Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Merkel aslında ne dedi?
Merkel aslında ne dedi?

Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in Doğu Akdeniz kriziyle ilgili son açıklamalarının Türkiye’deki haberlere yansıyış biçimi, günümüzde bolca karşımıza çıktığı gibi, algı ile olguların birbiriyle nasıl çelişebileceğine dair yeni bir örnek sunmuş oldu.

Doğu Akdeniz ve Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan gerilim...

İçinde savaş senaryolarının da bulunduğu, Türkiye’nin birinci derecede tarafı olduğu bir konu bu ve bir aktör olarak denklemin içinde yer alan Alman Şansölyesi’nin sözlerinin doğru şekilde anlaşılması önem taşıyor.

Hele hele bu sözler üzerinden, Yunanistan’a hiç hak etmediği bir paye çıkarılıyorsa iş daha da önemli hale geliyor.

MERKEL ASLINDA ALMANYA VE FRANSA ARASINDAKİ İHTİLAFLARI ANLATIYOR

Merkel’in bir Türkiye dostu gibi davrandığını iddia ediyor değilim ama o sözlerin Yunanistan’a destek verme niyetiyle sarf edildiğini düşünmek, en azından söz sahibinin meramıyla örtüşmüyor.

Şimdi o açıklamaları ve ne anlama geldiğini tek tek analiz etmeye çalışalım:

Basın toplantısında Merkel’e bir gazeteci Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Doğu Akdeniz krizinde açıkça Yunanistan’ı desteklediğini hatırlatıp “Fransa’nın tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz” diye soruyor.

Merkel, sorulan soruya cevap verirken şöyle bir giriş yapıyor:

“Avrupa Birliği üyesi devletler olarak hepimiz tabii ki Yunan dostlarımız tarafından gündeme getirilen hakları çok ciddiye almakla yükümlüyüz ve de haklı oldukları yerde onları desteklemekle. Bununla birlikte ben gerilimin daha fazla tırmanmaması için tekrar tekrar devreye girdim ve bu da kısmen sadece her iki tarafla tekrar tekrar konuşmakla mümkün.”

Soru Fransa’nın tutumuyla ilgili geldiği için Merkel’in sözlerinin toplamına, Fransa’nın tutumuna karşı Almanya’nın tutumunu anlatan ve nerelerde ayrıştıklarını dile getiren açıklamalar olarak bakmak yanlış olmayacaktır.

Bunu insanların gözünün içine soka soka değil belki ama, “Ne demek istiyor” diye soran herkesin bir görüş birliğine varabileceği açıklıkta yapıyor.

Merkel, ‘Yunanistan’a destek’ bahsinde ise ‘Haklı oldukları yerde’ rezervi koyuyor.

Yani zımnen de olsa, bu krizde Yunanistan’ın haksız olduğu, Türkiye’nin haklı olduğu yerler bulunduğunu söylemeye çalışıyor.

Bu duruşun, arabuluculuk rolüne uygun düştüğünü söyleyebilir miyiz?

Evet bu mümkün.

Ama bundan daha önemlisi belki de Fransa ile Almanya arasındaki ‘çatlağın’ ne kadar derinlerde olduğunu göstermesi bakımından önem taşıyor bu sözler.

Ankara’da Almanların Yunanistan’la krizde arabuluculuk rolünü oynamalarına prim veren bir yaklaşımın sergilenmekte olmasının arka planındaki gerekçelerden biri de bu olabilir mi?

Bence olabilir.

Dolayısıyla Merkel’in bu sözlerinden, “Türkiye’ye karşı Haçlı Seferi ilan etti” sonucunu çıkarmak yerine, “Fransa ile aralarındaki ihtilaf konularını diplomatik bir dille anlattı” diye bakılsa daha yerinde olur.

Bu tezi güçlendirmek için Merkel’in Fransa sorusuna verdiği cevabın devamına bakalım.

“Ve oradaki ekonomik bölgelerin paylaşımı ile ilgili tartışmalar sadece beraberce yürütülebilir Almanya’nın çabası bu yönde. Başkan Macron’la Türkiye ile ilişkiler konusunu derinlemesine konuştum. Bu ilişkiler çok yönlü. Türkiye NATO üyesi; bu anlaşmazlık temelde iki NATO ülkesi arasında; bunu görmezden gelemeyiz ve sırf bu nedenle bile meseleleri ittifak dahilinde çözmeye çalışmak gerekiyor.”

