Avrupa'ya açılan sınır kapılarında alarm: Koronavirüse karşı önlemler artırıldı
Gündem
Avrupa'ya açılan sınır kapılarında alarm: Koronavirüse karşı önlemler artırıldı
Edirne'nin Yunanistan ve Bulgaristan'a açılan sınır kapılarında, coronavirüs önlemleri kapsamında görevlilere maske ve eldiven dağıtıldı. Sınır Kapılarında İl Sağlık Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele birimi de aktif hale getirildi, UMKE ekipleri görevlendirildi. Görevli personel, maske ve eldiven takarak işlemleri yürütüyor.
AA
Milli Savunma Bakanı Akar'dan 'İdlib' açıklaması: Gerekirse zor kullanabileceğimizi ifade ettik
Gündem
Milli Savunma Bakanı Akar'dan 'İdlib' açıklaması: Gerekirse zor kullanabileceğimizi ifade ettik
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, İdlib'deki gelişmelere ilişkin, "Herhangi bir şekilde gözlem noktalarımızın çekilmesi söz konusu değil. Onlara karşı bir şey yapıldığı takdirde misliyle mukabele edeceğimizi de söyledik, söylemeye devam ediyoruz. Bu ateşkesin sağlanabilmesi, akan kanın durabilmesi için süratle tarafların Soçi mutabakatındaki taahhütlerine uymasını bekliyoruz. Biz uyduk, diğer tarafların da uymasını bekliyoruz" dedi. Akar, "Biz orada ateşkesin sağlanması için ne gerekiyorsa bunu yapmaya çalışıyoruz, alanın kontrol edilmesine çalışıyoruz. Gerekirse oradaki muhaliflere veyahutta ateşkesi bozanlara karşı zor da kullanabileceğimizi ifade ettik, ifade etmeye devam ediyoruz" şeklinde konuştu.

AA
3 yıllık TL varlıkları %101 kazandırdı
Ekonomi
3 yıllık TL varlıkları %101 kazandırdı
Finansal yatırım araçlarının getirilerine ilişkin değerlendirme yapan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, "Ağustos 2018'den bugüne Türk Lirası varlıklara güvenenler, yatırım yapanlar kazandı. Uzun vadeli DİBS yatırımcısı yüzde 101,5 ile en yüksek kazancı elde etti" dedi.
Yeni Şafak
Hazine, avro cinsi Devlet İç Borçlanma Senedi ihracı gerçekleştirecek
Ekonomi
Hazine, avro cinsi Devlet İç Borçlanma Senedi ihracı gerçekleştirecek
Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından, finansman araçlarının çeşitlendirilmesi amacıyla 20 Aralık 2019 valör tarihli avro cinsi sabit kuponlu Devlet İç Borçlanma Senedi ihracı gerçekleştirilecek.
AA
Mircea Eliade ve kutsal
Mircea Eliade ve kutsal

“Din” derken herhangi bir müesses dini değil, genel olarak kutsalın tecrübesini kasteden Dinler Tarihçisi Mircea Eliade, dinlere karşı eşit bir mesafe durmasıyla maruftur ve ona göre kutsal da ‘bambaşka’ olanın tecrübesi olarak, insanı içerisinde bulunduğu mekan ve tarihi zamandan koparıp, sembolik ya da muhayyel surette başka yer ve zamanlara taşıyan bütün tecrübelerdir.

Eliade hakkındaki bu dar çerçevelemeyi de kendisine borçlu olduğum Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Ramazan Adıbelli’nin, Mircea Eliade ve Din adlı (İz Yayıncılık, İstanbul 2011) harika çalışmasının mutlaka okunması gerektiğini ısrarla hatırlatarak, gündelik hayatta, Batı’daki anlamıyla olsun kullanılmasını arzulatacak derecede din tanımlı birçok şeye yakıştırıldığına tanık olduğum kutsal terimine ana hatlarıyla değinmek istiyorum.

