Herman Melville ünlü kitabı Katip Bartleby’de pazar günlerini kendi hikâye kurgusu içinde şöyle anlatıyor: “Bir pazar günü Wall Street, en az Petra kadar terk edilmiş bir mekândır; her gün, akşam şehre çöktüğünde büyük bir boşluğa dönüşür Wall Street. Hafta içi hayatla dolup taşan bu binada akşam vakti oldu mu saf bir boşluk yankılanır.” Kuşkusuz bu benzetme pek çok kentin, pek çok bölgesi için de geçerlidir. Tam da bu durum pazarı diğer günlerden ayırır. Kendi içinde yeni bir rutin oluşturur. Bu hafta pazarların bizim için ne anlam ifade ettiğini Yeni Şafak Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Fatma Demircioğlu Parlar ile masaya yatırıyoruz.
Parlar’a ilk olarak “Klasik bir pazar gününüzü tarif eder misiniz?” sorusunu yöneltiyoruz. Bize şu cevabı veriyor: “Ben pazar gününün sabahları dingin, öğleden sonra yoğun, akşamları ise telaşlı olan üç hâlini de dolu dolu yaşarım. Pazar sabahları erken kalkarım. Şehir uyanıncaya kadar ki zaman dilimi benim için günün en kıymetli vaktidir ve bu sakin saatlerin ‘çalışan’ı olmak da bereketiyle bana hep iyi gelmiştir. Güne kahveyle başlarım. Sonra bazen küçük bir araştırma, bazen kısa bir yürüyüş, bazen de mutfakta akşamki çay saati için tatlı bir mesai yaparım. Böyle birkaç işle hemhalken çocukların bir bir kalkmasıyla kahvaltı faslımız başlar başlamasına ama ben bu masadan tam olarak nasibimi alamadan kendimi yine çok sevdiğim çalışma masamda bulurum.”
Ağırlıklı olarak zamandan, nadiren mekândan
Pazarlar için kendine rutinler oluşturanların bugünle arası iyi olsa da haftanın bu son gününü sıkıcı bulanlar da var. Parlar’a böyle hissedenler için bir önerisi olup olmadığını sorduğumuzda bize, “Bence günümüzde pazar sıkıntısı değil ama ciddi bir pazar yorgunluğu var” diyor. Ardından da şöyle devam ediyor: “Eğer kalabalık bir şehirde yaşıyorsanız ve pazar günü öğleden sonra evden çıktıysanız tatil gününüzün önemli bir kısmını zaten trafikte geçireceksiniz demektir. Hadi trafiği bir şekilde aştık ve hedefimize vardık diyelim. Bu sefer de kalabalıktı, gürültüydü, sıraydı derken vaktimizi heder etmiş bir şekilde yorgun argın eve dönme noktasına geliyoruz. Bu yüzden pazar günü için benim tercihim ağırlıklı olarak zamandan, nadiren ise mekândan yanadır.”
Komedi veya türk filmi
Parlar için pazar günü izlenecek en iyi film, çocuklarla birlikte akşamları çay keyfi eşliğinde komedi ya da eski bir Türk filmiymiş. Ayrıca kendisinin pazar günleri için özel bir okuma rutini de yokmuş. “Kitap okurken bugüne kadar hiçbir zaman hafta içi- hafta sonu tasnifi yapmadım” diyor ve şunları anlatıyor: “Zaten okuduğum kitabı yarım bırakıp, başka bir kitaba geçmeyi de pek sevmiyorum. Genelde de konu üzerinden ilerlediğimden sadece o konuyla ilgili kitaplar arasında ufak geçişler yaparım. Bu aralar okuduklarım ise Almanya ve Goethe….”
Pandemi geleneğimizi bizden aldı
Pazar günü arkadaşlarıyla nadiren buluştuğunu söyleyen Parlar, “Genelde çocuklarla birlikte kahvaltı ya da akşam yemeği vakitlerinde anneme gideriz” diyor. Ardından da pandemiyle beraber dönüşen eski rutinlerini anlatıyor: “Aslında bizim pandemiye kadar uzun yıllar sürdürdüğümüz büyük aile buluşmalarımız vardı. 3 kuşak olarak bir araya gelir, aile büyüklerimizin ellerinden çıkan geleneksel tatlarla bizim yeni denemelerimizin buluştuğu samimi sofralarda güzel sohbetler eşliğinde vakit geçirir, günün sonunda da hayır dualarımızı alıp evlerimize dönerdik. Ancak önce pandemi sonrasında da aile büyüklerini koruma noktasında tedbiri elden bırakmama düşüncesi bu güzel geleneği bizden aldı.”
FAVORİMİZ ORMAN YÜRÜYÜŞÜ
“Pazarları favori mekânınız neresidir ve neden?” sorumuza ise şöyle cevap veriyor: “Pazar günü eğer birkaç saatlik vaktim varsa gittiğimiz yer genelde evime çok yakın olduğu için Şamlar Ormanı olur. Önce yürüyüş sonra da her zaman yanımda bulundurduğum beslenme çantam ve termosum sayesinde mütevazı bir kahvaltı yapıp eve döneriz. Çalışmadığım pazar günlerinde ise mevsimi geçmiş yönlere doğru yol alırım. Bazen öyle olur ki gittiğimiz yerde bir sokağa bırakılmış kediler olur bir de biz. Geçmişin ayak izlerini takip etmeyi severim. Bu yüzden tarihi dokuyu hissedebileceğim tüm mekânlar favorimdir. Olmazsa olmazım ise yüreğimi rahat bırakabildiğim camilerdir…”
NE ESNEK NE DİSİPLİNLİ
Ve geldik o kritik soruya: “Pazar günü bir insan olacak olsa nasıl birisi olurdu?” Parlar, buna şöyle bir yanıt veriyor: “Ne cumartesi kadar esnek ne de hafta içi kadar disiplinli olmayacağından tam bir denge insanı olurdu.”
NEFES ALMAK GİBİ KESİNTİSİZ BİR İŞ
Uzun yıllardır gazetecilik yapan Parlar’a, biraz da cevabını bildiğimiz bir soru soruyoruz: Pazar günleri çalışır mısınız? O da bize, “Nefes almak gibi kesintisiz devam etmesi gereken bir işimiz olduğundan bu meslekte olan hemen herkesin pazar mesaisi olur” diyor ve şöyle devam ediyor: “Ancak ben pazar günü çalışmaktan şikayetçi değilim. Hatta bana hafta içi vakit açtığından memnunum bile.” Parlar’a yaşadığı “en” pazarları sormayı ihmal etmiyoruz. Bize şu yanıtı veriyor: “Benim 29 yıllık meslek hayatımda ülkemizde ya da gönül coğrafyalarımızda pazar günü yaşanan ve bizlerin de gerek sahada gerekse masa başında derinden hissettiğimiz o kadar çok acı yaşandı ki, dolayısıyla sayamayacağım kadar çok kötü geçen, acı ve yas içinde geçen pazarlarımız maalesef oldu.”