Buradan ne tür sonuçlar çıkartılabilir?

Birincisi, AB’nin iki büyük gücü olarak Fransa ile Almanya arasında son dönemde belirgin hale gelen ‘yaklaşım farklılıkları’ bu defa Doğu Akdeniz ve Türkiye Yunanistan geriliminde kendini belli etti sonucunu çıkartabiliriz.

Bana göre haberin öznesinde bu var.

İkincisi, Türkiye’nin de tıpkı Yunanistan gibi bir NATO üyesi olmasına yapılan vurgudan, Merkel adına “Yunanistan AB içinde diye Türkiye’yi düşman belleyemeyiz” yorumunu çıkartmak mümkün.

Üçüncüsü, yaptığı NATO vurgusundan Merkel’in yine ‘haberin öznesi’ dediğimiz Fransa ile bir de bu konuda ters düştüğü sonucunu çıkartabiliriz.

2019 sonlarında Macron’un “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” açıklamasından en fazla huzursuz olan ülkenin Almanya olduğunu hatırlatmak isterim.

Bütün bu anlattıklarımızı şöyle bir sonuca bağlayabiliriz:

Merkel’in bu son açıklamaları üzerinden Avrupa Birliği ülkelerini kendi aralarında ihtilafları olmayan bir blok olarak görmek bir ‘tespit’ olarak, hepsini bir safa itmek de bir ‘politika’ olarak çok doğru olmasa gerek.

Yunanlıların kurtarıcı “sarı soyu” Merkel m?
Yunanlıların kurtarıcı “sarı soyu” Merkel m?

Akdeniz’de tarih mi tekerrür ediyor? Bir tarafta Türkiye’nin haklı iddiaları; kendi güvenliğini ve menfaatlerini koruma çabaları, diğer tarafta son iki yüz yıldır çatışma içinde olduğu Yunanlıların çıkardığı düzensiz gürültüler. Komşu ve en önemlisi de denizden sınırları ve menfaat alanları tartışmalı iki ülkenin birbirleriyle çekişme içinde olmaları, şöyle ya da böyle çözüm aramaları veya kendi çözümlerini karşı tarafa empoze etme çabaları anlaşılır bir şeydir. Fakat görülen o ki; Yunanistan’ın ortaya çıkma kıpırtılarından günümüze; Türkiye-Yunanistan ilişkileri hiçbir zaman gerçekçi bir zeminde yürütülememiştir. Bugün olduğu gibi tarih boyunca mutlaka farklı güçler, farklı taraflar ortaya çıkmış ve Yunanistan her zaman bu tarafların oyuncağı olmuştur.

Bunun iki nedeni vardır. Birincisi Avrasya ticaret güzergâhının, şimdi de enerji ve hava koridorları olan Akdeniz’in jeopolitiğidir. Diğeri de Yunanlıların bizzat kendileridir. Tabii bugünkü travmanın en önemli tetikleyicisi de Doğu Akdeniz’deki kaynaklar ve özellikle Oruç Reis ile Yavuz sondaj gemilerinin faaliyetleridir.

Antik Yunan medeniyetinin Batı hafızasındaki yerini kullanarak sürekli kendini pazarlayan Yunanistan, hiçbir zaman gerçek uluslararası bir aktör veya Akdeniz’deki rekabeti yönetebilecek bir oyuncu olamamıştır. Bu durum sadece sahip oldukları nüfus veya küçük coğrafyaları ile alakalı değildir. Bilakis ortaya çıkış, varlık gösterme serüvenleri ile ilgilidir. Yunan siyasetçileri bunun farkındadır ve bu yüzden kendi masallarını pazarlayarak sürekli dışarıdan kurtarıcı aramaktadırlar. Nitekim bölgesel rekabette yer almak isteyen güçler de daima Yunanistan’ı kullanmaktadırlar.

