Yerel seçimler ve kaynak kullanım etkinliği
Yerel seçimler ve kaynak kullanım etkinliği
31 Mart'ta yerel yöneticileri (belediye başkanlarını ve meclis üyelerini) seçeceğiz.

Yerel Yönetimlerin İngilizce karşılığı “local government', yani “yerel hükümet' demek. Yerel Meclislere (belediye meclisi ve il genel meclisi) yerel parlamento denilmesinin nedeni bu.

Yani bir merkezi hükümet var, bir de yerel hükümet.

Yeni Şafak
Firari sanığa
kırmızı bülten
Dünya
Firari sanığa kırmızı bülten
15 askerin şehit olduğu saldırının firari sanığı Sait Karabulut Almanya’da yakalandı. Kayseri’deki hain saldırıya ilişkin görülen davanın dünkü duruşmasında Karabulut’un iadesi için gerekli işlemlerin başlatılması ve hakkında kırmızı bülten çıkarılmasına karar verildi.
Yeni Şafak
Biltaci’ye gülmekten 2 yıl hapis
Dünya
Biltaci’ye gülmekten 2 yıl hapis
Mısır’da mahkeme, Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın siyasi kanadı Hürriyet ve Adalet Partisi Genel Sekreteri Muhammed el-Biltaci’ye, duruşmada güldüğü gerekçesiyle 2 yıl hapis cezası verdi. Biltaci, daha önce de bir görgü tanığına soru sorarken gülümsediği için yargıya hakaretten 1 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
Yeni Şafak
Gençlere diyecektim ki
Gençlere diyecektim ki

Gençler, sizler on üç on dört, bilemediniz on beş yaşınızdan itibaren artık çocuk olmadığınızı bilmelisiniz. İslam akil baliğ olduğunuz yaşınızdan itibaren sizi tam bir mükellef sayıyor. Kısıtlılığı/hacri gerektiren sefeh hali bulunmadıktan sonra artık tam bir kişisiniz, tam bir eda ehliyetine sahipsiniz. Seçebilir, seçilebilirsiniz, en ehil olan sizseniz yönetebilirsiniz. Büyüklerin aldığı her türlü sorumluluğu, her türlü kararı alabilirsiniz.

Video: Gençlere diyecektim ki


İslam doğallık dinidir. Mademki, bu yaşta biyolojik olarak, hayatınızın sonuna kadar değişmeden devam edecek farklı bir safhaya giriyorsunuz o halde yaşlılardan tek farkınız sadece bilgi ve tecrübe eksikliğiniz olabilir. Onu da büyüklere sorarak halledersiniz. Demek ki, yaşlılara ihtiyacınızın olduğunu da bilmelisiniz. Oysa ehliyet ve yükümlülükler belli sınırlara bağlıdır. Gençlik, olgunluk ve yaşlılık sadece kronolojik bir sıralamadır. Bizim eğitimimizin en olumsuz yönü gençleri doktora sonuna kadar ‘öğrenci’ diye isimlendirip onlara hep çocuk psikolojisi yaşatmasıdır. Adam olduğunuzu bilin ve sorumluluk almaktan çekinmeyin. Büyükleriniz de size güvensinler ve sorumluluk versinler.

Böyle rasyonalist, ehli keyif, hazcı, dünyevi bir toplumda çok okumadan hakikati bulamazsınız ve Müslümanlığınız sürdüremezsiniz. İslam’ı internetten, medyadan ve televizyon hocalarından öğrenmeye kalkışmayın. Bunu ancak seçici, düzenli ve usule dayalı bir okuma ile başarabilirsiniz. Her kafadan bir sesin çıktığı, şeytanların ha bire soru üretip kafa karıştırdığı bir ortamda toplama bilgilerle ne kendinizi ikna edebilirsiniz, ne de başkasına yardımınız olur. Oysa sizin her birinizin omuzlarınızda on binlerce ümmet ferdinin yükü vardır. Bu sorumluluğu az bilgi ile yerine getiremezsiniz.

Okumalarınız merkezden başlamalıdır. Kuranıkerim’i ve Resulüllah’ın hayatını çok iyi bilmelisiniz. Dinin temel meselelerini, olmazsa olmazlarını tam yerleştirmeden başka alanlarda okumanız İslam’ı saf şekliyle anlamanızı zorlaştırır. Ağır felsefeyi de ileri seviyelere bırakmalısınız. Ta ki İslam’ı öğrenip felsefeyi onunla değerlendirebilesiniz, felsefeyle İslam’ı değil. Başlangıçta felsefe ihtiyacınızı düşünce ağırlıklı kitaplarla karşılamalısınız. Onlar da felsefenin başlangıcı sayılır.

