Müslüm’ü ‘okumak’ yetebilir…
Müslüm’ü ‘okumak’ yetebilir…

İki araştırma dolaşıyor ortada. Herkes birbirine yolluyor… Ipsos’un Türkiye’yi Anlama Kılavuzu ve Optimar’ın yaptığı Türkiye’nin Nabzı Araştırması…

Yerel seçimler yaklaşıyor ya… Milletin ortak ruhî şekillenmesini bileceksiniz ki ona göre siyasî iletişim dilini oluşturacaksınız…

Oysa belki de bu araştırmalara hiç de gerek kalmayabilir…

Video: Müslüm’ü ‘okumak’ yetebilir…

Mesela, Müslüm filminin neden bu kadar büyük beğeni ile karşılandığını analiz etmek, filmi bir toplumsal olgu olarak okumak, yeterli olabilir mi acaba…

Bir haftada 2 milyon 165 bin seyirci… 29 milyon TL hasılat… Bu işten anlayanlar rekora koştuğunu söylüyorlar…

Öncelikle şu soru sorularak başlanabilir işe: Müslüm’ün Anglosakson ya da Frankofon kültürünün hâkim olduğu ülkelerde herhangi bir şansı olur muydu dersiniz?.. Hiç sanmam…

Yani, bize özgüdür… Benzersizdir… Bizim ortak ruhî şekillenmemizin ürünüdür. Şahsen beğenip beğenmeme noktasından bakarsanız yanılırsınız. Bizim kültür ve değerlerimizden uzak olmaması onu benzersiz kılmaktadır…

“Ya güldüreceksin ya ağlatacaksın” ilkesi geçerliliğini korumaktadır…

Yani, acı… Bizim kültürümüzde ne kadar önemlidir… Ülkemiz insanının rasyonel değil irrasyonel nedenlerle karar verme refleksini de bunun üzerine eklemeyi unutmayın…

Burada Sezen Aksu’nun ‘Gidemem’ adlı şarkısının içindeki o ünlü bölümü hatırlamamak mümkün mü?.. “Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem / Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir / Acının insana kattığı değeri bilirim, küsemem / Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir…”

Acılar ve büyük başarılarla dolu bir hayat… Nefretler ve sevgilerle süslü bir ömür… Bu duyguları içeren hikâyelerden çoktur çevremizde… Ancak hepsi sanata, insan sevgisine dökülemez… Onun için Hakan Kırkavaç (Ketche), Can Ulkay gibi usta yönetmenler, Mustafa Uslu, Nuri Yıldırım gibi işini bilen yapımcılar, Timuçin Esen, Zerrin Tekindor gibi sanatının doruğunda oyuncular gerekir…

Bunlara bir de o itina ile hazırlanmış müzikleri, harikalar yaratan Doğuş Özel, Martin Szecsanov kamera ustalarını ekleyin ve bir Türk filminin keyfini çıkarın…

Neymiş, şarkılar Müslüm Baba’nın kendi sesinden verilmeliymiş… Tartışmaya bakın… Tam uyuz kaşıma… Yahu film rekorlar kırıyor, herkes Timuçin Esen’in sesine ve performansına bayılmış… Aslolan sonuçtur arkadaşlar… Gerisi lafügüzaftır…

Bestesi Mustafa Sayan’a, sözleri Ali Avaz’a ait o şarkı aslında hem Müslüm’ü (kişi ve film olarak) hem de Müslüm Gürses’i ne mükemmel anlatıyor:

“Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş / Tanrı istemezse insan ölmezmiş / Sen tanrı mısın beni öldürdün / Eşime dostuma beni güldürdün / Vicdanının sesini dinle bak ne diyor / Senin için bir can bir can gidiyor / Allah öldürür dünyadan alır / Sen beni öldürdün hayatta bıraktın / Cehennem ateşi ahrette olur / Sen beni dünyada ateşe attın…”

