Anne-babalar sanki hiç çocuk olmamış gibi durmadan ceza veriyorlar. Bıktım artık bu cezalardan. Televizyona bakmama cezasından tutun da, bilgisayarla oynamama cezasına kadar hepsini uyguladılar. Bugün de annem dışarı çıkmama cezası koydu. Yazık değil mi bana?
Bu sabah evde bir sessizlik vardı. Dedem odasında tarih kitabı okuyor, babaannem ile annem de oturma odasında fısır fısır konuşuyordu. Ben de yeni aldığım topla oynamak için salona geçtim. Koltukları kale haline getirdikten sonra ilk vuruşumu yaptım. Keşke yapmasaydım. Çünkü topa vurmamla birlikte köşedeki abajur yerle bir olmuştu.. Abajurun kırıldığını gören annem iyice sinirlendi. Yerdeki parçaları toplarken “Cezalısın. Bugün sokağa çıkmak yok!” diye bağırdı.
Anne-babalar ceza konusunda gerçekten acımasız. Cezamın ertelenmesini istiyorum ama “Hayır!” diyorlar. Oysa ben; sokağa çıkmama cezasını yağmurlu bir güne, bilgisayarla oynamama cezasını okula gittiğim zamana, televizyona bakmama cezasını da arkadaşlarımın geldiği ana ertelemek istiyorum. Ama ne yazık ki başarılı olamıyorum.
Bu güzel havada, üstelik arkadaşlar dışarıda top oynarken evde nasıl duracağım. Şimdiden sıkıldım. Bari dedemin okuması bitseydi de onunla zaman geçirseydim. Ama dedem de okumaya başladı mı hiç bitmez. Sıkıldığımı söylersem ilgilenir düşüncesiyle yanına gittim ve,
“Sıkıldım,” dedim. Dedem gözlüğünü burnuna doğru indirerek,
“Haklısın. İnsan sıkılmamak için bir şeylerle uğraşmalı,” dedi. Sonra da “İstersen kitap okumayı dene. Eğer bunu alışkanlık haline getirirsen, can sıkıcı saatlerin güzel saatlere dönüşür,” diyerek yeniden okumaya devam etti.
Bir süre odalar içerisinde gezindim durdum. Sıkıntıdan patlayacaktım. Dedemin haklı olabileceğini düşünerek iki gün önce hediye ettiği kitabı okumaya başladım.. Zamanım birden güzelleşmişti. Üstelik kitabın sonuna geldiğimde Çanakkale Savaşı'nı nasıl kazandığımızı bile öğrenmiştim.