İslâm âlimlerinin ilgilendiği ilimlerin tümü metafizik, dinî ve felsefî fikirlerle bir bağlantı içinde olagelmiştir. Dolayısıyla bu ilimlerin amacı, bağlı olduğu İslâmî vahyin özünden kaynaklanan prensiplerden hareketle, aslında Allah ile insan (Rab ile kul) arasındaki irtibatı bir şekilde kurmaya ve onu güçlendirmeye yöneliktir veya başka bir söyleyişle, tabiatta var olan ilâhî yasaları, İslâmî vahyin prensiplerine uygun yöntemlerle aydınlığa kavuşturmak ve onları insanlığa duyurmaktır.
Seyyid Hüseyin Nasr'a göre sözkonusu bu ilimler, bir yandan insana etrafını saran dünya hakkında çok şeyler öğretir ve insana bu dünyayı tedbîr etme imkânı verirken, diğer yandan onun yeryüzünü tahrîb edebilecek olan gücüne sınırlar koymak sûretiyle, ona insanın gayesinin ötelerdeki âlemlere seyahat etmek ve insanın unutkanlığının tabii bir hâl olarak ortaya çıktığı kozmik “crypt (zindan)” içindeki mahpusluğuyla gurur ve aldanışa düşüp, bununla tatmin bulmamak olduğunu da göstermiştir. Bu metafizik ve kozmoloji, insana tabii formları hevâ ve hevesinin sığınağında harab etmek yerine, müşâhade etmesine imkân veren bir “nesneler ilmi” sağlamıştır. Bu ilimler, nesnelere ve onların metafizik prensiplerine vâkıf olan kimselerin , “Mutlak hakikat”ten başka hiçbir realitenin olmadığını (Lâ İlâhe İllallah) ve çöldeki kum taneciklerinden meleklere kadar, bütün bir kozmik tezâhürün bu hakikat tarafından gönderildiğini (Muhammedun Rasûl Allah) ve bu hakikat dışındaki her şeyin fânî olduğu gerçeğini hatırlamasını ve hiç unutmamasını sağlar. (S.H. Nasr, İslâm ve İlim)
Müzik de tarih boyunca bazı Müslüman âlimlerin ve düşünce ekollerinin çok yakın ilgi gösterdiği ilimlerden biridir. Her ne kadar müzik günümüzde, yaygın bir anlayışın tesirinden dolayı, güzel sanatların bir dalı olarak kabul ediliyorsa da, gerek bazı İslâm âlimlerinin yaptığı “İlimler Tasnifi”nde müziğin yüksek ilimlerden biri olarak kabul edilmesinden ve gerekse teknik ve teorik yapısının da matematik ilimlere yakın özellikler ihtivâ etmesinden dolayı, güzel sanatların bir dalı olmasının ötesinde bazı özellikler taşımaktadır. Meselâ Fârâbî “İhsâ el-Ulûm (İlimlerin Sayımı)” adlı eserinde yaptığı ilimler tasnifinde müziği; aritmetik, geometri, optik, astronomi, ağırlıklar ilmi ve hiyel ilmi gibi ilimler arasında “Ta'limî İlimler” kategorisine dâhil etmiştir. Ayrıca Fârâbî, Pythagorasçı görüş açısında paralel olarak müziği “Quadrivium (En yüksek dört ilim)”den kabul etmiştir. Quadrivium, Trivium ile birlikte ortaçağ üniversitelerinde yedi tür fenne işaret etmekteydi. Trivium, bu yedi fennin gramer, belâgat ve mantık ilimlerine işaret eden üç alt sınıfını; Quadrivium ise Riyâziye (Matematik), Müzik, Hendese (Geometri) ve İlm-i Hey'et (Astronomi)'den müteşekkil dört üst sınıfını ifade eder. Yani müzik, yüksek ilimlerden bir ilimdir.
Lâdikli Mehmed Çelebi de “Zeynu'l-Elhân fî İlmi't-Te'lîf ve'l-Evzân” adlı eserinde müziği, bu kadîm bilginin de ışığında, matematik ilimlerin en üstünü olarak kabul eder. İbn Sînâ da “Cevâmî'u İlmi'l-Mûsikî” adlı eserinin bir faslını sadece müziğe ayırmış ve müziği bir ilim dalı olarak kabul ettiği gibi, onun aynı zamanda bir sanat dalı olduğuna da işaret etmiştir.
İbn Haldun Mukaddime'de müziği felsefî ilimlerden biri olarak kabul eder. İbn Haldun'a göre bu ilimler yedi tanedir ve bunların başında Mantık gelmektedir. Daha sonra aritmetik, geometri, kozmografya, müzik, tabiiyyat ve ilâhiyyat. İbn Haldun müzik ilmini seslerin ve nağmelerin birbirleriyle olan oranları ve bu oranları sayı itibarıyle tayin eden ve ölçme usullerini inceleyen bir ilim olarak da kabul eder. Öte yandan Şemsuddin Muhammed Âmûlî de “Nefâis el-Fünûn fî Arâis el-'Uyûn” adlı eserinde yaptığı ilimler tasnifinde müziği, matematik, astronomi ve geometri ile birlikte matematik disiplinler altında toplar.
Özetle Müslüman âlimler ve düşünürler, müziğe hak ettiği değeri vererek onun bir sanat dalı olmasının yanında aynı zamanda yüksek ilimlerden biri olduğuna dâir sağlam görüşler ileri sürmüşler, bu derin ve köklü bir geçmişe sahip bilgileri daha da geliştirerek, müziği asıl ilâhî mecrâına taşımaya çalışmış, onu da diğer ilimler gibi vahyin kapsamında ele almışlardır. Evet, müzik hem bilim ve hem de sanat olma özelliğine sahip tek disiplindir. Ama müzikle ilgilenen, “sanatçı” geçinen, sazında virtüoz olmuş kaç kişi acaba bunun farkındadır !