Yunanistan, bugün bir kere daha kullanılmaktadır. İçeride ekonomisi sıkışmış, son çeyrek asırda yaşanan dünya dönüşümünde hiç yer almamış, AB’nin asalak bir tüketicisi olmaktan öteye gitmemiş olan Yunanistan, Akdeniz’in önem kazandığı bugünlerde “burada ben de varım” demek için yaygara koparmaktadır. Oysa gerçek bir aktör olarak ortaya çıksa ve gerçekten Türkiye ile sorunlarını çözmeye niyetlense ne Merkel’in ikiyüzlülüğüne ne de macera arayan BAE’nin F16’larına ihtiyaç duyacaktır.

Kuruluşundan itibaren siyasetini, diplomasisini ve komşuları hatta dünya ile ilişkilerini efsaneler üzerine bina eden Yunanistan bir türlü huyunu değiştirip realist bir devlet olamamıştır.

Yunanistan bölgesel sorunların çözümünü aramak yerine bu sorunları pazarlayarak varlığını sürdürme peşindedir. Nitekim, Kıbrıs örneğinde olduğu gibi bu meta, Akdeniz hatırına kolayca dünya pazarında alıcı bulmaktadır.

Önümüzdeki yıl Yunanistan, Osmanlı Devleti’ne isyanının 200. yılına hazırlanmaktadır. Nitekim 1821 öncesinde olduğu gibi bugün de mağdur edebiyatı ile taraftar toplayıp su üstünde kalmaya çalışmaktadır. Ama bugünkü aktörlerin ve Türkiye’nin 200 yıl öncekinden çok farklı olduklarını gözden kaçırmaktadır. O gün atalarına gaz verenler bugün Türkiye ile işbirliği yapmakta; o gün, Akdeniz’de Rumların ateş kayıklarına karşı gemi dolaştıramayanlar şimdi donanma bulundurmaktadır.

Yunanlı tarihçilerin anlattıkları bir efsaneleri vardır. Efsanedeki kehanete göre “sarışın bir soy” kendilerini bir gün Osmanlı idaresinden kurtaracaktır. Nitekim, 1774 sonrası Rusya’nın Ortodokslar üzerinde elde ettiği himaye hakkı onların beklediği sarı soyun müjdesini verdiğine inanmışlardır. Hatta isyan öncesinde Deli Petro’nun adı kiliselerinde bir aziz gibi anılmaya başlanmıştır. Türkler arasında “ayıdan post, Moskoftan dost olmaz” vecizesinin oluştuğu yıllarda; onlar Moskofları yücelten yaz şarkıları bestelemişlerdir. Rusya’nın Akdeniz’e inme emellerine alet olan Rumlar, asırlarca barış ve refah içinde hatta bir takım imtiyazlar ile birlikte yaşadıkları Osmanlı idaresine isyan etmişlerse de “sarı soy” tarafından yüzüstü bırakılmışlardır.

Şimdi de o sarı soyun temsilciliğine Almanya şansölyesi Merkel soyunmuştur. Veya Yunanlılar bu hayali görmektedir. Yakında onun adının da bir azize olarak Yunan kiliselerinde kutsandığını duyarsak şaşırmamalıyız. Ama tarihe bakacak olursak, kurtarıcı soyların kendilerini dünya pazarlarında alıp sattıklarını ve defalarca yüz üstü bıraktıklarını da göreceklerdir. Yani Azize Merkel, onları bir kere daha pazara sürecek ve sonra sorunlarıyla ve komşularıyla baş başa bırakacaktır.

Önümüzdeki yıl isyanlarının 200. yılını kutlayacak olan Yunanistan, şimdiden hazırlıklara başlamıştır. İki yüz yıl öce çıkardığı yaygaralar gibi, şimdi de Avrupa’daki bazı çevrelerin arkasına sığınarak, Türkiye’ye karşı lobiler, hatta ittifaklar oluşturacaktır. Ancak bu sadece Yunanistan’ın nekahet sürecini uzatmaya yarayacaktır. Zira eski Avrupa romantizmi de ölmüştür. Artık Yunanistan’ın sözcülüğünü yapacak Lord Byronlar kalmamıştır. Yunanistan efsane ve masallardan sıyrılıp gerçek dünyaya uyanmalıdır.

Yunanistan Türkiye ile gerçekçi politikalar etrafında masaya oturup karşılıklı çıkarları ve kazanımları sağlayamazsa bir şey elde edemeyecek ve modern bir devlet, bölgedeki bir aktör yerine kleftilerin, izbanditlerin ve palikaryaların devleti olmaya devam edecektir.