Bu şarkı ancak Müslüm Baba’nın hayatıyla bütünleştiği için anlam kazanıyordu…

Gelelim onu canlandıran ustaya… Timuçin Esen, 14 Ağustos 1973 tarihinde Adana’da Devlet Su İşleri’nde çalışan avukat anne ve avukat babanın ilk çocuğu olarak doğmuş. TED Ankara Koleji’ni bitirmiş. Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nde iki yıl okuduktan sonra İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nden mezun olmuş. Konservatuarda okurken, bazı lokallerde çalıp söylemeye başlamış. İtalya ve ABD’de de tiyatro eğitimi almış. Los Angeles’taki California Insitute of the Arts Üniversitesi’nde 7 yıl sinema - yönetmenlik üzerine master yapmış.

Esen’in özgeçmişinden neden söz ettik?.. Şundan: Kolay gelmiyor başarı… Bedel istiyor… Emek istiyor… Risk almayı gerektiriyor… Timuçin Esen, Yönetmen ve Yapımcı da Müslüm Gürses gibi risk almışlar ve başarmışlar…

Siyasî iletişime kafa yormak isteyenlerin kulaklarına küpe olması dileğiyle…

* PKK elebaşlarının kellesine ödül, bir Öcalan’ı teslim etme taktiği: * Irak ve Suriye ortak haritası: Peki haritanın Türkiye ayağı? * Artık bu oyunu yutan Türkiye yok
* PKK elebaşlarının kellesine ödül, bir Öcalan’ı teslim etme taktiği: * Irak ve Suriye ortak haritası: Peki haritanın Türkiye ayağı? * Artık bu oyunu yutan Türkiye yok

Fırat’ın Doğusu meselesi bizim için terör meselesi ya da PKK/PYD meselesi değildir. Örgütün nasıl isim değiştirdiği, ABD ile PKK’nın için ne tür taktikler denediği, Münbiç’teki “devriyle tiyatrosu” ile Türkiye’yi oyalamaya çalışanların ne tür gündelik manevralar denediği değil.

Video: * PKK elebaşlarının kellesine ödül, bir Öcalan’ı teslim etme taktiği: * Irak ve Suriye ortak haritası: Peki haritanın Türkiye ayağı? * Artık bu oyunu yutan Türkiye yok


Biz bölgeye çok daha esaslı bir mesele üzerinden bakıyoruz. Bir coğrafya meselesi, bir harita meselesi, bir tarih meselesi, bir geçmiş ve gelecek meselesi olarak bakıyoruz.

Milli Devlet Aklı’na karşı “yeniden yabancılaştırma”

Bu anlamda PKK da, PYD de, ABD ve İsrail’in bu örgütler üzerinden kurduğu oyun da bizim için böyledir. Suriye’nin kuzeyinde oynanan oyunun arkasındaki akıl da, Türkiye de bunların çok ötesinde bir hesaplaşma içindedir. Söz konusu hesaplaşma Birinci Dünya Savaşı’ndan beri devam etmektedir.

Münbiç’te oynanan tiyatro ile Çekiç Güç uygulaması, Güneydoğu’muzda denenen örtülü işgal girişimi ve 15 Temmuz sonrası hendek temizliği ile Suriye’nin kuzeyindeki “terör koridoru”, PKK üzerinden kırk yıldır Türkiye’ye saldırılmasıyla Fırat Kalkanı ve Afrin operasyonu, 15 Temmuz iç savaş denemesiyle Irak’ın işgali ve Suriye savaşı, “içeride”ki örtülü “muhalefet” ve “müdahale” teşkilâtlanmasıyla İran sınırından Akdeniz’e uzanan “harita” çalışması, Birinci Dünya Savaşı sonrası ilk kez güçlü bir iktidar alanı oluşturan “milli devlet aklı”na saldırılarla bugünlerde yeniden hissettirmeye başlayan yeniden “yabancılaşma” girişimleri arasında güçlü bir bağ vardır.

