Osmanlı sultanları tarafından yaptırılan büyük camilerin son örneği olan Yeni Camii Külliyesi, deniz kıyılarındaki camilerin en ihtişamlısı olarak Eminönü meydanında İstanbul siluetini tamamlar. Bugün Mısır Çarşısı adıyla tanınan arasta, içinde yatan altı padişah ve çok sayıda hanedan mensubuyla, Osmanlı hanedanının en büyük kabristanı olarak bilinen Turhan Valide Sultan Türbesi ve biblo güzelliğindeki Hünkâr Kasrı, Yeni Camii Külliyesi’nin birimleridir. Bir diğer adı Yeni Valide Camii Külliyesi olan eser, Osmanlı mimarisinin en uzun sürede tamamlanan külliyesidir. Bir İstanbul selâtin camisinin yapım süreci ortalama, 2 ilâ 7 yıl arasındadır. Yeni Camii Külliyesi’nin inşaatıysa tam 66 yıl sürmüştür. Yapımı boyunca 2 bâni, 3 mimar ve yedi padişah görür.
İLHAM USTADAN GELİR
Günümüzde İstanbul silüetinin önemli bir parçası olan caminin hikâyesi, Sultan 3. Mehmed’in annesi ve 3. Murad’ın eşi Safiye Sultan’la başlar. Büyük bir külliye olarak tasarlanan inşaatın temeli, valide sultan adına 1597 yılında Mimar Davut Ağa tarafından atılır. Külliyenin inşası için seçilen Bahçekapı çevresi o yıllarda da limana yakınlığı nedeniyle bir ticaret merkezidir. Fakat çok sıkışık, aynı zamanda pis bir Yahudi ve Hıristiyan mahallesinden oluşmaktadır. İnşaat sınırları içinde bir kilise, bir de sinagog vardır. Burada bulunan evler, bedellerinin iki katı ödenerek istimlak edilir. Sinagog ve kilise için de başka yerlerde olan iki ayrı mabedin tamir edilmesine karar verilir. Caminin inşaat alanının deniz seviyesinde ve dolma bir arazi olması nedeniyle temel atma sırasında çok fazla su çıkar. Mimar Davut Ağa, hocası Mimar Sinan’ın Büyükçekmece Köprüsü’nde yaptığı gibi büyük kazıklar çaktırıp bunların başlarını kurşun kuşaklarla birleştirir ve binanın temel taşlarını bu tabanlara oturtur. Haliç kıyılarındaki diğer yapılarda çökme ve kaymalar olmasına karşılık bu büyük eserin, bugüne kadar bir çok depremde hiç zarar görmemesi, temellerinin sağlamlığını göstermektedir.
HAYRA DÖNER SERENCAM
1598 yılında İstanbul’da meydana gelen veba salgınında Mimar Davut Ağa’nın ölmesi üzerine, yapının mimarlığına Dalgıç Mehmet Çavuş getirilir. Kubbeyi taşıyacak kemerlere kadar yükselen bina, 1603 yılında 3. Mehmet, ardından da validesi Safiye Sultan’ın ölümü üzerine yarım kalır. Yarım asrı aşkın bir süre virane halde bekleyen cami kalıntısının adı halk arasında “Zulmiyye”ye çıkar. Bu arada 5 padişah değişir. Sultan 4. Mehmet'in annesi Hatice Turhan Sultan 1660 yılında çıkan büyük bir yangın sonrasında şehri gezerken, caminin bitirilmemiş ve harabeye dönmüş halini görünce bu eseri tamamlatmaya karar verir. Dönemin mimarbaşısı Mustafa Ağa, Davut Ağa'nın plânlarına uygun olarak inşaata başlar ve cami 3 yıl içinde tamamlanarak, 1663 yılında bir Cuma namazıyla birlikte ibadete açılır.
Mimari tarihimizde büyük bir yeri olan Yeni Camii; etkili üslûbu, kubbedeki yükseklik vurgusu, yan cephe revakları ve mükemmel süslemeleriyle kıyı camilerinin en güzelidir ve herhangi bir Eminönü fotoğrafının olmazsa olmazıdır.
İŞGAL OLDU ÖZGÜNLÜK BOZULDU
Osmanlı sultanları tarafından yaptırılan büyük camilerin hepsi iç ve dış olmak üzere iki avludan oluşur. Yeni Camii’nin bugün tek avlulu olmasının nedeni, dış avlusunun yıkılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Son yüzyıllarda buradaki ticarethanelerin çoğalması ve hatta dış avluyu bile istilâ etmesi üzerine, denize bakan dış avlu duvarları ve merdivenli kapı yıkılır. Caminin kıble yönündeki avlu istinad duvarlarının yeri de daraltılır. Çünkü bugün Osmanlı Bankası’nın bulunduğu yerde eskiden bir duvar ile bir avlu kapısının var olduğu bilinir. Yine eskiden Darü’l- Kurra’nın bulunduğu yerde bugün İş Bankası vardır.
AHENKLİ YÜKSELİŞ
Yeni Camii’de klâsik nizamların biraz zayıfladığı görülüyor. Bu yüzden denizden bakınca sağ tarafındaki tepede yükselen Süleymaniye’ye göre biraz daha sivri durur. Fakat piramidal şekli çok düzenli ve ahenklidir. Yeni Camii’nin plânı; Mimar Sinan’ın Şehzade Camii’nde, Sedefkâr Mehmet Ağa’nın da Sultanahmet Camii’nde kullandığı plânın daha ayrıntılı bir şeklidir ve ortada ana kubbeyi tutan dört ayak ile, yanlarda dört yarım kubbeden oluşmaktadır. Kare bir alanı kaplayan bu merkezi kubbeyle dört yarım kubbenin köşelerinde kalan boşluklar, küçük tam kubbelerle örtülüdür. Ancak, avlu tarafında mevcut olan alt ve üst galerinin ilavesiyle bina dikdörtgen bir şekil almıştır.
BİBLO GÜZELLİĞİNDEKİ İHTİŞAM
Yeni Camii Külliyesi’nin asıl özelliğini, camiye bitişik bir kemer üzerine yapılan ve 17. yüzyıl Türk mimarlığının en güzel örneklerinden biri olan Hünkâr Kasrı oluşturur. Sultanın, namazdan ve dînî törenlerden sonra dinlenme ve toplantı yapma yeri olarak inşa edilen bu yapı, klâsik Türk evinin bütün özelliklerini taşıyan görkemli bir eserdir. En güzel İstanbul panoramalarından birini seyredecek şekilde konumlanmıştır. Bir tarafı Boğaziçi’ni Çengelköy’e kadar görürken, diğer tarafı Galata ve Haliç sırtlarının manzarasına hakimdir. İç kısmı zengin kalem işleri ve çinilerle kaplı bu yapı, ne yazıktır ki 1948 yılına kadar bir depo olarak kullanıldı.1948 ve 1966 yıllarında restore edildikten sonra 1967 yılında müze olarak açılsa da kısa bir süre sonra kapatıldı ve yeniden depoya çevrildi. Ardından bu tarihi yapı kiraya verildi. 2003 yılında da içerisine giren hırsızlar, 17. yüzyılın en güzel örneği olan çini panoların bazılarını sökerek götürdüler. Osmanlı mimarisinin bir biblo kadar güzel olan bu eseri, İstanbul Ticaret Odası tarafından restore edilerek 2009 yılında ziyarete açıldı.