Mehmet Nezir Gül
Hicret, bir müminin; Allah rızası için bulunduğu evi, mahalleyi, şehri, işini, gücünü, terk edip başka bir yere göç etmesidir. Günah ve haramlardan uzaklaşmadır. Bulunduğu yerde İslam’ı yaşama açısından tüm imkânlar tükenmiş ve din yaşanamaz hâle gelmişse hicret vücubiyet gerektirir. Bu eylem çok yönüyle büyük bir fedakârlıktır. Bu eylemde bulunanlara muhacir adı verilir.
Ensar da muhacir kardeşlerine gönlünü, evini, barkını, tüm imkânlarını açan, seferber olan mümindir. Büyük bir özveri gerektirmektedir. Kolay yapılacak bir iş değildir her ikisi de. Bu sebeple hayatın farklı zamanlarında bu durumları yaşayan müminler için bir müjde verilmektedir. Rabbimiz bu kullarını sevdiğini ifade etmektedir.
“Muhâcirlerin ve Ensar’ın ilkleri ile onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da O’ndan razıdırlar. Onlara, sonsuza dek hep içinde kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Büyük bahtiyarlık işte budur.” (Tevbe, 9/100)
Bu konuda bize en güzel örnek Peygamber Efendimiz ve ashabı kiramdır. Onlar Mekke’de İslamiyet’i öğrenme, anlatma ve yaşama konusunda eziyet ve işkencelerle zorluklar yaşayınca hicret ettiler. Daha sonraları da farklı zamanlarda Müslümanlar, hicret ederek veya muhacirlere yardımcı olarak Allah’ın sevdiği kullar arasına nail oldular.
“Ameller niyete göredir. Herkese ancak niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allah’a ve Resûlü’ne yönelikse onun hicreti Allah’a ve Resûlü’nedir. Kimin de hicreti elde edeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı ise onun hicreti, hicret ettiği şeyedir.” (Buhârî, Îmân, 41) “Onları ancak müminler sever ve onlardan ancak münafık olanlar nefret eder. Ensâr’ı seveni Allah da sever, onlara buğz edene Allah da buğz eder.” (Tirmizî, Menâkıb, 25/3900)
ALLAH, YARARLI İŞLER YAPANLARI SEVER
Müslüman sadece bu dünya veya sadece ahiret için değil her ikisi için çalışır. Asıl yurdun, kalıcı ve ebedi yerin ahiret olduğunu unutmaz; dünyayı da ihmal etmez. Hep yararlı işler yapar. İnsanların hayrına çalışır. Kimseye eziyet etmez. Hayatı anlamlı, kolay ve yaşanılır kılmaya çalışır. Sonunda da Allah kendisinden razı olur.
“İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince, halkın en hayırlısı da onlardır. Onların rableri katındaki ödülleri, altından ırmaklar akan, içinde devamlı kalacakları adn cennetleridir. Allah onlardan râzı olmuş, onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır. İşte bu, rabbini sayıp O’ndan korkanlar içindir.” (Beyyine, 98/7-8)
Bu insanların kavuşacakları en büyük mutluluk aslında yüce Allah’ın rızasına nâil olmalarıdır. Ve böyleleri için de hayal bile etmedikleri nimetler hazırlanmıştır. Bir hadîs-i kudsîde belirtildiği üzere onlara “Allah tarafından gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insan aklının tasavvur edemeyeceği derecede güzel bir ödül hazırlanmıştır.” (Buhârî, “Tevhîd”, 35; Müslim, “Îmân”, 312)
ALLAH, DOĞRU KULLARINI SEVER
Doğruluk en büyük hazinedir. Mümin bir kul hangi durumda olursa olsun ister lehine ister aleyhine sonuçlar getirsin her hâlükârda doğru olur. Allah’a karşı, Resulullah’a karşı, ailesine, dostlarına, insanlara ve bütün mahlûkata karşı en doğru insan müminlerdir, Müslümanlardır.
Müslüman bu doğruluğunun ecrini her iki dünyada da görür. Dünyada geçici olarak bazı zararlar görse de uzun vadede ve ahirette kazanan doğru insanlardır.
En büyük mükâfat da Allah’ın onları sevmesidir. Ne mutlu doğru olanlara.
“Allah şöyle buyurur: “Bugün doğrulara doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlar için, ebedî kalacakları ve altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan hoşnuttur, onlar da O’nun rızasını kazanmaktan ötürü mutludurlar. İşte büyük kurtuluş budur.” (Maide, 5/119)