Türkiye içi yakın tehdit: Milli mücadele ve coğrafya meselesi

Suriye’deki ABD/İsrail işgali, Irak ve Suriye’nin kuzeyini birleştirme hayalleri üzerine biçimlenmiştir. Sadece Suriye’yi parçalamak değil, Türkiye’nin güneyinde yüzlerce kilometre boyunca bir “Türkiye Cephesi” açma planıdır bu.

Böyle olunca da ABD’nin oradaki varlığı Türkiye için en yakın tehdittir. PYD’nin silahlandırılıp korunması Türkiye için en yakın tehdittir. Mesele Suriye meselesi olmaktan çoktan çıkmıştır. İçerideki terörle mücadele neyse, nasıl bir çokuluslu saldırı ve işgal girişimine karşı mücadeleyse Suriye’nin kuzeyinde verilen ve verilecek olan mücadelenin niteliği de aynıdır. Bu anlamda PKK da PYD de bir işgal gücüdür. Bütün coğrafyaya yönelik tehdittir ve yok edilmesi bir milli mücadeledir, coğrafya meselesidir.

“Terör koridorunun” omurgası kırılmalıdır

Ülkemiz içinde hiç kimsenin; bir kişi ya da çevrenin bir zihin bulanıklığı oluşturmasına izin verilmemelidir. Fırat Kalkanı gibi, Afrin operasyonu gibi, Tel Abyad ve Ayn el Arab’a, Irak topraklarındaki Sincar’a müdahale bir varoluş meselemizdir. “Terör Koridoru’nun Doğu kapısı da Batı kapası da kapatılmalı, birçok yerden omurgası kırılmalıdır.

Çünkü söz konusu “harita” meselesi bizim için, bin yıllık siyasi süreklilik için, kurucu devlet aklı ve coğrafya inşası için bir Anadolu savunması kadar önemlidir. ABD’nin PYD’ye aktardığı binlerce TIR dolusu silah ve mühimmatın, ABD askerleri ile terör mensuplarının birlikte Türkiye’ye fotoğraf vermesinin ne amaçlı olduğunu biz de biliyoruz, onlar da.

PKK elebaşlarının kellesine ödül, bir Öcalan’ı teslim etme taktiği..

Bugün PYD ile açıktan ortaklık kuranlar onlarca yıldır PKK ile örtülü bir ortaklıkla ülkemize saldırmışlardır. Burada geçmişin ve geleceğin hesaplaşması yapılmaktadır. Öyleyse ABD askeri birimlerinin manevraları zihinlerimizi karıştırmamalıdır.

PKK elebaşlarının başlarına ödül konulması da öyle. Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye verilmesinin anlamını kavrayamayan Türkiye yok artık. Kendine, coğrafyaya, dünyaya yüzlerce yıllık bir perspektifle, akılla bakan bir Türkiye var. Ve bu ülke, bugün dünyanın en dinamik siyasi hareketliliğinin merkezi durumundadır.

Öyle Karayılan’ın kafasına ödül koyup PYD’lilere garnizon kuranların kafasını karıştıracağı bir Türkiye çok gerilerde kaldı. Bu küçük oyunlarla tavlanacak Türkiye çok gerilerde kaldı. Göreceksiniz, bu çıkışın arkasından da bir “örtülü hesap” çıkacak.

Durduğumuz yer şudur: Hiçbir bölge dışı güç ve hiçbir örgüt bu kuşakta burada barınamaz

Bizim durduğumuz yer şudur: İran sınırından Akdeniz’e kadar, Türkiye’nin güneyinde, Suriye ve Irak topraklarında, hiçbir bölge dışı güç ya da hiçbir örgüt hâkim olamaz. Hiçbir çokuluslu irade, bölgedeki bazı ülkeler ve terör grupları üzerinden bize rağmen bir harita çalışması yapamaz. Bu amaca yönelik dışarıdan ve “içeriden” hiçbir öneri meşru görülemez, makul siyasi bir manevra olarak gösterilemez.

