Mehmet Nezir Gül
Allah bir kulu sevdiği zaman ondan razı olur. Allah’ın razı olması zaten bir müminin en temel ve biricik gayesidir. Allah’ın hangi kullardan razı olduğunu Kur’an-ı Kerim’de belirtiyor. Sağlam bir inanca, salih amellere sahip olan her müminden Yüce Rabbimiz razı olmakta, onu sevmektedir. Zaten Rabbimiz, kullarının doğru yolda olmaları için her türlü imkânı sunmuş, teşvik etmiştir. Doğru yolda yürümenin kolay olduğu da apaçık bellidir.
Allah Resulü, dualarında Rabbimizin kendisinden razı olmasını da dilemiştir.
Allah sevdiği kulları insan ve meleklere de sevdirir. Bizlere sonsuz merhameti olan Rabbimiz, güzel vasıflara sahip kullarını sevdiği gibi onların sevilmesini de ister. Kulunu meleklere sevdirir, diğer insanlara sevdirir.
Biz bu müjdeyi Efendimiz Aleyhisselam aracılığıyla alıyoruz. Ve Yüce Rabbimizin sevgisinin sadece kendisiyle sınırlı olmadığını, meleklerin ve insanların da onu sevmesini sağladığını öğreniyoruz. Bu da Rabbimizin bize bu dünyadaki ikramlarından birisi…
Allah sevdiği kulunu yalnız bırakmaz. Allah bütün insanlara hatta tüm canlılara sahip çıkmakta, onları yalnız bırakmamaktadır. O bize şah damarımızdan daha yakındır zaten. Her yerde her zaman bizi görüp gözetmektedir. Melek ve insanlar aracılığıyla da bizleri koruyup gözetmektedir.
En zor anımızda, en sıkıntı yaşadığımız zamanlarda bile aslında yaşananlar bizim için bir hayır vesilesi olmaktadır. O bize böylesi durumlarda sabretmemizi, direnmemizi, istikametten ayrılmamamızı istemektedir.
Mekke’de yaşamın ve tebliğ imkânının kalmadığı dönemde olsun hicret ederken olsun Allah, hep müminlerin yanında olmuştur. “Ona (Muhammed’e) yardım etmezseniz, bilin ki, inkâr edenler onu Mekke’den çıkardıklarında mağarada bulunan iki kişiden biri olarak Allah ona yardım etmişti. Arkadaşına (Ebu Bekir’e) “Üzülme, Allah bizimledir” diyordu; Allah da ona güven vermiş, görmediğiniz askerlerle onu desteklemiş, inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Ancak Allah’ın sözü yücedir. Allah güçlüdür, hâkimdir.” (Tevbe, 9/40)
Biz O’ndan kopmadığımız, ayrılmadığımız, ihanet etmediğimiz müddetçe asla bizi yalnız bırakmaz.
“Allah Teâla Hazretleri buyuruyor: “Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O, beni andıkça ben onunla beraberim. O, beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O, beni bir cemaat içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O, şayet bana bir karış yaklaşacak olursa, ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o, bana bir zira yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.” (Buharî, Tevhid 15, Müslim, Zikr 2)
Allah sevdiği kulların işlerini kolaylaştırır, yardım eder. Allah hepimizin yardımcısıdır. İşlerimizi kolaylaştırandır. Emirleri kolayca yapılacak kıvamdadır. Yasakları iradeyle aşılacak seviyededir. İslam’ın zor olan hiçbir işi yoktur. Yapılamayacak hiçbir talimatı yoktur. Eğer yapılamıyorsa zaten kul ondan sorumlu değildir.
Peygamber Efendimiz bu durumu ifade eden ve bizlere de mesaj veren duasında şöyle buyurmaktadır: “Rabbi yessir, vela tuassir, Rabbi temmim bil hayr: Rabbim kolaylaştır, zorlaştırma, Rabbim hayırla sonuçlandır.” (Geniş bilgi için bkz. Raşit Küçük, Sevgi Medeniyeti, s. 132-144)
Allah, dinine yardım eden kullarına yardımcı olur. Bunun olacağını bir müjde olarak belirtmektedir. Allah’ın dinine yardım etmek, en başta öğrenmektir, sonra da yaşamak, örnek olmak, gerektiğinde tebliğ etmektir. Ve nihayetinde Allah’ın dininin yayılması ve ona gelecek saldırılara karşı gereken mücadeleyi vermektir. Örneğin Kur’an öğrenmek her Müslümanın hakkı ve görevidir. Buna engel olunan durumlarda mücadele etmek gerekir. İslam için çırpınan, gayret edenlere destek olmak, malıyla, canıyla, diliyle, bilgisiyle, tüm benliğiyle cihad etmek, koşturmak hep bu kapsama girmektedir.
