idare muhasebesi olarak doğduğunu dile getiriyor. 25 yaşında bu yazıları kaleme alan Çakmaklı, yılda ithal edilen 350-400 ecnebi film için ödenen 750 bin ila 1 milyon doları hesaplıyor; salon sayısının 10 yılda 300’den 900’e çıktığını, yıllık 200 filmlik üretimin 250 milyonluk bir sanayi olduğunu, 15 bin kişinin ekmeğini bu çarktan çıkardığını yazıyor. Ekim 1964 tarihli bir yazıda, “Bir mevsimde futbol sahaları 6 milyon insan toplarken sinema 38 milyon seyirci çekiyor ve bu kalabalığın ekseriyeti 15-20 yaşında” ifadelerini kullanan Çakmaklı, bunu yazdığında henüz tek kare film çekmemişti. “Millî Sinema” tabiri de ilk defa Mart 1964’te idari bir teklifin içinde geçiyor: “Turizm ve Tanıtma Vekâletine bağlı bir 'Millî Sinema Merkezi' kurulsun.” Yani kökende teoloji değil, bir bütçe tablosu duruyor. Aynı yazılarda sinema için müstakil bir kanun istiyor; o kanun 22 yıl sonra, 1986’da çıkıyor.
YERLİ SİNEMAYLA MİLLİ SİNEMA FARKI
O zamanlar Yeşilçam yerli film ürettiği halde, milli bir sinemaya duyulan ihtiyacı Kırtorun şu ifadelerle anlattı: “Yerli, bir filmin nerede çekildiğini söyler, ‘millî’ ise hikâyenin kıymet dünyasının nereden devşirildiğini. Yeşilçam yılda iki yüz film çekiyordu; bir bölümü yerli romanlardan, halk hikâyelerinden ve tiyatro mirasından beslenirken, gişeyi ayakta tutan hikâye kalıbı ise Fransız melodramından, Mısır sinemasından ve Hollywood romansından devşiriliyordu. İktisadi tablo da aynı yöne bakıyor: 350-400 ecnebi film için yılda 750 bin ila 1 milyon dolar dışarı çıkıyor, salonların büyümesi yabancı endüstrileri besliyordu. Millî Sinema fikri perçinini iktisadi bir hesaptan alıyor, dinî hassasiyet ise üzerine sonradan biniyor.”
SİNEMANIN HÜKMÜNÜ HOCAYA SORUYOR
Çakmaklı, sinemaya girmeden önce mesleğin dinî hükmünü Hayrettin Karaman Hoca'ya soruyor. Hoca, masasındaki meyve bıçağını kaldırıp, “Aynı çelik bir hasmın elinde cinayet aleti, bir cerrahın elinde hayat kurtaran bir imkândır” diyor. Fikri taşıyacak zemin de aynı yıllarda beliriyor. Üniversite Film Kulübü’nü kurma teklifini Erol Güngör’e açtığında, “Hemen, niçin yapmayalım?” diyor. On yıl sonra Millî Sinema Açık Oturumu’nu düzenleyecek olan MTTB Sinema Kulübü, işte o kulübün devamı.
CENAZESİ REHİN KALIYOR
Kitap, bir ret ve o reddin faturasıyla kapanıyor. Eşinin kardeşleri o yıllarda Türkiye’nin en büyük kırtasiye ithalatçıları arasında; defalarca şirkete ortaklık teklif ediyorlar, Çakmaklı kesin bir dille reddediyor. 2008’de Devlet Üstün Hizmet Madalyası ile Emek Ödülü’nü alan yönetmen bir yıl sonra vefat ediyor. Reddin faturası en son orada görünüyor: Hastane masrafları ödenemediği için cenazesi bir süre rehin kalıyor.