Şu haritaya iyi bak: Merkel Yunanlıların masalsı taleplerine destek oluyor
Dünya
Şu haritaya iyi bak: Merkel Yunanlıların masalsı taleplerine destek oluyor
Almanya Başbakanı Merkel, arabuluculuğu unutup skandal bir kararla Atina’nın ardında saf tuttu. Oysa uluslararası denizcilik hukuku tarihinde Yunan tezlerini destekleyen hiçbir veri bulunmuyor.
Yeni Şafak
Merkel’den tehlikeli açıklama: Atina'ya göz kırptı
Dünya
Merkel’den tehlikeli açıklama: Atina'ya göz kırptı
Türkiye ile Yunanistan arasında güya arabuluculuk yapan Almanya Başbakanı Merkel’den krizi tırmandıracak bir açıklama geldi. Saldırganlığı ve şımarıklığına rağmen AB ülkelerinden Atina’yı desteklemelerini isteyen Merkel, “AB üye ülkeleri olarak hepimizin, Yunan dostlarımızın haklarını ve söylediklerini ciddiye alma ve haklı oldukları yerde destekleme görevimiz var” dedi.
Yeni Şafak
Merkel'in Suriye yorumu: Bir zamanlar 'Arap Baharı' olarak adlandırılan şey, umutların elbette tersine dönüştüğü büyük bir trajedi
Dünya
Merkel'in Suriye yorumu: Bir zamanlar 'Arap Baharı' olarak adlandırılan şey, umutların elbette tersine dönüştüğü büyük bir trajedi
Almanya Başbakanı Merkel, "Yemen'deki insani felaket durumuna baktığımda, Suriye'deki durumun en büyük trajedi olup olmadığından emin değilim" dedi.
AA
Merkel: Tüm Avrupa Birliği ülkeleri Yunanistan'ı desteklemekle yükümlü
Dünya
Merkel: Tüm Avrupa Birliği ülkeleri Yunanistan'ı desteklemekle yükümlü
Almanya Başbakanı Merkel, ''AB ülkelerinin tümü Yunanistan'ı desteklemekle yükümlü. Doğu Akdeniz konusunda Tüm Avrupa Birliği ülkeleri Yunanistan'ın yanında yer almalı'' açıklamasında bulundu.
AA
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Merkel telefonda görüştü
Gündem
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Merkel telefonda görüştü
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya Başbakanı Merkel ile telefonda Doğu Akdeniz'i görüştü. Erdoğan, Merkel ile görüşmesinde Doğu Akdeniz'deki sorunların uluslararası hukuk ve diyalog temelinde çözülmesinden yana olduklarını belirtti.
AA
Yunanistan’ın derdi ne? Neden çıngar çıkartıyorlar?
Yunanistan’ın derdi ne? Neden çıngar çıkartıyorlar?

Birkaç gün önce Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı telefonla aradığı bilgisi televizyon kanallarına son dakika haberi olarak düşünce doğal bir refleks olarak saate baktım.

Yeni günün ilk dakikalarının başladığı gece yarısını bulmuştu vakit.

İnsanların çoğunun uyuduğu ya da uyumak üzere olduğu o saatte böyle bir görüşme yapıldıysa arkasında önemli ya da acil bir şeyler olmalı diye düşündüm.

Ertesi gün Alman Bild gazetesinde, “Merkel’in Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Miçotakis ile görüşmeler yaparak Türkiye ve Yunanistan arasında neredeyse çıkmak üzere olan bir savaşı durdurduğunu” iddia eden bir haber çıktı.

Acaba ne olmuştu?

Gerçekten çıkmak üzere olan bir savaş, Merkel’in araya girmesiyle mi durdurulabilmişti?

Bu gelişmeler üzerine bu işin perde arkasında ne var diye öğrenmek için biz de Ankara’da kendi kaynaklarımıza yöneldik.

MERKEL ERTELEME TALEBİNDE BULUNDU AMA ERDOĞAN ‘OLUR’ DEMEDİ

Merkel’in Erdoğan’ı aramasının nedeni evet Yunanistan meselesiydi.

