Sevgili Peygamberimizin Ramazan ayı haricinde Şa'ban ayında çokça oruç tuttuğunu biliyoruz. Ancak onun bütün bir ayı oruçlu geçirdiğini bilmiyoruz. Sadece Ramazan ayının tamamını farz kılındıktan sonra oruçlu geçirirdi. Bunun dışında sevgili Peygamberimiz Pazartesi ve Perşembe günlerini oruçlu geçirmeye çalışırdı. Ayrıca kameri ayların on üç, on dört ve on beşinci günlerinde de oruçlu olmaya gayret ederdi. Allah Rasûlu (a.s) Ramazan ayından başka Şevval ayında da altı gün oruç tutmayı tavsiye etmiştir; hatta bir hadislerinde, “Kim Ramazan orucunu tutar sonra da Şevval ayında da altı gün oruç tutarsa bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi olur” buyurmuşlardır.
Allah'ın Elçisi, Ramazan orucu farz kılınmadan önce Muharrem ayında aşure orucu tutardı. Ancak daha sonra o gün oruç tutmayı serbest bırakmıştır. Kendisi bazı zamanlar iftar etmeksizin oruç tutar yani visal yapardı. Ancak bunu ümmetine yasaklamıştı. 'Şüphesiz beni rabbim doyurur' derdi. Hz. Âişe'nin Rasûlullah'ın Zilhicce'de on gün oruç tuttuğunu asla görmediğini beyan etmesine karşılık, Hafsa validemiz, 'dört şeyi Allah Rasûlü (a.s) hiç terk etmemiştir' demektedir ki bunlar: Aşûra orucu, Zilhiccenin on gün orucu, her ayda üç gün oruç ve sabah namazının iki rekat sünnetidir. Diğer taraftan kendisine Ramazan orucundan sonra hangi oruç daha sevaptır diye sorulduğunda, 'Ramazanı ta'zim için Şaban ayında tutulan oruçtur' cevabını vermiştir.
Sevgili Peygamberimiz sahura kalkar, oruç tutanların sahur yemeği yemelerini de teşvik ederdi. “Sahur yemeği yemek benim ümmetime ait bir özelliktir. Sahur yemeği yiyiniz, zira sahurda bereket vardır” buyururdu. Oruca ve iftara hep birlikte başlanmasını, ayrılık yapılmamasını tavsiye ederdi. Bu önemli ibadete ve herkesi ilgilendiren hususlarda tefrikaya ve fitneye sebep olacak ayrılığı hoş karşılamazdı. Bu konuda şöyle demektedir: 'Muteber oruç hep beraber tuttuğunuz gündekidir. Muteber iftar hep beraber ettiğiniz gündekidir. Muteber kurban hep beraber kurban kestiğiniz gündekidir.'
Allah Rasûlü (a.s), evde yiyecek bir şey olmadığı zaman nafile oruca niyetlenirdi. Böylece hem ev halkı üzülmemiş, hem de kendisi oruç tutmuş olurdu. Allah Rasûlü (a.s.) oruç tutanın yemek içmekten, cinsi münasebetten başka kendisini korumasını da tavsiye etmiştir. Kötü söz söylemeyi, gıybet ve dedikodu yapmayı orucu zedeleyen davranışlar olarak açıklamıştır.
Hz. Âişe (r.a) anlatıyor: “Rasûlullah (a.s) sabah (namazından sonra) eve geldiğinde, “Yiyecek bir şey var mı?” diye sorardı. Biz, “Hayır yok”, dediğimizde, “O halde ben de (nafile) oruç tutarım” derdi. Bir gün bize tirit yemeği ikram olarak gönderilmişti. Yine Allah Rasûlü (a.s) sabahleyin eve geldi ve aynı şekilde, “Yanınızda yiyecek bir şey var mı?” diye sordu. Biz de, “Evet hediye olarak tirit yemeği gönderildi” dedik. Bunun üzerine, “Hâlbuki sabah olduğunda oruç tutmak istiyordum” dedi ve oruç tutmayıp o yemeği yedi.”
Rasulullah (a.s), Ramazan ayında, bereketli rüzgârdan daha cömert olurdu. Zira bu ayda Cebrail (a.s) ile karşılaşır, her gece Kur'an'ı karşılıklı olarak onunla mukabele ederdi. Oruçlu olanlara iftar ettirmeyi seven Allah Rasulü, oruçluya iftar ettirenin o kişinin sevabı azalmadan kendisinin de oruç sevabı alacağını haber verirdi. Kendisine hangi sadaka daha faziletlidir diye sorulduğunda, Ramazan ayında verilen sadakadır derdi. Oruçlu iken akşam olduğunda önce iftar edilmesini tavsiye eder, bunun daha sevap olduğunu bildirirdi. Hz. Peygamber orucunu açacağı zaman önce varsa taze hurma ile, taze hurma bulamaz ise kuru hurma ile o da yoksa su ile başlardı. Allah Rasulü (a.s) orucunu açarken şöyle dua ederdi: 'Allahım! Senin rızan için oruç tuttum ve senin verdiğin rızıkla orucumu açtım, Susuzluk gitti, damarlar suya kandı, inşallah sevap da kesinleşti'.