Bu temel okumaları yapamazsanız ya İslam’dan uzaklaşıp, şüpheciliğe ve deizme kayarsınız ya da ideolojik İslam çeşitlerinden birine saplanır kalırsınız. Sonra insanları tekfir ve tadlil edip tefrikaya sebep olursunuz. İdeolojik İslam’la kastımız şudur: Ülkemizde olduğu gibi bazı gruplar İslam adına onun sadece bazı hükümlerini kendi arzularına ve kendi kalburlarına göre seçip kendi akıl ve düşünceleriyle bir İslam anlayışı oluşturuyor ve o seçtikleri parçalar dışında İslam’ın olmadığını düşünüyorlar.

Nefisle olan savaş kazanılmadan diğer savaşların kazanılamayacağını bilmelisiniz. Bunun için de ayrıca bilgiye ve sabra ihtiyacınız var. Sabırda Hz. Nûh gibi, kafanızdaki ve etrafınızdaki putları kırmada Hz. İbrahim gibi, İslam’ın hükümlerine teslimiyette Hz. İsmail gibi, iffette Hz. Yusuf gibi, davette, hikmette, cihadda, dostluk ve sadakatte Resulüllah (sa) gibi, dayanışmada Ashab-ı kehf gençleri gibi, kardeşlikte Ensar ve Muhacir gibi olmalısınız.

İbadet ve zikir olmadan nefsinize karşı yapacağınız cihadı kazanamazsınız. Bugün İslam adına cihat ettiğini söylediği halde, yolda kalan, dökülen, konformizme mağlup olan, hatta Deizme kayan gençlerimizin problemi imanlarını ibadet ve zikirle pekiştirmemeleridir. Kuranıkerim en büyük zikirdir. Dosdoğru kılınan beş vakit namaz en önemli ibadet ve en önemli zikirdir. Dosdoğru namaz kılma konusunda nefisle ve şeytanla yapılan savaşı kazanamayan bir genç asla dava adamı olamaz. Çünkü İslam’ın bütün savaşları namazın dosdoğru kılınması için yapılmıştır.

İslam adına yapılan yanlışlar elbette eleştirilebilir, eleştirilmelidir, ancak ilmi olgunluğa erişmeden diğer Müslümanların size göre hatalarıyla, onları suçlamakla vakit kaybetmeyin, böyle yaparak fırkacılığı körüklemeyin, unutmayın ki, şu anda ümmetin en büyük belası fırkacılıktır.

Ashab-ı kiramı çok iyi tanıyın, ashabın büyüklerinin hayatlarını sağlam kaynaklardan çok okuyun. Kendinize onlardan bir genci örnek seçin ve kendinizi onunla özdeşleştirin onun gibi davranmaya çalışın. Mesela Ali bin Ebi Talip, Erkam, Mus’ab, Talha, Üsame olun (Allah hepsinden razı olsun). Çünkü herkes kendine ashaptan bir örnek bulabilir. Cennetle müjdelenenlerin de bir değil on olmasının böyle bir hikmeti olduğu söylenir. Çünkü her insan bu on karakterden birini kendi karakterine uygun bulup onu örnek alabilir.

Cinsellik kafasını çok meşgul edenleriniz varsa evlensin, imanla, aşkla sevgi ile bulduğu saliha bir eş geçim konusunda onu yormaz. Bir kişinin yediği bir kabuk ekmek ikisine de yeter, korkmayın. Fakir olarak evlenenlere Allah’ın vadi var, onların ihtiyaçlarına yardım eder.

Kişi tek başına müslüman olabilir, ama tek başına müslüman kalabilmesi zordur. Nitelikli birliktelikler kurun, ders halkaları oluşturun, Kuranıkerim’i anlama dersleri yapın, okuduğunuz kitapları tartışın.

