Rukiye Saran Aydın’ın ilk kitabı Beli Bükük İle Mezar Taşı Hece Yayınları etiketiyle okurla buluştu. İlk kitabını çıkarmayı uzun yıllar beklediğini söyleyen Aydın, “Çok uzun yıllar öncesinde hayal etmiştim ama ancak şimdi kavuşabildim hayalime” ifadelerini kullanıyor.
İlk eseriniz yayınlandığında neler hissettiniz?
1955 yılında Trabzon’da doğdum.Çocukluğum kitapları seven ve çok okuyan aile fertlerinin içinde geçti. O zamanlar çocuk kitapları çok azdı, babamın getirdiği dergileri, kitapları, gazeteleri önce koklar, sonra okuyamasam da yapraklarını sanki içinde esrarengiz bir hazine bulacakmışım gibi hevesle karıştırırdım. İlkokul öğretmenimiz, bir gün bize büyüyünce ne olmak istediğimizi sordu. Sınıftan bazıları hayallerini anlattı. Bunun üzerine rahmetli öğretmenimiz şunu söyledi: “Kim bilir ileride ne güzel mesleklere sahip olacaksınız. Belki bir öğretmen, belki bir doktor, belki bir yazar olursunuz, kitap yazarsınız” dedi. Kendi kendime sordum, acaba ben yazar olabilir miyim? Haftalık gazetelerin kültür sanat sayfalarında, dergilerde yazmıştım ama kitaplaştırmamıştım yazdıklarımı. Yani çok uzun yıllar öncesinde hayal etmiştim ama ancak şimdi kavuşabildim hayalime. Bu beni olağanüstü sevince boğdu tabii. Yayınevi editörü değerli Emin Gürdamur’un kitabın yayınlandığına dair gönderdiği mesajı görünce çok heyecanlandım, gözlerime inanamadım bir an. Oturduğum yerden ayağa kalktım, biraz dolaştıktan tekrar oturdum, ellerimi açarak bol bol şükrettim.
ÖYKÜLERİMİ İNCELEDİM, YİNE ŞÜKRETTİM
Kitabınızı elinize alınca ilk olarak ne yaptınız?
Üzerinde “Hece Yayınları” yazısı olan kitap kolisi gelince içim kıpır kıpır ona bir süre baktım. Heyecandan titreyen ellerimle koliyi açtım. İçi sıra sıra kitaplarımla doluydu. En üstteki kitaplardan birini, tıpkı yeni doğan bir bebeği kucağına alırsın, bir yerini inciteceğinden korkarsın ya işte öyle, inciteceğimden korkarak elime aldım. Kapağına uzun uzun inceledim, okşadım, yapraklarını karıştırdım. Öykülerimi tek tek inceledim. Yine şükrettim.
Kitabınızı ilk kime imzaladınız?
Kitabımı ilk sevgili damadıma imzaladım. Çünkü, kitabımı ilk ona imzalamamı istemişti.
Yazmaya nasıl başladınız?
İlk gençlik yıllarımda günlük yazmaya başlamıştım. Sonra şiir, daha sonra öykü yazmıştım. Dünya ve Türk klasiklerini okudum. Meslek olarak eğitimciliği seçtim. Ara sıra yazıyordum haftalık gazetelerin kültür sanat sayfalarında, dergilerde ama öykülerimin yeterince olgunlaşmadığını düşündüğümden kitaplaştıramamıştım yazdıklarımı. Öte yandan eser vermek içimde ukde olarak kalmıştı. Dört çocuk annesi olarak görevim sırasında bunu yapamamıştım. Emekli olduktan sonra öykü üzerinde yoğun olarak çalıştım. Yazdıklarımı “Olağan Hikâye”, “Türk Edebiyatı”, “Kayıp Kayıt”, “Edebiyat Ortamı”, “Geçerken”, “Heceöykü”, “Diyanet Aile”, “Trabzon T”, “İstanbul Öğretmen Akademileri” dergilerine gönderdim. Öykü dosyamı Hece Yayınları’na gönderdim, kabul edildi, böylece “Beli Bükük İle Mezar Taşı” adlı ilk öykü kitabım çıkmış oldu.
Gece mi yazarsınız, gündüz mü?
Öykünün iskeletini baştan sonuna kadar günlerce kafamda tasarlarım. İyice olgunlaşınca bir sabah başlayıp ikindi saatlerine kadar çoğunu yazarım. Ertesi gün sonlandırırım. Aylarca beklemede bırakırım. Ara sıra okur, eksiklerini tamamlar, fazlalıkları çıkarırım. Giysilerini iyice ütüler, aksesuarlarını takarım. Böylece bitmiş olur.
Defter mi, bilgisayar mı?
Önce deftere yazarım, sonra bilgisayara geçiririm.