Puşkin’in kervanıyla

Önce Puşkin’in, ardından onu takip eden Rus yazarların gide gele edebi bir motife dönüştürdüğü bir güzergahtayım. Hani bazen varış noktasından çok, sizi oraya götüren yolu seversiniz ya… İşte bugün, tam da öyle bir rotadayım.

Fatma Demircioğlu Parlar
Arşiv.

Aleksandr Puşkin, 1829 yılında Kafkasya’ya bir seyahat gerçekleştirir. Bu yolculuğu Osmanlı-Rus Savaşı sürerken, Kafkasya üzerinden Anadolu’nun doğusuna ilerleyen Rus ordusuyla yapar. Rusya -Gürcistan sınırından Tiflis’e kadar devam eden Gürcü Askeri Yolu’nu çevreleyen doğaya o kadar hayran kalır ve burayı öyle etkileyici tasvir eder ki birçok Rus yazar, şair ve ressamı da bu yola revan eder. Rus yazarlar gide gele bu güzergahı edebi motife dönüştürür.

HAYATIMDA BÖYLE BİRŞEY GÖRMEDİM

Puşkin’le başlayan bu ‘yolculuğa’ kimlerin katıldığını 25 yıldan fazla Rusya ve Gürcistan üniversitelerinde çalışan Prof. Dr. İlyas Üstünyer, Vasiyetten Arzuya: Rus Edebiyatında Gürcistan adlı kitabında bir bir anlatmış.

Puşkin’in ardından Lermontov eserlerinde Kafkas doğasını, Gürcü Askeri Yolu üzerinden ele almış. Sadece yazmakla kalmamış gezdiği yerleri resmetmiş. Hatta Daryal Geçidi’ni çizdiği tablosu Ayvazovski’ye esin kaynağı olmuş. Puşkin ve Lermontov’dan Gürcü Askeri Yolu’nun namını okuyan Tolstoy da Gürcistan’a bu yol üzerinden gelmiş. Hafızasında bu iki kalemin tasvirleriyle onların adımladığı yerleri gezmiş, işlemiş. Kafkas doğasını Rus edebiyatında en yetkin resmeden bu üç ismi takiben Çaykovski buraya yaptığı seyahati “Hakkında o kadar anlatı okuyup dinlediğimiz Gürcü Askeri Yolu bütün beklentilerimin de ötesinde çıktı” diye anlatırken Çehov ise editörü Nikolay Leykin’e şöyle bir tavsiyede bulunmuş: “Şayet bu yoldan henüz geçmediysen mutlaka burayı görmelisin. Ben hayatımda böyle bir şey görmedim…”

Leykin bu tavsiyeyi dikkate almış mıdır bilemeyiz ama Rus yazarların el ele verip ününe ün kattığı bu yol günümüzde Gürcistan’en en çok turist çeken güzergahlarından ve bugün kapısını inşallah bana da açacak.

BEN DE TÜRK’ÜM KARAPAPAK TÜRK’Ü

Aslında Gürcistan’a gelirken niyetim önce Tiflis’te birkaç gün kalıp ardından da Gürcü Askeri Yolu’nun üzerindeki Kazbegi’ye geçmekti. Ancak uçaktan inince planımda değişiklik yapıp önceliği Kazbegi’ye verdim ve araç kiralamak üzere havalimanındaki ofislerden birine yöneldim. Burada beni bekleyen küçük sürpriz çeviri programları aracılığıyla iletişim kurmaya hazırlandığım gencin benimle Azeri Türkçesine yakın bir lehçeyle konuşması oldu. Azerbaycan Türklerinin Gürcistan’ın nüfusunda önemli bir payı olduğunu biliyordum ama ilk dakikadan bana bir Türk elinin uzanacağını düşünmemiştim. “Ben de Türk’üm. Karapapak Türk’üyüm” diyen bu gencin yardımıyla işlemlerimizi kolayca halledip Kazbegi’ye doğru yola koyulduk.