Bahçeli dün anlatmıştı: Hulusi Akar'ın odasında görüntülendi
Gündem
Bahçeli dün anlatmıştı: Hulusi Akar'ın odasında görüntülendi
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Anadolu Ajansının (AA) "Yılın Fotoğrafları" oylamasına katıldı. Öte yandan MHP lideri Bahçeli'nin, Akar, Genelkurmay Başkanı olunca hediye ettiği altın kaplama silah, Kur'an-ı Kerim ve Türk bayrağı da odada görüntülendi.
AA
Uludağ'da kış uykusuna yatmayan ayılar görüntüledi
Gündem
Uludağ'da kış uykusuna yatmayan ayılar görüntüledi
Türkiye'nin en önemli kış turizm merkezlerinden olan Uludağ'ın tepelerine tırmanan dağcılar, kış uykusuna yatmayan ayıları görüntüledi.
IHA
Silahın aklı mı paranın aklı mı?
Silahın aklı mı paranın aklı mı?

Modern dünyânın iklimine hükmeden bir üçlü var. Bunlar, bu köşede zaman zaman faydalandığım Japon düşünür Karatani tarafından “devlet”, “sermâye” ve “ulus” olarak tasnif ediliyor. Modern siyâsal düşünüş bu kavramların etrafında dans ediyor ve bu üçlünün arasındaki ilişkileri değerlendiriyor. İdeolojiler de bu üçlü arasında baskın gördükleri unsura odaklanan yanılsamalar olarak tezâhür ediyor. Bâzı misaller verelim…

Video: Silahın aklı mı paranın aklı mı?


Meselâ Karl Marx’a göre bunlar arasında belirleyici olan “sermâye”dir. Devlet, Marx’ın gözünde sermâyenin çıkarlarına göre tasarlanmış olan bir “aygıt”tır. “Ulus” ise sınıf savaşlarını örtmeye yarayan bir yanılsamadan başka bir şey değildir.

Buna mukâbil milliyetçiler “ulus” kavramını odağa alır. Sınıf savaşları asıl gerçeklik olan ulusu yıpratmak için tezgâhlanan bir oyundur. Sermâye ise millî amaçlar için seferber edilmesi gereken bir zenginliğe işâret eder.

Liberal bireycilik ise sermâye birikimini, tıpkı John Locke’da olduğu üzere bireyin onurlu bir hayât sürmesi için vazgeçilmez gördükleri orta sınıf mülkiyet ekseninde dağıtan bir yaklaşıma sâhiptir. Ulus, devletin cârî veyâ muhtemel baskılarına karşı negatif özgürlük ve haklarla donatılmış bireylerden (yurttaşlar) müteşekkil bir siyâsal topluma izdüşer.

Esâsında bu üç temel unsur arasında belirleyici olanın hangisi olduğu ucu açık bir sorudur. İndirgemecilik tuzağına düşmemek gerekir. Bunun yerine dönemsel değerlendirmeler yapmak daha evlâdır. Bilinmesi ve her zaman dikkâte alınması gereken bâzı hususlar mevcut. Bir kere ,”devlet”, “ulus” ve “sermâye”nin etkileşimsel ve ilişkisel olduğunu ihmâl etmemek gerekir. Devletsiz bir sermâye birikimi, sermâye birikimi olmaksızın devlet; ulussuz bir devlet, devletsiz bir ulus; sermâye birikimi olmaksızın bir ulus ve ulussuz bir sermâye birikiminin olmayacağıdır.

İkinci olarak, bütün bunlar aynı zamanda kendi aralarında çelişkili ve sorunludur. Devlet aklının, egemenliği elinden alan ulus aklına akıl erdirmesi ve bunu kolayca sindirmesi beklenmemelidir. Uluslar ise devletlerin tekelinde olan egemenliği elinde tutmak için devletlerle sürtüşürler. Ama bütün bu boğuşmalar devletin ulusa, ulusun ise devlete olan ihtiyaçlarını sona erdirmez.

Gerek ulus, gerek devlet, belirli bir siyâsal coğrafyayı eksenine alır. Yâni coğrafyayı sınırlandırır. Bu, sermâyenin bağımsız aklıyla çelişir. Buna mukâbil sermâye engellenmemiş bir büyümenin ekseninde tezâhür eder. Devlet tarafından “kayda alınmayı”, ulus tarafından “paylaşılmayı” sindiremez. Coğrafyasız ve engelsiz bir doğrultuyu esas edinir. Ama, târihsel pratik gösteriyor ki, devletsiz ve ulussuz yapamaz. Devletin organizasyon kapasitesi; yatırım ve alım gücü olmaksızın sermâye birikimi sağlanamaz. Diğer taraftan üretici ve tüketici bir güç olan ulus olmaksızın sermâye birikimi güdük kalır ve sönümlenir. Bir zamanlar Çin’deki Mandarin sisteminin çöküşü , Almanya’nın siyâsal birlik kurmakta zorlanıp gecikmesinin onu dünyâ paylaşımında devre dışı bırakması bunun tipik birer ıspatıdır.