ABD’nin derhal Suriye topraklarından çıkması bütün bölge için zorunluluktur. PKK ve PYD’nin bu kuşaktan tamamen temizlenmesi bütün bölge için zorunluluktur. Bir örgüt ya da topluluğun, siyasi ya da silahlı grubun, “dışarıdan müdahale”ye zemin hazırlaması işgaldir, istilâdır, bütün coğrafyaya tehdittir. Öyleyse bu kuşaktaki ABD/PKK dış müdahalesine, işgaline karşı mücadele sadece Türkiye için değil, bütün bölge ülkeleri için ortak amaçtır.

Irak ve Suriye ortak haritası: Peki haritanın Türkiye ayağı?

Türkiye, Münbiç’teki oyalamalarla vakit geçirmeden, “koridor”un diğer bölgelerine acilen müdahale etmelidir. Geçen her gün ya da ay, müdahalenin bedelini daha da artıracaktır. Halep-Musul hattının kuzeyindeki her oluşum bizim için yakın tehlikedir, tahammül edilemez. Çünkü ülkemizin yarınlarını rehin alacaktır.

ABD, PYD’yi korumayı bırakmadığı sürece hiçbir manevrasının bu ülkede karşılığı olmayacaktır. PKK’yı tasfiye edip, Irak’ın kuzeyini Barzani’ye bırakıp PYD adı altında örgütü Suriye’ye taşıyıp, orada bir PYD oluşumunu yerleştirip, daha sonra PYD-Barzani üzerinden Suriye/Irak haritası oluşturmak isteyenlerin bir sonraki hedefi “Harita”nın Türkiye ayağına başlamak olacaktır. Geçin bunları…

Tarihi siyasi akıl, kurucu akıl geri döndü. Hem içeride hem bölgede.

Çekiç Güç projesinden bu yana oyuna getiriliyoruz. Ama bu sefer bu olmayacak. Türkiye kendi ajandasını ortaya koymuştur ve bu yolda devam edecektir. Hiçbir örgüt ya da ülke, Türkiye’nin bölgeye müdahalesine açıkça direnmeyecek, direnemeyecektir.

Zor oyunu bozar dönemindeyiz. O projeyi sıfırlayacak olan bizleriz. Çünkü siyasi tarihimiz de, siyasi aklımız da geri dönmüştür. Bundan sonra böyle devam edecektir. Bu, hem içeride hem bölgede bir kurucu akıldır.

Fiyatları yükseltip yüzde 10 indirdiler
Ekonomi
Fiyatları yükseltip yüzde 10 indirdiler
Binlerce firma ve kuruluşun katıldığı yüzde 10’luk indirim seferberliğini kimi firmaların suistimal ettiği ortaya çıktı. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ‘İyi uygulamayanlar var’ diyerek üstü kapalı uyarıda bulunduğu firmalara yönelik fiyatları yükseltilip onun üzerinden yüzde 10 indirim yaptıklarını kaydeden TÜKODER Başkanı Koçal, doların 5 liraya düşmesiyle fiyatlarda ağustos ayı fiyatlarına dönülmesi yönünde de çağrıda bulundu.
Yeni Şafak
Herkes cennette doğar bazıları cehennemde büyür…
Herkes cennette doğar bazıları cehennemde büyür…

Müslüm Gürses’in acılarla dolu hayat hikâyesini anlatan filmi bir cümle ile özetlemeye kalksak, şu başlık yeterli olur sanırım: Herkes cennette doğar, bazıları cehennemde büyür.

Video: Herkes cennette doğar bazıları cehennemde büyür…


Böyledir hayat…

Müslüm Baba’nın büyüdüğü cehennemde, Rimbaud, bir mevsim geçirir, Descartes, bir kardeşi olur, garibanın yakacağı dünya vadedilmiş cennete dönüşür, umut uzak bir deniz feneri gibi yanar söner, söner yanar.

