Putin, Veliaht Prens Muhammed bin Selman görüştü
Dünya
Putin, Veliaht Prens Muhammed bin Selman görüştü
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile küresel petrol piyasalarındaki gelişmeleri görüştü.
AA
Borsaya ilk çeyrekte yatırımcı akını
Ekonomi
Borsaya ilk çeyrekte yatırımcı akını
Borsa İstanbul'da ilk çeyrekte tüm endekslerde yatırımcı sayısında önemli artış yaşanırken, BIST TÜM endeksine 396 yabancı, 178 bin 272 yerli olmak üzere toplam 178 bin 668 yeni yatırımcı dahil oldu. Yabancı yatırımcıların BIST TÜM endeksindeki portföy değeri geçen yılın mart ayında bulunduğu 206 milyar lira seviyesinden, bu yılın aynı döneminde 219 milyar liraya yükseldi. İlk çeyrekte Borsa İstanbul'da en yüksek portföy değerine sahip yabancı yatırımcıların ülkeleri 8,7 milyar dolarla ABD ve 8,6 milyar dolarla Katar şeklinde sıralandı.
AA
Suudi Arabistan koronavirüs sonrası 3 aşamalı normalleşme planını açıkladı
Koronavirüs
Suudi Arabistan koronavirüs sonrası 3 aşamalı normalleşme planını açıkladı
Suudi Arabistan yönetimi, yeni tip koronavirüs nedeniyle alınan tedbirler sonrasında 3 aşamadan oluşan normalleşme planını açıkladı. Riyad yönetimi, alınan yeni kararlarla aşamalı olarak Kovid-19 kısıtlamalarını gevşetmeyi ve normal hayata dönmeyi hedefliyor
AA
Arap ülkelerinde koronavirüs kaynaklı can kaybı ve vaka sayıları arttı
Koronavirüs
Arap ülkelerinde koronavirüs kaynaklı can kaybı ve vaka sayıları arttı
Can kaybı, Suudi Arabistan'da 390'a, Kuveyt'te 156'ya ve Katar'da 23'e yükseldi. Vaka sayısı, Bahreyn'de 9 bin 93, Fas'ta 7 bin 429, Lübnan'da 1114 oldu
AA
Arap dünyasının film ve dizilerle tersyüz edilmesi…
Arap dünyasının film ve dizilerle tersyüz edilmesi…

VECİDE ve UM HARUN

Vecide 2012 yılında Suudi Arabistanlı bir film yönetmeni olan Hayfa al Mansur’un ilk uzun metraj filmi. İKSV Film Festivali’nde oynayan filmi yeni izledim. Anlaşılan o ki Vecide filmi Mansur’a yönetmenlik kariyerinde dünyanın kapılarını açmış. Onu Amerika’nın ve dünya film piyasalarının desteklediği bir yönetmen haline getirmiş. Öyle ki 2019 Davos konuşmacıları arasına davet edilmiş. Filmin tamamı Suudi Arabistan’da çekilmiş, Kral tarafından desteklenmiş, pek çok uluslararası ödülle taçlandırılmış. Suudi Arabistan’da kadın konusunda yapılan ilk film olması da dikkat çekici. Film boyunca Suud’da kadınlara yasak olan yaklaşık 27 maddede toplanan her konuya değinilmiş. Hikâye akışı kız çocuklarının bisiklet kullanma özgürlüğü merkezinde ilerliyor. Filmde bir unorthodox potansiyeli ve sertliği yok ama çok şey anlatılmış. Üzerine kuma gelen bir anne-kız hikâyesi kapalı kapılar ardında evlerin içine giriyor. Senaryo da yönetmene ait. Bahreyn’de yaşayan Hayfa al Mansur’un kariyeri ve yaptığı diğer filmler de dikkat çekici. Batı medyasının sevdiği takdir ettiği bir Müslüman yönetmen!