Modern dünyâda meseleler bununla sınırlı değildir. Devletler devletlerle, uluslar uluslarla savaşır. Ama devletlerin iç yapısında elitler arası mücâdeleler dinmez. Uluslar ise kendi içlerinde sınıfsal çatışmalardan, başta etnik kavgalar olmak üzere kültürel gerilimlerden başını alamaz. Sermâye dünyâsında da tablo farklı değildir. Zaman içinde milli sermâye ile küresel sermâyeler, reel sektörlere dayalı sermâye ile finansal sermâye arasındaki kavgalar derinleşmiştir.

21. asır bu fay hatlarının en keskin bir şekilde harekete geçtiği süreçleri ifâde ediyor. Kültürel baskılar yemiş, yeniden bölüşümün dışına atılmış uluslar en ağır tabloyu sergiliyor. Sermâyenin finansallaşması ve reel sekörün parçalanarak dağılması bu tablonun baş müsebbibi. Bu manâda sermâye hegemonyası, târihinin en lümpen ve çılgın mâcerasını; David Harvey’in ifâdesiyle cinnetini yaşıyor. Kendisini büyüten kayıtsız süreçlerin aynı zamanda sonunu hazırladığını görüyor. Tek çıkış yolları, merkez kaç siyâsetleri sürdürmek. Çin’e ve onun açılımlarına göstedikleri teveccüh buna işâret ediyor. Devlet yapısını arkasına alan siyâsal hegemonya ise buna direniyor. Bütün yatırımlarını, bir tür neo-merkantilizm temelinde sermâyeyi yeniden zabt u rabt altına almaya odaklamış vaziyette. Bunun en elverişli yolu , târihsel mevzii olan militarist yatırımları ve rekabetleri kışkırtmaktan geçiyor. Bugün “para” ile “silah” tekelleri arasında derinleşen mücâdelenin temelinde bu yatıyor. Ama daha derindeki çelişki, iş ve işlemlerini Dolar temelinde yürüten küresel sermâyenin kaçınılmaz bir şekilde, onu tekelinde tutan hegemonik siyâsal yapıyla karşı karşıya gelmesi. Bir bakıma burnundan yakalanmış vaziyette. Dolar-Bit Coin kavgası buna işâret ediyor. Yâni kavga çeşitleniyor. İlk ihtimâl; silah ve dolar kazanacak ve devletler tantanalı bir şekilde geri dönerek ulusları organik lokmalar hâlinde yutacak. Dünyâyı sonu gelmez savaşlar yönetecek. Bu, II. Atlantik Hegemonyasının kapılarını açacak. İkinci ihtimâl; küresel sermâye kazanacak ve “uygarlık” Avrasya temelinde yeni bir karasal iklime girecek.

Bâzıları ikinci yolun daha ferahlatıcı olduğunu düşünüyor. Finansal aklın devlet aklını yenilgiye uğratması ile devletin finansal aklı yenilgiye uğratması arasındaki farkı sıfır toplamlı görüyorum. Her iki durumda da kaybeden ulus olacak gözüküyor. Ulusların hırpalandığı bir iklimde esas sönümlenen ve reflekslere indirgenmiş olan insan irâdesi gâliba… Böyle bakıldığında paranın emrindeki silâh ile silâhın emrindeki para arasında bir fark olduğuna bel bağlamanın bir manâsı var mı sizce?..

Uludağ'da kar kalınlığı 75 santimetre
Gündem
Uludağ'da kar kalınlığı 75 santimetre
Uludağ'da "Oteller bölgesi"ndeki kar kalınlığı son yağışların ardından 75 santimetreye yükseldi. Yerli ve yabancı tatilciler kayak ve snowboard yapıp, kar topu oynayarak karın tadını çıkarıyor. Yoğun kar sebebiyle araçların üstü kapandı vatandaşlar otomobillerini bulmakta zorluk çekti.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.