Gürcistan’ın en etkileyici doğal güzelliklerini vaat eden Gürcü Askeri Yolu’nda bize ilk olarak Kura Nehri eşlik ediyor. Tiflis-Kazbegi arası yüz elli kilometre ve bu yolun 25. kilometresinde eski başkent Mtskheta var. Bu güzel şehri dönüşte ziyaret edilecek yerler listesine ekleyip yola devam ediyoruz. Mtskheta’dan itibaren rotamıza Aragvi Nehri dahil oluyor. Aragvi’yle dönemeçler çize çize ilerlerken dağların arasında birden masmavi bir göl beliriyor. Adı Zhinvali. Burası öylesine güzel ki manzarayı izlemek isteyenler için yol kenarına cepler açılmış. Gölü geçince karşımıza Ananuri Kalesi çıkıyor. Etrafı surlarla çevrili ve içinde iki kilise var. Kalenin, masmavi Zhinvali Gölü’nün yemyeşil dağlarla birleştiği bir panoramaya karşı konumlanması, buraya olan ilgiyi oldukça arttırmış.

ARTIK KAFKASYA’YI SOLUYORUZ

Ananuri’den sonra şehre ait ne varsa arkamızda kaldı. Gördüğümüz göz alabildiğine uzanan yamaçlar ve giderek derinleşen vadiler. Artık yolumuz bu manzaranın içinde kıvrıla kıvrıla ilerliyor. Birkaç küçük köyü saymazsak karşımıza çıkan ilk yerleşim Pasanauri. Burası Gürcistan’ın ünlü yemeği khinkali ile meşhur. Pasanauri de Gürcü Askeri Yolu’nun durak noktalarından ama o kadar sessiz ki terkedilmiş hissi veriyor.

Pasanauri ‘den itibaren yol daralmaya, virajlar artmaya ve eğim dikleşmeye başladı. Sağ tarafımız derin uçurum, sol tarafımız sarp dağlar. Bitki örtüsü giderek seyrekleşiyor. Biz bu baş döndüren yolun zirvesine doğru çıkarken gökyüzünü süsleyen rengarenk yamaç paraşütleri de süzüle süzüle Gudauri’nin derin vadilerinin üzerine iniyor. Artık Kafkasya’yı sadece görmüyor soluyoruz da.

HELAL YEMEK HELAL RAFTİNG

Gudauri Kafkas Dağları’nın zirvesine kurulmuş dağ kasabası ve Gürcistan’ın en popüler kayak merkezi. Burada birçok otel, pansiyon ve bungolov var. Tabelalardan anladığım kadarıyla özellikle Hindistan’dan ve bazı Arap ülkelerinden bolca turist çekiyor. Yol kenarındaki tezgahlardan restoranlara kadar birçok yerde ‘helal’ ibaresi görüyorum. Aslında Aragvi Nehri boyunca da birçok helal tabelası vardı ama orada konu yeme içme değil ‘rafting’di. Gudauri’nin çıkışına doğru kayıtsız kalınamayacak bir nokta daha var. Gürcü-Rusya Dostluk Anıtı. Sovyet döneminden kalan anıt derin bir uçurumun kenarına inşa edilmiş.

Yarım daire şeklinde ve iç duvarlarına iki halkın dostluğu, tarihi bağları resimlerle hikaye edilmiş. Ancak bu mesajlara zaman ayıran neredeyse kimse yok. Burası daha ziyade bir seyir terası gibi kullanılıyor. Çünkü çok yüksek bir uçurumun kenarındayken yukarıya baktığınızda kat kat yükselen Kafkas dağlarını aşağıya baktığınızda ise derin vadileri izlemek çok daha cazip geliyor.

Üç, dört kilometre daha yol alıyoruz ve nihayet Gürcü Askeri Yolu’nun zirvesinde yani 2 bin 379 metre rakımındaki Jvari Geçidi’ndeyiz. Bu noktadan sonra bizi Kazbegi’ye doğru inen bir rota bekliyor. Aşağı indikçe hava yumuşamaya çıplak yamaçlar yeşermeye, Aragvi Nehri tekrar ses vermeye başladı. Yaklaşık yarım saat içinde Kazbegi’nin merkezindeyiz. Kazbegi 220 km olan Gürcü Askeri Yolu’nun yüz ellinci kilometresinde. Bu akşamı efsanelere, şiirlere konu olan Puşkin’in ‘ufkun dayanağı’ dediği Kazbek Dağı’nın eteğinde geçirip yarın yola kaldığımız yerden devam edeceğiz.