Vecide küçük küçük isyanları olan yetişkinlik basamağında bir kız çocuğu. Okula giderken aynı mahalleden Abdullah ile arkadaşlık ediyor. Aralarında küçük çekişmeler yaşıyorlar ama Vecide hiç de altta kalmıyor. Mesela sandviçini ona kaptırmıyor. Bu küçük çekişmelerde Vecide erkek çocuğun üstünlük sebebini de bisiklete sahip olması olarak görüyor. O da film boyunca bisiklet sahibi olmak için çalışıyor. “Kızlar bisiklete binmez’’ uyarısına rağmen bu isteğinden vazgeçmiyor ve her şeyi göze alıyor. Hatta bisikleti kendi parasıyla satın alabilmek için büyük kızların oğlanlarla mektuplarını götürüp getiriyor, her seferinde yakalanıyor tabii! Vecide bunlardan sonuç alamayınca para kazanmak üzere istemeye istemeye okuldaki Kur’an okuma yarışmasına katılıyor ve kazanıyor. Ödül konuşmasında öğretmen para ile ne yapacağını sorunca, “Bisiklet alacağım’’ cevabıyla, kız okulunun salonunda soğuk rüzgârlar estiriyor. Okul müdürü buna izin vermeyip Vecide’nin bisiklet almak için canhıraş çalıştığı ödülü “Filistinli kardeşlerine bağışladığını’’ duyuruyor.

Buradan, Arap dünyası ve İsrail ilişkileri üzerine değişen dengeleri yansıtan ve Ramazan’da kamuoyu gündemini işgal eden bir diziye geçmek istiyorum: Um Harun yani Harun’un annesi. Bu diziyle Arap dünyasının Filistin konusundaki tüm tezleri tersyüz ediliyor. Dizi bu, aldırmayın demeyin, sinema her zaman politiktir.

Suudi Arabistan’ın MBC1 televizyonunda yayınlanan “Um Harun” dizisi Ramazan başında yayına başladı. Dizi Suudi Arabistan’ın İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde sokağın iknasında önemli adımlardan birisi. Ve özellikle de hikâye Kuveyt’te geçtiği için Kuveyt başta olmak üzere her yeri etkiledi. 1940’larda Kuveyt’teki Yahudilerle Müslümanlar arasındaki ilişkileri ve oradaki 200 Yahudi ailenin sürülüş hikâyesini konu alıyor. Yahudi bir karakterin açılış konuşmasında “Ayak izlerimiz kaybolmadan ve hayatlarımız hatıralarda yer almadan önce zamana yenik düşeceğiz. Biz, Körfez topraklarında doğan Körfez Yahudileriyiz” diyor. Suudlu ve Kuveytli oyuncuların oynadığı dizide Yahudiler bir Arap ülkesinde “adaletsizliklerden mustarip’’ olarak sunuluyor. Ayrıca Kuveyt Yahudileri ve onların Müslüman komşularıyla olan ilişkilerine odaklanmak da Arap televizyonları için bambaşka bir bakış ortaya koyuyor. Film İsrail’de de tartışılıyor. İsrail ordu sözcüsü “Um Harun’un yayını sırasındaki Yahudi karşıtı tepkilerden sonra ortaya çıkardığımız sonuç, bugün yardım için çağrıda bulunan mağdur bir halk olmadığımızdır” ifadelerini kullanırken, bir İsrailli gazeteci, “Kuveyt vatandaşlığı istiyoruz” diyor. Halk arasında orada evi-dükkânı olanların orijinal tapuları gündeme geliyor. Kuveytliler dizide pek çok hata olduğunu, tarihi çarpıttığını söyleyerek tartışmaları parlamentoya taşıyor.

Yahudilerin bu topraklarda ezelden beri var olduğu tezine destek veren dizideki diyaloglar, şimdiye kadar İsrail devletinin varlığını reddiye üzerine kurulu tüm söylemi tersyüz ediyor. “İsrail ile artık dostuz”’ mesajı dizi oyuncularının diyaloglarında yer alıyor. Suudi oyuncu Raşid eş-Şamrani tarafından canlandırılan karakter, “Beğen ya da beğenme İsrail var” derken, kızının İsrailli çocuklarla internet oyunları üzerinden arkadaşlığını teşvik ediyor. Değişen tüm söylem olası itirazlara verilmesi gereken cevaplar dizide yer alıyor. Senaryoda Suudi Arabistan’ın en çok yardım ettiği insanların Filistinliler olduğu belirtilirken, en çok düşmanlık yapanların yine onlar olduğunun altı kalın çiziliyor.

İsrail ile ilişkileri normalleştirmeyi amaçlayan bu dizideki tezler bugün uygulamaya geçmiş durumda. İki gün önce sosyal medyada çokça yazıldı. Dizinin finansörlerinden BAE’den Filistin’e giden yardımların Filistinli hükümet yetkililerine hiç haber verilmeden Ben Gordion Havalimanı’na indirilmesine, kendilerinin muhatap alınmamasına, Filistin yönetimi büyük tepki gösterdi. Bu olay Filistinliler ile ilgili tek muhatabın İsrail olacağının bir göstergesi olarak yorumlandı.

