Fetva almak için gece yarısı bile arıyorlar

Hanefi mezhebine göre elektrik somut bir madde olmadığı için mal da sayılmıyor. Patent hakkı, telif hakkı da bir hak değil. Bu nedenle bir tek mezhebe bağlı kalmak yetmiyor. Yine organ nakli Hanefi'ye göre caiz değil. Fakat insan hayatı söz konusu...

İdris Saruhan
Fetva almak için gece yarısı bile arıyorlar

Halil Gönenç Hoca'nın ömrü imam, müftü yetiştirmekle geçdi. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Haseki Eğitim Merkezi'nde ilahiyat mezunlarına çeyrek asırdan fazla fıkıh, tefsir, hadis dersleri verdi. Hoca'nın Büyük Şafii İlmihali ise alanında tek. Hoca bu nedenle Türkiye'nin Müftüsü olarak anılıyor.

Türkiye'nin Müftüsü olarak anılıyorsunuz. Bu bizim alışık olmadığımız bir tanımlama. Nereden geliyor?

81 yaşındayım. 1950'de tedrise başladım. Medresede okurken bile talebelere ders veriyordum. 41'de Suriye'ye gittim. Türkiye'ye de gidip geliyordum. Birçok yerde bulundum. Hem ders aldım, hem ders verdim. 1952'de Mardin'de Kızıltepe'ye yakın bir köyde bir hayırseverin yardımıyla küçük bir medrese inşa ettim. Sonra müftülük imtihanına girdim. 1960 başında Şanlıurfa'da Halfeti'ye müftü oldum. Kızıltepe'ye müftü olarak döndüm. Tedrisata ara vermedim. Doğuda halkın çoğu Şafii. Şafii mezhebine göre okutuyordum. Urfa'da 10 sene kadar müftülük yaptım.

Tayyar Bey (Altıkulaç), eski Diyanet İşleri Başkanı İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'nde hoca olmamı istedi. İlahiyat mezunlarının kültürel konuda iyi ama fıkıh, tefsir konusunda yetersiz olduğunu söyledi. 'Gayemiz ilahiyat mezunlarını yetiştirmek' dedi. Teklifi kabul ettim. On yıllarca insanların fıkhi sorularına verdiğimiz cevaplar, ders verdiğimiz, yetiştirdiğimiz insanlar dolayısıyla öyle Türkiye Müftüsü diyenler oldu.

Şafii'siniz. Büyük Şafii İlmihali gibi alanında tek olan bir esere sahipsiniz. Fakat Haseki'de 30 yıla yakın Hanefi fıkhına göre ders verdiniz. Siz nasıl alıştınız, öğrenciler yadırgamadı mı?

Hanefi fıkhı üzerine ders veriyorduk. Fakat dört mezhebi de mukayeseli veriyorduk. Zaten bu dönemde tek mezhep yetmiyor.

Neden?

Mesela Hanefi'ye göre elektrik somut bir madde olmadığı için mal da sayılmıyor. Patent hakkı, telif hakkı da bir hak değil, çünkü madde değil. Hanefi'ye göre bunları almak, satmak caiz değil. Şafii'ye göre ise alınıp satılabilir. Bu nedenle her hususta tek mezhebe bağlı kalmak yetmiyor. Yine organ nakli Hanefi'ye göre caiz değil. Fakat insan hayatı söz konusu…

Şafiiliğin de yetersizlikleri var diyorsunuz…

Evet. Ben Şafii'yim fakat her hususta değil. Şafii'ye göre tezek, köpek satılmaz. Onlardan istifade edilemez. Hanefi ise mal olarak görüyor. Bu konuda Şafii değilim. Memleketteyken mecburen tezek yakıyorduk.

İnsanlar dört mezhep konusunda eskiye nazaran biraz daha esnek sanırım…

Eski taassup da kalmadı, doğru.

İnsanlar karşılaştıkları meseleler için gece gündüz sizi arayıp fetva sorarlarmış. Bıkmadan cevaplıyorsunuz. Hala arıyorlar mı insanlar?

Tabii. Hala çok telefon gelir. Mesela dün Avusturya'dan, Almanya'dan da telefon geldi. Avustralya gibi yerlerden arayanlar saat farkını hesaba katmayınca gece telefonları da geliyor.

Nasıl ulaşıyorlar telefonlarınıza insanlar?

Birbirlerinden alıyorlar, internetten öğreniyorlar.

Günde onlarca telefon gelir mi mesela? (Bu soruyu sorduktan sonra trafik başladı. 1 saatlik konuşma telefon ve fakslar nedeniyle 4-5 kez kesildi.)

Daha fazla. Bugünlerde biraz yorgunum. Bu nedenle cep telefonumu saat 13.00'e kadar açmıyorum.

Vatandaşların dine ilişkin sorunları bir şekilde sizi buluyor. Yani toplumun nabzını en iyi siz tutuyorsunuz. Tuhaf sorular da geliyordur…

Maalesef cahil çok. Yersiz sualler soruyorlar. Mesela biri aradı, babam vefat etti, hanımını seviyorum evleneceğim diyor. Bu kadar ahmaklık olur mu? Tabii yerinde sorular da var. Hocalar da çözüm sormak için arıyor.