“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabitkadem eyler, sizi güçlü ve dirençli kılar” (Muhammed, 47/7)
Dünyaya meyilden korur. Müslümanın dünya ile ilişkisi denizde yüzen gemi misali gibidir. Su, geminin yüzmesi, hedefe gidilmesi için gereklidir. Ancak o su gemiye dolarsa tehlike başlar ve miktarı artıkça, dünya nimetlerine daldıkça, geminin batma riski artar. Ancak sular üzerinde yüzmek, yapılması gereken görevleri aksatmadıktan sonra bir olumsuzluk teşkil oluşturmayacaktır.
Dünya yolculuğunda şeytanın süslü göstermesiyle şehvetin izinde, günah ve kötülükler işleyerek tehlike girdabında boğulmamak için Allah’ın yardımı her zaman gerçekleşir. Yeter ki bu yardımlar reddedilmesin…
“Allah bir kulu sevdi mi, onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması gibi.” (Tirmizî, Tıbb 1, 2037)
Allah sevdiği insanların günahlarını bağışlar. Yeryüzündeki bütün canlıların sahip olduğu merhamet toplansa Allah’ın merhametinin yanında çöldeki bir kum tanesi gibi olur. Yeter ki kul O’na yönelsin, işlediği hatanın farkına varsın. “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” (Ali İmran, 3/31)
Rabbimizin bağışlaması öylesine güzel ki geride hiçbir iz bırakmamakta, o kulu sabıkalı olarak damgalamamaktadır. “Günahından tam olarak dönüp tevbe eden, onu hiç işlememiş gibidir.” (İbn Mâce, zühd 30)
Allah sevdiği kulunu huzuruna alır. Bir müminin yegâne gayesi Allah’ın rızasını elde etmek ve O’na kavuşmaktır. Dünyada iken O’nun verdiği nimetlere kavuşma, iç huzuru elde etme, manen yüceliklere erişmektir. Kur’an’la hemhâl olmak, zikir, namaz, ibadet, infak, dua, yardım etmek, sılayı rahim, cihad gibi işleri yaparak; faiz, aldatma, zina, yalan, zarar verme, haksızlık gibi işlerden kaçınarak Allah’a daha yakın olmak, O’na kavuşmayı arzulamaktır. Biz bu hassasiyette olunca da Rabbim bizden razı olur ve bizimle birlikte olur.
Ahirette de cemalullah ile müşerref olmadır. Zaten bu derece, bu kavuşma en büyük lütuf, en yüce bir makamdır.
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’a kavuşmayı arzu ederse, Allah da o kimseye kavuşmayı arzu eder. Kim de Allah’a kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah da o kimseye kavuşmaktan hoşlanmaz.” (Buhârî, Rikâk, 41; Müslim, Zikir, 14)
Birbirini Allah için sevenleri özel olarak ağırlar. Dünyada iken hiçbir karşılık beklemeden birbirini seven, sayan ve ömrünü Allah’ın emrine göre birlikte yürüten, dinin toplumsal emirlerini birlikte gerçekleştiren kullara ayrıcalıklı bir konum vardır. Allah hem böylelerini sever hem de sayısız nimetler verir. En büyük nimet de ahirettedir. Herkesin hesabının ne olacağı korkusuyla perişan olduğu o dönemde, mahşer günü, hesaptan sonra onlar özel bir mekânda ağırlanacaklardır.
“Allah için birbirini seven ve bu sevgiyle buluşup bu sevgiyle ayrılanlar mahşer gününde Allah’ın özel konukları olarak ağırlanacak yedi zümre içinde yer alacaklardır.” (Buhârî, Eẕân, 36; Müslim, Tirmizi)