Doğrusunu söylemek gerekirse, sinema eleştirisi yapacak kadar bu sanat dalıyla ilgili ve bilgili değilim.

Önümüzden akıp giden hayatın girdabına kapılmış, olanı biteni anlamaya çalışan, ancak sıradan bir insan olarak gördüklerimi anlatabilirim.

Ben, bu filme her şeyin uzaktan uzağa yaşandığı 90’lı yıllarda, titreyen parmaklarla uzattığım kırmızı bir gülü, o gülün yüzümü kızartan kızıllığını ve peşine takıldığım Müslüm Gürses şarkılarını yeniden yaşamak için gittim.

Yoksa Müslüm Baba’nın, cehennemde büyüdüğünü biliyordum zaten.

Yazıya başlarken sinema üzerine konuşamayacağımı söyledim, aslında elimi kolumu bağlamış oldum.

O halde ne anlatabilirim ki size, nihayetinde izlediğim şey bir sinema filmi. Senaryosuyla, oyuncularıyla, mekânlarıyla, kostümleriyle, çekimleriyle çağımızın en gösterişli sanat faaliyeti…

Filmin bana hissettirdiklerinden bahsedebilirim, böylesi daha samimi olur belki.

Bir kere oyuncuları çok iyi buldum, ısmarlama rol yapan birini görmedim, filmin her sahnesinde, bir önceki sahnenin çekiminde sergiledikleri performansı unutmadan, karakterin devamlılığını sağlamışlar. Bu tür biyografi filmlerinde oyuncuyu en çok zorlayan şey budur. Bir adamın yirmi beş yılını canlandırmak, yirmi beş ayrı davranış sergilemek demektir ki, bu da hiç kolay bir iş değildir.

İkinci konu, kostümler ve mekânlar…

Sırıtan bir şey yoktu, belki bir iki yerde, mesela köy sahnelerinde, Müslüm Baba sahne kıyafetlerine benzer şeyler giymeyebilirdi. Sanki sahneden inmiş, üstünü değiştirmeden köye gelmiş görüntüsü verdi.

Üçüncü konu mekânlar, mekânları çok beğendim.

Anadolu gazinoları, çay bahçeleri, pavyonları aynen filmdeki gibiydi. Bir taraftan Müslüm Baba’yı izledim, diğer taraftan Orhan Pamuk romanlarındaki mekân tasvirlerini gözümde canlandırdım. Eskinin hakkını vermişler, adam gibi eskiyi, eski gibi yapmışlar.

Müslüm Gürses’in hayatıyla ilgili benim bilmediğim, filmi izlerken öğrendiğim şey, kardeşinin vurulmasıydı.

Sevdiği kız uğruna askerlikten firar etmiş birisini, hem de evinde kıstırıp vurabiliyorlar mıydı, doğrusu buna çok şaşırdım. İşin o tarafını da öğrenmiş olduk.

Trafik kazası, morgdan hayata dönüş, kulağının duymaması, kendi kendini tedavi etme süreci gayet iyi işlenmiş, hiçbir sözüm yok.

Gelelim filmde seslendirilen türkülere, şarkılara…

Timuçin Esen’i ayakta alkışlamak lazım. Ne tam olarak Müslüm Gürses gibi söylemeye çalışmış, ne de Müslüm Gürses’ten uzaklaşmış, kıvamında bir ton yakalamış. Müslüm Baba filmi, Timuçin Esen’den farklı renkte bir yorumcu da çıkarmış.

Fakat…

Müslüm Gürses, türkü söyleyen halk müziği sanatçısı olarak yola çıksa da, arabeskin babasıydı, arabeskin kralıydı.

İki saatlik filmin her anı dram, her yanı acı, her sahnesi arabesk, ama bu kadar felâketin içinde arabesk müzik yok denecek kadar az.

Adana Halkevleri, Yunus Emre Divanı, Kaygusuz Abdal sözleri, ermişlik/dervişlik vurgusu o kadar baskın ki, Müslüm Baba’nın 30 yıldır bize söylediği isyan şarkıları, sanki hayatında hiç yokmuş gibi.