Eliade’nin kutsala mahsus ilk tanımı, “kutsal’ın kutsal-dışının karşıtı” olduğudur. Kutsalın bu ilk (ve hatta son) tanımında, Rudolf Otto’nun, “Kutsala Dair” adlı kitabındaki görüşlerine yasalanan Eliade, daha ilk tanımda belirginleşen karşıtlığı da yine ona yaslanarak şöyle ifade etmektedir:

“Kutsal karşısındaki, o mysterium tremendum (ürpertici gizem), ezici bir güç üstünlüğü yayan o majestas (haşmet) karşısındaki korku duygusunu keşfeder; varlığın eksiksiz tamlığı duygusunun içine serpilip geliştiği mysterium fascinans (büyüleyici gizem) karşısındaki dinsel kaygıyı keşfeder. Otto, tüm bu deneyimleri numineuse (ilahi) diye ifade eder (Latince’de ‘tanrı’ anlamına gelen numenden türetilmiş sözcük), çünkü ilahi gücün bir yönünün tezahürünün yol açtığı deneyimler söz konusudur. Numenle ilişkili yan, ganz andere yani kökten ve tamamen farklı bir şey olarak ayrıksılaşır: İnsani ve kozmik hiçbir şeye benzemez: İnsan onun karşısında kendi hiçliğini, ‘yaratılmış bir varlık’tan başka bir şey olmadığını, Tanrı’ya seslenen İbrahim’in sözlerini yineleyecek olursak, ‘toz ve kül’den, bir hiçten başka bir şey olmadığını duyumsar (Tekvin, XVIII:27)” (Kutsal ve Kutsal-Dışı, çev.: Ali Berktay, Alfa Yayınları, İstanbul 2017)

Eliade’nin bu değerlendirmesinde, Tevrat’a başvurmasından hareketle söylememiz gereken ilk şey, yukarıdaki ilgili cümleye dönerek, Otto’nun, Eliade gibi “din” derken herhangi bir müesses dini değil, genel olarak kutsalın tecrübesini kastetmediğidir. Açık surette bilinen odur ki, Otto, bilakis Hıristiyanlığa mahsus bir kutsallığı (yer yer İslam düşüncesiyle de hesaplaşma dürtüsüyle) tanımlamaya çalışmıştır. Eliade’nin, öncelikle kendisinin de bir Hıristiyan olması bakımından, söz konusu yaklaşıma tümüyle uzak durduğunu söyleyemesek de, en azından onun yaklaşımından hareketle, kutsal konusunda İslam’ın farkını düşünmeye yol açabiliriz:

Kutsal (Latincesi: Sacrum), Eski Ahit’te, İbranice, kadoş ve kodeş, Yeni Ahit’te Grekçe hagios olarak, sıradan veya kusurlu olandan ayrı olan anlamındadır. Hem İbranice’de hem de Grekçe’de ‘kutsal’ sözcüğü Tanrı ve ilahi olanla ilgilidir, Tanrı’ya aitlik anlamındadır. İnsanlar, eşyalar veya eylemler Tanrı’ya aitse kutsal sayılır. Tanrı ve Tanrı’ya hizmet için ayrılmak anlamını da taşır. (Kutsal Kitap Sözlüğü, İstanbul 2016)

Arapça “kds” kökünden gelen “el-kudus” paklığa denir ve pak olmak manasına mastardır. “el-Kuddus” ise Esma-i Hüsna’dandır. Bu pak’lık, Kur’an’da Ahzap suresinin 33. ayetinde yer alan, mealen “...sizi tertemiz, pampak etsin...” şeklindeki ibarede de algılanabilir (maddi) pisliği izale etme anlamına gelen temizlemeden daha üstün olması cihetinden kullanılmıştır (İsfahani). Ayrıca kudus kelimesi, Bakara Suresi’nin 30., Nahl Suresi’nin 102. ayetlerinde de yine paklık anlamında yer almaktadır.