En çok sorulan konu hangisi?

Boşanma maalesef.

Cevaplamaktan hiç hoşlanmadığınız konu…

Evet. Kim söyledi size?

Bir yerde okumuştum…

Hiç gereği yokken boşanmak istiyorlar. Dün biri diyor ki: Hanımımı üç talakla boşadım. Çok da severim. Aklımda boşamak yoktu. Ne yapacağım ben şimdi!

Türkiye'de fetva denilince akla siz geliyorsunuz…

Başka hocalar da var. Fakat biz hayatımızı bu işe adadık. Müftülüğe bu kadar sual gitmiyor. Sonra herkes fetva işinden anlayamıyor. Bana çok sual soruldu, yıllarca ders verdim. Bir de soruları not alıyorum.

Fetva vermekte zorlandığınız konu oluyor mu?

Üç talak meselesi. Diyanet aynı anda yapılan üç talakı bir talak sayıyor. Bu dört mezhebin dışında. Ben fetva vermem, diyorum.

Çözümsüz bir soru yok yani…

Yok. Fakat bazen arayan kişi ikna olmayabiliyor.

Sizin gibi klasik medrese kökenli çok kişi var. Fakat medreselere dair hiç bilgimiz yok. Neden?

Diyarbakır, Bitlis, Muş çevresinde aşağı yukarı tüm köylerde mütevazı da olsa medreseler vardı. Kalmadı. Çünkü allame de olsa imam hatip, ilahiyat okumadan vazife alamaz. İmam da olamaz.

Bazı medrese kökenlilerde İHL'lileri küçümseyen bir tavır var, yanılıyor muyum?

İmam hatipteki dersler yetersiz. Haksızlık da etmemek lazım. Kendini yetiştiren çok. Mesele Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Hayreddin Karaman kendilerini müthiş yetiştirmişlerdir.

Siz zaten köprü vazifesi görmüşsünüz imam hatiplilerle medreseliler arasında…

Medresede de tahsil yetmiyor. Kültür dersleri yok. Dünyadan habersiz oluyorlar.

BDP'liler Doğu ve Güneydoğu'da sivil itaatsizlik adı altında, protesto niyetiyle çadırlarda Cuma namazı kılıyorlar. Camide kılmayız, diyorlar. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunu Allah için değil, inadına yapıyorlar. Hatta namaz kılmayan da oraya gidiyor. Yaptıkları inadınadır, İslami değildir. Namazda bu tefrikayı yapmak doğru değildir. İslam'da ırkçılık yok. Kur-an'ı Kerim “Bütün müminler kardeştir” diyor. Çünkü müminler ruhlarını akıllarını Kur-an'ı Kerim gıdasıyla besliyorlar.

Bu durum bölgede onları uyaracak, sözü dinlenen hocaların eksikliğinden mi kaynaklanıyor?

İpler başkasının elinde. Dinlemezler ki. Bu İslam için değil, ırkçılık meselesi. Kürt Kürtçülük yaparsa, Arap Arapçılık yaparsa, Türk Türkçülük yaparsa bizim açımızdan makbul olmaz. Müminler kardeştir. Biz sadece buna inanırız.

İslam'ın doğru anlaşılması için ömrünüzü adadınız. Hurafelerle mücadele ettiniz. Bir yol alabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Hurafe çok. Biri arıyor kurşun dökeceğini söylüyor. Cin oğluma çarptı diyor, bir şeyler yazmamı istiyor. İneğim kaybolmuştur, kurdun ağzını bağla, diyor.

En yaygın hurafe hangisi?

Şeyhim kalbimden geçeni bilir diyenler çok fazla. Vallahi peygamber de bilmezdi. Yalan söylüyorlar. Allah'tan başka gaybı bilen yok.

Yine de siz ve sizin gibilerin çabalarıyla hurafeler azaldı kanaatimce…

Valla yine de çok hurafe var. Günümüzde bile İstanbul gibi medeni bir şehirde o kadar hurafe var ki şaşarsınız, hem de dindar insanlar arasında maalesef.

Şanlıurfa'da müftülük yaparken, bir CHP'li beni şikayet etti. Nedeni ise Hilal dergisinde yayınlanan bir makalem. Muhammed İkbal'in bir kasidesi vardır, peygambere hitap ediyor. Peygamber için öyle bir insansın ki, bir Kürt olan Selahaddin Eyyubi, İslam adına savaştı, Haçlıların saldırılarına karşı durdu, fütuhatlar yaptı mealinde ifadeler kullanıyor. Ben bu kasideyi Türkçe'ye çevirmiştim. Bakanlığa kadar gitmiş. Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan müfettiş geldi soruşturma için. Kürtçülük bir yana ben Kürt bile değilim kardeşim, cevabını verdim. Tesadüfen babam da o gün yanımdaydı; babamı gösterip, bakın babam da burada ve Kürtçe dahi bilmiyor, dedim.