Daha doğrusu Atina’nın, Türkiye’nin Meis Adası açıklarında sismik araştırma faaliyeti yürütmek için ‘Navtex’ adı verilen seyrüsefer bildiriminde bulunması üzerine bu durumu savaş sebebi saymak gibi bir havaya girmesi yüzünden oluyordu bütün bunlar.

Bu bildirimin ardından Yunan ordusu alarm durumuna geçirildi, Güney Kıbrıs’ta bulunan Genelkurmay Başkanı apar topar Atina’ya çağrıldı.

Atina’nın bu tutumu yüzünden ortama, sanki her an Türkiye ile Yunanistan arasında bir savaş patlayacak gibi bir hava yayıldı.

Merkel’in Miçotakis ve Erdoğan’ı aramasının arka planında bu gelişmeler vardı.

Peki, Alman Şansölyesi Erdoğan’dan ne talep etti?

Görüşmenin içeriğinden haberdar olan çevrelerden aldığımız bilgilere göre, Merkel o görüşmede Avrupa Birliği liderler zirvesinin yeni tamamlanabildiğini dile getirdikten sonra Erdoğan’dan “Meis adası çevresinde yapılması planlanan sismik araştırma faaliyetlerini erteleseniz olmaz mı” diye talepte bulundu.

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merkel’in bu talebini karşılama anlamında bağlayıcı bir tutum sergilemedi, yani “Olur” demedi.

Zaten o görüşmenin ertesi günü Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, hem Türkiye’nin kararlılığını yansıtan, hem de Meis Adasının Anadolu’ya ve Yunan anakarasına olan uzaklığını hatırlatan yazılı bir açıklama yaptı.

Açıklamada, “Yüzölçümü 10 kilometrekare olan, Anadolu’ya 2 kilometre, Yunan anakarasına ise 580 kilometre uzaklıkta olan bir adanın 40 bin kilometrekare genişliğinde kıta sahanlığı alanı yaratması rasyonel ve uluslararası hukuka uygun bir tez değildir” denildi.

“AVRUPA’YI YANLARINA ÇEKMEK İÇİN BİLEREK TIRMANDIRIYORLAR”

Ankara’daki kaynaklar, Bild gazetesinin iddia ettiği gibi Merkel’in Miçotakis ve Erdoğan’ı araması sayesinde Türkiye ile Yunanistan arasında patlamak üzere olan bir savaşın önlendiği tezini doğru bulmuyor, bunu abartılı buluyor.

Savaş senaryosundan çok, Atina’nın, Avrupa’yı yanına çekmek için bilinçli bir şekilde böyle davrandığı dile getiriliyor.

Temas kurduğum üst düzey bir yetkili şunları söyledi:

“Gerilim artmadı aslında. Onlar (Yunanistan) bilerek tırmandırıyorlar. Yüksek sesle, abartılı, gürültülü bir şekilde bunu gündeme getirelim ki, Avrupa’yı yanımıza çekelim. Bilinçli yapıyorlar yani.”

Bu son olup bitenleri anlama bakımından şu yukarıda aktardığımız ifadelere bakınca taşlar yerli yerine oturuyor aslında.

Şöyle düşünün:

Brüksel’de yapılan Avrupa Birliği Liderler Zirvesi, anlaşma sağlanamaması nedeniyle 2 günde tamamlanması gerekirken 4’üncü gününe sarkmış.

Böyle bir ortamda, Akdeniz’de Türkiye’nin varlık göstermesini istemeyen Yunanistan, hem Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un desteğini arkasına alarak hem de birlik içindeki ihtilâflardan yararlanma çabasına girip ‘Çıngar çıkartıyor.’

Bir süredir Türkiye’nin taraf olduğu bölgesel gelişmelerin tümünde açıktan karşıt bir tutum sergileyen Macron’un Paris’te Kıbrıslı Rum liderle yaptığı görüşmeden sonra “Türkiye’nin AB sularındaki ihlâlleri cezasız bırakılamaz” sözünü hatırlamakta da fayda var.

Bu sözlere bakınca Yunanistan’ın Meis adası üzerinden tırmandırdığı bu son gerilimin arkasında ‘fitilleyici’ rolüyle Macron’un olduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.