Papa X. Pius (Giuseppe Melchiorre Sarto) 15 Mart 1906 günü nadiren bahşedilen özel görüşmelerden biri için bir ziyaretçiyi huzuruna kabul etmişti. Gizli tutulan buluşma için sahte kimlikle kalmakta olduğu Roma'daki Hotel Splendide'den görüşmenin gerçekleşeceği özel odaya getirilen kısa boylu, genç ve akıcı Fransızca konuşan kişi, kendisini prens ve Sultan Abdülmecid'in torunu olarak tanıtmayı tercih eden Damad Mahmud Paşazâde Mehmed Sabahaddin Bey'den başkası değildi. Sürgünde yaşayan ve bir siyasî muhalif olan 27 yaşındaki Sabahaddin Bey, Papa ile görüşerek Osmanlı Devleti'nin geleceği hakkındaki görüş ve planlarını paylaşma fırsatı bulmuştu. 1906'da Roma'da Papa X. Pius ile görüşen Sabahattin Bey, kendisine Jön Türk Partisi tarafından sunulan Islahat Projeleri hakkında bilgi vermişti. Papa ise “Türkiye'nin kapılarını Avrupa medeniyeti ve kültürüne” daha fazla açması yolundaki ümidini dile getirmişti. Görüşmede siyasî konulara daha fazla girilmemiş ama Papa'nın huzurundan çıkan Sabahaddin Bey, daha sonra Vatikan Dışişleri Bakanı Rafael Merry del Val y Zulueta ve önde gelen kardinallerden Mariano Rampolla del Tindaro ile de fikir teâtisinde bulunmuştu.
Sabahaddin Bey bu görüşmelerde ağır hasta olan Sultan II. Abdülhamid'in en fazla bir yıllık ömrü kaldığını, yerine geçecek olan dayısı Reşad Efendi'nin tahta çıkışı sonrasında İstanbul'a döneceğini belirtmişti. Ancak dayısı kısa süre içinde Sabahaddin Bey lehine tahttan feragat edecek, o da kapsamlı bir ıslahat projesi uygulamaya koyacaktı. Sabahaddin Bey bu süreçte İngiltere ile beraber hareket etmek istediğini de vurgulamıştı.
Fransız Katolik toplumu hayrına bir görüşme
Kardinal de Montel'in raporuna göre Sabahaddin Bey II. Abdülhamid'in “kaçınılmaz ölümü” sonrasında yapılacak reformlarla imparatorlukta büyük bir değişim yaşanacağını belirtmekle kalmayarak Papa'ya bu durumdan “Santa Sede'nin de yararlanmasına ilişkin fikirlerini de gizlice” sunma imkanı bulmuştu. Sabahaddin Bey söz konusu ıslahatın Reşad Efendi tarafından üstlenildiğinin de garantisini vermişti. Papa anlatılanları dikkatle dinlemiş ancak mevcut Osmanlı rejimi hakkında değerlendirme yapmaktan kaçınmıştı.
Netice itibariyle Sabahaddin Bey, X. Pius'tan yeni düzende Katolik Kilisesi yararına yapılacak değişimlere karşılık “kaçınılmaz gözüken rejim değişikliği” konusunda yardım talep etmiş ve kendisine “tatmin olmasını sağlayan” cevaplar diplomatik dille iletilmişti. Üst düzey kardinallerle tartışabileceği bir konuyu bizzat Papa'ya arz etme imkanının Sabahaddin Bey'e sunulması dahi şüphesiz zımnî bir kabulün ifadesi idi.
Vatikan 25 yıldır çözülemeyen Elbasan'da yeni Katolik mabedi inşa edilmesi, Arap vilayetlerindeki Katoliklerin sorunları ve Kudüs'teki kutsal mekanlarla ilgili değişik taleplerine olumlu cevaplar almaktan mutluluk duyardı; ama bunlar Santa Sede için ölüm kalım meseleleri değildi. Ama her hâlükârda bu kısa görüşmede Osmanlı Devleti'nin geleceği üzerine kapsamlı bir planın masaya konulduğunu varsaymak hatalı olur.