Öte yandan, Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta, özellikle farklı birkaç kültürün etkileşimi nedeniyle, İlahi kelamın uğradığı tahrifte, tenzili kutsiyet ile tekvini kutsiyet biribirinden ayrılmaz bir şekilde iç içe geçmiştir. Oysa ki, İslamda da kudsiyet, el-Kudus, el-Mukaddes sıfatlarıyla sadece Allah’a mahsus sayılırken, Allah’ın ve Peygamberinin bizzat işaretledikleri nesneler ve durumlar, ancak şarinin takdisine (kutsallık nisbet etmesine) tahsis edilmiştir.

Bu nedenle kudsiyet, İslam’da doğrudan şari ile mukayyet iken, Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta dini olanın, hatta böyle nitelenen şeylerin tamamına yayılmıştır. Diğer bir söyleyişle tekvini ve tenzili kutsallık İslam’da Allah ile Peygamberinin bizzat işaretledikleriyle sınırlı tutulurken, Yahudilik ve Hıristiyanlıkta biribiriyle içiçe geçerek dini hayatın tamamına yayılmıştır.

Sanat ve tarih şuuru
Sanat ve tarih şuuru

Önceki yazımızı “Divriği Ulucamisi ve Darüşşifası neden sanatla veya sanatlı olarak inşa edilmiştir?” sorusuyla bitirmiştik.

Bu sorunun cevabını önce, bu yapıları bina eden Mengücek Beyi Ahmet Şah ile Turan Melek Hatun’un inancında aramamız gerekir.

Zira, bir müminin Rabbine güzel olanın da en güzelini sunması esastır. Çünkü O güzeldir ve O’nun şanına yakışan da ancak güzel olandır. Zaten, “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.” Güzelin sunumunun doğuracağı sonucun, onun cinsinden olan hayır, iyilik ve ödüle bitişmesi ise mukadderdir: “İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.” (Tevbe, 9:18)

Mezkur sorunun cevabını arayacağımız ikinci yer ise, tarihle sanat arasındaki ilişki olsa gerektir. “Tarih” der Martin Heidegger, “bir halkın kendi verilmişliğine yönelme olarak, vazgeçtiklerine yönelmedir.” (Sanat Eserinin Kökeni, çev.:Fatih Tepebaşlı, De Ki yayınevi, Ankara 2007, s. 73).

Bu manada, Divriği Ulucamisi ve Darüşşifası, bundan önceki iki yazımızda zikrettiğimiz olumsuz şartlarda, mümince bir düşüncenin, sahih bir iradenin ve güçlü bir cehdin tezhürü olarak “oradadır”, ancak bu oradalık onun bu hususları da ihtiva eden yanlarıyla birlikte görülebilmesiyle süreklilik kazanır. İnsan ise unutkandır ve giderek zikredilen mahiyetteki bir görmeden uzaklaşır; onu söz konusu mahiyetiyle birlikte tekrar görebilmesi, unutkanlığına galip gelerek, bu nedenle vazgeçtiklerine yönelmesiyle mümkün olur. Bu durum, en kısa söyleyişle tarih şuuru dediğimiz şeydir ki, eser, bu şuura dolaysız olarak ulaşmayı sağlar. Heidegger’in esere yüklediği nitelik ve işlev de bunu teyit eder: “Eser, kendi içinde yükselerek bir dünya açar ve bunu da kalıcı kılar. Eser varlığı demek bir dünya kurmak demektir.” (A.g.e., 39)

Tarih ve eser tanımında Heidegger’e başvurduğumuza göre, sanat konusunda da onu izlememiz, esas aldığımız yaklaşımın bütünlüğü açısından daha yararlı olacaktır:

“Sanat hakikatin işe koyulmasıdır. Bu cümlede, hakikate göre koymanın özne ve nesnesi olan bir çift anlamlılık yatar. Özne ve nesne kavramları burada belirsiz tanımlardır. Onlar bu iki anlamlı varlığı düşünmeyi engeller yani gözleme ait olmayan bir görevi engeller. Sanat tarihseldir ve tarihsel olarak eserdeki hakikatin yaratıcı konumudur. Sanat, edebiyat olarak gerçekleşir. Bu ise hediye etme, kurma ve başlangıç anlamında hediyedir. Sanat, oluşturucu olarak önemli oranda tarihseldir. Sanat zamanın akışında diğerlerinin yanında mevcut olması ve tarihe değişen bir görünüm sunması yönleriyle, dışsal olarak da tarihseldir. Sanat, tarihi kurması anlamında da tarihtir.