Oysa bizim tanıdığımız Müslüm Gürses, acının rengi, sevdanın kara yazısı, çilenin mihmandarı, çaresizliğin gözyaşı olan bir adamdı.

Müslüm Gürses’ten geriye kalan acı, dervişin dervişlikle şöhrete ulaştığı bir acı değildi ki…

Her seferinde yenilirken aslında ayağa kalkan, her seferinde kaybederken aslında kazanan bir kimsesizin, fani dünya imkânlarına kavuşma serüveniydi biraz da.

“Sizi TRT’ye çıkarmıyorlar, ne diyorsunuz”, sorusuna “eyvallah” çeken Müslüm Baba filminde, “İsyanım Var” şarkısı yok meselâ…

Müslüm Gürses, “Kul Nesimi’nin Haydar Haydar’ını”, “Âşık Veysel’in Uzun İnce Bir Yol’unu” söylediği için değil, İsyanım Var, Bu Şehirde Yaşanmaz, Yıllar Utansın dediği için TRT’ye çıkarılmadı. İşin bu tarafı daha çok vurgulanmalıydı, diye düşünüyorum.

Müslüm Baba’nın ve Muhterem Hanım’ın şu garip dünyada kimsesiz iki insan olarak yazdıkları ibretlik destanı sadece bir filmde değil, hayatın içinde alkışladık.

“Hayat çok zordu ama güzeldi, hakkınızı helâl edin” deyişi de bundandı.

Ne hakkımız olacak ki, diye düşündüm.

Sen söyledin biz dinledik, sen yaşadın biz üzüldük, şunun şurasında üç-beş kasetine para verdik aldık, iki konserine geldik yağmurda ıslandık, ne hakkımız olacak ki…

Varsa da helâli hoş olsun Müslüm Baba, dedim içimden.

'Müslüm'ün şarkılarına ödenen parayla yeni film yapılır
Hayat
'Müslüm'ün şarkılarına ödenen parayla yeni film yapılır
Yönetmenliğini Can Ulkay ile "Ketche" ismiyle tanınan Hakan Kırvavaç'ın üstlendiği "Müslüm" filmi, vizyona girdiği ilk üç günde 600 bin 141 kişi tarafından izlendi. Filmde Timuçin Esen'in söylediği Müslüm Gürses şarkıları için 1 milyon 800 bin lira telif ücreti ödendi.
Diğer
1-8 Kasım haftanın filmleri
Hayat
1-8 Kasım haftanın filmleri
Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta 3'ü yerli 8 film vizyona girecek. Gerilim, aksiyon dolu sahnelerle ve komedi türündeki filmler sinemaseverle buluşacak.
AA
'Müslüm'e giden 'ciğerini bırakıp' çıkıyor
Hayat
'Müslüm'e giden 'ciğerini bırakıp' çıkıyor
Yönetmenliğini Can Ulkay ile "Ketche" ismiyle tanınan Hakan Kırvavaç'ın üstlendiği "Müslüm" filmi, vizyona girdiği ilk üç günde 600 bin 141 kişi tarafından izlendi. Bugüne kadar toplam hasılatı 8 milyon 683 bin olan filme sosyal medyada övgü dolu sözler sarf edildi. "Ciğerimizi salonda bıraktık", "Film ateş ediyor", "Çok güzeldi, çok buruktu" gibi yorumlar yapan sosyal medya kullanıcıları filmi izlerken yaşadıkları duygusal anları esprili bir dille paylaştı.
Yeni Şafak
Türk sinemasına
58 milyonluk destek
Gündem
Türk sinemasına 58 milyonluk destek
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk sinemasına 14 yılda 430 milyon lira destek verdi. 2018’de Eylül ayı itibarıyla sinema sektörüne aktarılan kaynakların toplam miktarı ise 58,1 milyon lira oldu.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.