Diziye ilişkin Türkçe yayınlanan Şarkul Avsat gazetesi başyazarı Abdurrahman Raşid’in yazısı da önemli. “İsrail ve Yahudilerle birlikte yaşamın günümüzün gerçekliğini yansıttığı iddiası” ve Raşid’in Türk dizilerine değinmesini, Suud yönetiminin iddiası ve amacı olarak görmek gerekir. Dizi deyip geçmeyin…

Cemal Kaşıkçı'nın ailesi katilleri affetti: Oğlu affetme nedeni olarak ayeti gösterdi
Dünya
Cemal Kaşıkçı'nın ailesi katilleri affetti: Oğlu affetme nedeni olarak ayeti gösterdi
İstanbul'da bulunan Suudi Arabistan Başkonsolosluğunda öldürülen Cemal Kaşıkçı'nın ailesi katilleri affettiklerini açıkladı. Cemal Kaşıkçı'nın oğlu Salah Kaşıkçı sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada "Bir kötülüğün karşılığı ona denk bir davranıştır ama kim bağışlar, düzeltme yolunu tutarsa onun mükâfatını Allah verir. Hiç şüphe yok ki O haksızlık edenleri sevmez." ayetini paylaştı.
AA
Suudi Arabistan'ın askeri harcamaları son 5 yılda 270 milyar doları geçti
Dünya
Suudi Arabistan'ın askeri harcamaları son 5 yılda 270 milyar doları geçti
Suudi Arabistan'ın ortak bir güç oluşturarak Yemen'deki savaşa dahil olmasıyla birlikte son 5 yıldaki askeri harcamalarının, eğitim ve sağlık sektöründeki harcamalarının üstüne çıkarak 270 milyar doları geçtiği belirtiliyor.
AA
Suudilere reddiye-5 Kral Abdülaziz ve Hicaz’ın idaresi meselesi
Suudilere reddiye-5 Kral Abdülaziz ve Hicaz’ın idaresi meselesi

Suudi Arabistan, geleceğini belirleyecek, tercihi zor bir yol ayrımındadır. Suud toplumunun da kabullenmekte zorlandığı değişimlerin başlatılması, dışarıda yazılmış 2030 vizyonunun açtığı kara delikler, Yemen Savaşı ve özellikle petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar ülkeyi çıkmazlara sürüklemiştir. Güç ve para ile elde edilen sadakat devri bitmiştir.

Suudi Arabistan’ın kaderini değiştirecek geleceğine yön verecek iki yol vardır. Birincisi, tarihi ve dini müşterekleri olan topluluklar ve ülkeler ile yakınlaşmasıdır. İkincisi bütün Müslümanların gözbebeği olan haccı Müslümanların müşterek idaresine bırakmasıdır. Birincisi önerimiz, mezhebi sebepler ile Müslümanlar arasına sokulan tefrikaları ortadan kaldıracak; hatta Suudi Arabistan’a iç barışı getirecektir. Parayla elde edilen sadakatin yerine vatan sevgisini koyacaktır. İkinci önerimiz de, İslam dünyasında yeni bir dönemi başlatacak ve bugüne kadar Suudi Arabistan’ın Müslümanların nazarında elde edemediği gerçek meşruiyeti sağlayacaktır. Üstelik bu öneriler Suudi egemenliğini zayıflatmayacak, bilakis güçlendirecektir.

Biliyorum, hac idaresi ile ilgili bu yaklaşımım; Moğol, Safevi iddiası; İran’ın zaman zaman fesat fitilini yakmak için ortaya attığı fikrin uzantısı olarak görülecektir. Oysa bu doğru değildir. Beklentilerimin tamamının kendi tarihlerinde de karşılığı vardır.

Suudi Arabistan’ın oluşum yıllarına dönelim. Orada hem Türk-Suud ve hem de Suud ve diğer Müslüman topluluklar ile kurulmak istenen ilişkilerin ipuçları bulunmaktadır. Dahası Mekke’nin dünya Müslümanları tarafından müşterek idaresi fikri de kurucu liderleri olan Abdülaziz bin Suud’a aittir.