Sanat hakikati ortaya çıkarır. Sanat kurucu koruma olarak, eserde var-olan hakikati çıkarır. Bir şeyi doğrumak demek, varlığın kökeninden varlığa doğru kurucu atılma anlamındadır, yani köken anlamında.

Sanat eserinin kökeni, yani yaratılanların ve koruyanların kökenleri yani bir halkın tarihsel orada oluşunun kökeni sanattır. Sanat kendi varlığında bir köken olduğu yani hakikat gibi harika bir tarzda var-olarak yani tarihsel olduğu için böyledir.” (A.g.e., 73-74)

Divriği Ulucamisi ve Darüşşifası, mescit mevcudiyetiyle mekanın İslamileştirilmesi ve şifa evi mevcudiyetiyle insana hizmet edilmesi cihetinden, inşa değerini çifte katlarken, tekrarı mümkün olamayan sanat cihetiyle de, dışarıdakini kendi dışındaki sanatla cezbederek, içerisindekini görmeye sevkeden eder.

Zira “Sanat deneyiminde kendine özgü bir alışveriş gerçekleşir; ben duygularımı ve çağrışımlarını mekana ödünç veririm, mekan da bana algılarımı ve düşüncelerimi ayartan ve özgürleştiren aurasını sunar. Bir mimarlık yapıtı bir dizi yalıtık retinal resim olarak deneyimlenmez, tastamam kaynaşmış maddesel, cisimsel ve tinsel özüyle deyeyimlenir. Gözün ve duyguların dokunuşu için kalıba dökülmüş, haz veren şekiller ve yüzeyler sunar, ama aynı zamanda fiziksel ve zihinsel yapıları içine alır ve bütünleştirir; varoluş deneyimimize pekişmiş bir tutarlılık ve anlam verir.” (Juhani Pallasmaa, Tinin Gözleri – Mimarlık ve Duyular, çev.: Aziz Ufuk Kılıç, Yem Yayınları, İstanbul 2011, s. 14)

Bunlarla, yazımızın girişindeki sorumuz, kısmen de olsa bir cevaba erişmiş olsa gerektir.

***

Nasipse yarın, Ankara’da, Ramazan Adıbelli ile birlikte, Mircea Eliade’nin “Tarih ve Dinde Anlam Arayışı”nı konuşacağız. Türk-Romen Dostluk Derneği’nce planlanan bu etkinlik, Türkiye Yazarlar Birliği’nde, saat 14:00’te gerçekleşecek.

Lübnan’da hükümet yanlısı bir kişi eylemcilere ateş açtı
Dünya
Lübnan’da hükümet yanlısı bir kişi eylemcilere ateş açtı
Lübnan'ın başkenti Beyrut'un Jal El Dib bölgesinde hükümet yanlısının tüfekle eylemcilere açtığı ateşte yaralanan olmazken, saldırganın gözaltına alındığı belirtildi. Jal el Dib Belediye Başkan Yardımcısı Fadi Abu Joudeh, güvenlik güçlerine ve eylemcilere gerginliği azaltma çağrısı yaptı.
DHA
Enstitü yeniden podyumda
Hayat
Enstitü yeniden podyumda
1940’larda hayatımıza giren, Kraliçe Elizabeth ve Farah Diba’yı giydiren, Hollywood yıldızlarına defileler sunan olgunlaştırma enstitüsünün yıldızı yeniden parlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayelerinde Milli Eğitim Bakanlığınca başlatılan çalışmayla enstitüler kapsamlı dönüşüm ve yenilenme sürecine alındı.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.