Bu çerçeveden bakıldığında Vatikan'ın benimsediği yaklaşım, Osmanlı muhalifleri ve Jön Türklerden ziyade kendisinden bu alanda yardım talebinde bulunan Fransız Katolik örgütlenmesinin tatminini amaçlıyordu. XIII. Leo'nun Katolikler ile Üçüncü Cumhuriyet'i uzlaştırma, bu ikisi arasında tırmanan çatışmanın yoğunluğunu düşürmeyi amaçlayan
ralliement
siyaseti başarısız olmakla kalmamış, bunu Vatikan'ın Cumhuriyetçilerin şiddetlenen anti-klerikalizmine verdiği zımnî destek olarak gören Fransız Katolik toplumunda ciddi bir tepki de doğurmuştu.
Selefinin aksine bu alanda oldukça muhafazakâr bir yaklaşım benimseyen X. Pius, bilhassa 9 Aralık 1905 tarihinde ısdâr edilerek kiliseler ile devletin ayrılmasını düzenleyen kanun sonrasında Fransız Katolikliğini şiddetle savunma siyasetini benimsemişti. X. Pius'un Sabahaddin Bey'i kabulünden yaklaşık bir ay önce Fransız Katoliklerini mücadeleye çağırarak onlara destek sözü veren
Vehementer Nos
'u neşrettiği düşünüldüğünde ziyaretin zamanlamasının gözden kaçırılmamasının gerekliliği ortaya çıkar. Sabahaddin Bey'in bu ortamda Papa tarafından kabulü Jön Türklükten ziyade Fransız Katolik toplumuna sunulan bir cemile idi.
Söz konusu kabul Fransız Katoliklerinin genel olarak Osmanlı, özel olarak ise Maşrık üzerindeki planlarına Vatikan tarafından verilen destek anlamına geliyordu. Burada önemli olan, Fransız Katolik çevrelerinin Sabahaddin Bey'i Fransız sömürgeci emellerine en büyük hizmeti sunacak Osmanlı lideri olarak ortaya çıkartmalarıdır.
Sabahaddin Bey'in amacı Katoliklerin de dahil olduğu bir uluslararası cephe tarafından “Batı dostu” ve “Doğu'nun kurtarıcısı” olarak Osmanlı yönetimine getirilmekti. Sabahaddin Bey'in Papa ile görüşmesinde dile getirdiği “tahta geçme” benzeri iddiaları şüphesiz fantaziler olmaktan ileri gitmiyordu. Bu alanda söylentiler çoğalınca Sabahaddin Bey bile Camille Audigier'e bir mektup göndererek bunu yalanlamak zorunda kalmıştı. Ancak Fransız kamuoyunda onun yönetiminde ön plana geçeceği Osmanlı Devleti'nin kolonyal çıkarlara en uygun siyasetleri izleyeceği genel kabul görüyordu.
Bu önemli bir destek olmasına karşılık Sabahaddin Bey'in düşlediği Düvel-i Muazzama ortak cephesini sağlamaktan fazlasıyla uzaktı. Nitekim Katolik destekçilerinin bütün ısrarlarına karşılık Sabahaddin Bey, X. Pius'a hayranlık duyan ve onunla sık biçimde görüşen Bernhard von Bülow'dan randevu almaya muvaffak olamamıştı.
İlk Liberal
Siyaset bilimci ve tarihçilerimiz Sabahattin Bey'i umumiyetle liberalizmin müdafii olarak gösterirler. Oysa sathî biçimde bakıldığında anlamlı gözüken bu değerlendirme üzeri kazındığında ortaya oldukça farklı bir görüntü çıkarmaktadır. İyice araştırıldığında görülür ki Sabahattin Bey liberal değil, muhafazakâr teorilerden daha çok etkilenmiştir. Hatta muhafazakâr bir hareket olan Science Social'in takipçisi haline gelmiştir. Ancak Jön Türk çevrelerinde Sabahaddin Bey'in Papa ile görüştüğü ve ondan “para aldığı” şayialarının yayılması muhalefet çevrelerinde Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti'ne yönelik şüpheci bir yaklaşımın gelişmesine sebep oldu.
Paris, Berlin ve Londra'dan alacağı destekle Osmanlı Devleti'ni yönetecek bir makama getirilebileceğini düşünen Sabahaddin Bey bunu sağlayacak yüksek siyaset için ter dökerken yukarıdan bakarak küçümsediği muhalifleri olan İttihadçılar ordu içinde örgütlenmişler ve “İnkılâb-ı Azîm” sonrasında böylesi bir gücü ellerine geçirmişlerdir.