1920’lerde Türkiye basınında en popüler isim SA’nın kurucusu Abdulaziz b. Suud’tur. Şerif Hüseyin’e karşı Hicaz’daki başlattığı askeri harekatların haberleri Türkiye’de her gün ilgi ile okunuyordu. Bu haberler, Cumhuriyet gibi gazetelerin ilk sahifelerinde yayımlandığı gibi, Sebilürreşad gibi İslamî çizgide yayın yapan dergilerde dizi yazılarına dönüşüyordu. Dahası Mustafa Kemal ve Abdülaziz bin Suud arasında da önemli yakınlaşmalar yaşanıyordu. Abdülaziz bin Suud, Cumhuriyet Arşivlerinde yer alan mektuplarında; Mustafa Kemal’ı Batalu’l-İslam yani İslam kahramanı diye nitelendiriyordu. Bu yaklaşım onun siyasi temsilcisinin 1924’te Ankara’ya ulaşmasına imkan vermişti. Suudi hanedanı tarihinin en eski yazılı belgesi Osmanlı arşivlerinde olduğu gibi; Modern Suudi Arabistan’a ait ilk derli toplu kitapçık da Türkiye’de yazılmıştır.

Hicaz’a doğru askeri harekatlarının sürdüğü sırada, bir propaganda malzemesi olarak yazılan bu kitapçık, Ankara’da basılmıştır. Ankara’ya gelen Necid siyasi temsilcisi Futeyh’in kaleme aldığı ve 1924 yılında Türkiye’de yayımladığı kitabı esasında ilk resmi Suudi tarihidir. Kitapta; Abdülaziz bin Suud’un 1912 yılından beri oluşturup, bütün askeri harekatlarda ona başarı sağlayan İhvan gurubu ve sadakati konu edilmektedir. Her ne kadar 1930lu yıllarda muhalefetinden dolayı bu gurup hunharca ortadan kaldırıldıysa da tarih onları SA’nın ilk kurucuları olarak anacaktır. İki taraf arasındaki bu tarihi yaklaşım; 1926’da Türkiye’nin Cidde Maslahatgüzarlığının açılmasının; 1929 yılında da, Necid ve Hicaz Sultanlığı ile (o zamanki ismi) Türkiye arasında bir dostluk anlaşmasının imzalanmasının yolunu açmıştır.

Bu yazıda, yukarıdaki önerimizi ilgilendiren en önemli husus; Abdülaziz’in Hicaz’i ele geçirdikten sonra bütün Müslüman alemini rahatlatan açıklamalarıdır. Abdülaziz bin Suud, Mekke ve etrafında yaşayanlara hitaben yayımladığı ve Ummulkura gazetesinin 12 Aralık 1924 tarihli nüshasında yer alan beş maddelik beyannamede; haccın ve Mekke’nin idaresinin nasıl olacağını anlatıyordu. Mekke’nin idaresine bütün Müslüman toplulukların temsilcilerinin yapacağı kongrede karar verileceğini taahhüt ediyordu. Abdülaziz bin Suud’un Ummulkura’nın birinci sayısının ilk sahifesinde yayımlanan beyannamesinde; varislerinin unuttukları şu ifadelere yer veriyordu:

Mekke’ye Şerif Hüseyin ve taraftarlarının sebep oldukları haksızlıklara son vermek ve İslamiyet’in ahkâmını uygulatmak için girdiğini söyleyen Abdülaziz bin Suud; Mekke_i Mükerreme’nin bütün Müslümanlara ait olduğunu söylüyordu. Beyannamenin ikinci maddesi, kutsal beldenin idaresinin Müslümanlar arasında yapılacak istişareler ile sürdürüleceğini, daha katı ifadeler ile ilan ediyordu.

“Bundan sonra bu kutsal beldede işler, bütün Müslümanların meşvereti ile yürütülecektir. Dünyanın her tarafındaki Müslümanlara, İslam kongresi için davetler gönderdik. İslam kongresinden çıkacak karar göre bu temiz beldenin idare şekline kara verilecektir.”

Bütün İslam ülkelerinde büyük bir iyimserlik meydana getiren bu açıklamalar; Haziran 1926’da Mekke’de toplanan İslam Kongresi’ne de yansımıştır. Türkiye dahil, otuzdan fazla bölge ve ülke temsilcilerinin katıldığı kongre de çeşitli oturumlar yapılmış ve görüşme tutanakları Ummulkura gazetesinde de yayımlanmıştır.

Tarihi, hatırlatmak görevimdir. Beni hasım belleyenlere son sözüm şudur: Dost acı söyler, ama sözleri senin menfaatinedir. Eğer dostun sözünü dinlemezsen, düşmanların mutlaka daha acısını ve ağırını söyleyecektir. Ama o zaman iş, işten geçmiş olacaktır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.