Düşünce Günlüğü Hangi tokluk ?

Hangi tokluk ?

Maddi anlamda yeme içmenin bizler için insanî bir ihtiyacı olması hususunu hepimiz kabul ediyoruz da, bu işin bir de manevi tarafı olduğunu hepimiz kabul ediyor muyuz sizce? Ya da etsek de bu ihtiyacımızı karşılamak için çaba gösteriyor muyuz?

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Hangi tokluk ?
Arşiv

Beyzanur Yılmaz Eğitimci- İlahiyatçı Yazarı

Acıkmışızdır. Yemek yemek için mutfağa gideriz, buzdolabını açar karnımızı doyururuz. Ya da masada bir tabak dolusu nimet vardır. Elimizi atar hemen yemek isteriz. Hepsinin tadı ise ayrı güzel, ayrı bir lezzetlidir. Susamışızdır. Ağzımız kurumuştur. Bir damlasına bile paha biçemeyeceğimiz kadar kıymetli bir maddedir aslında istediğimiz… Çünkü hayati bir özellik taşır. Kana kana içeriz onu ve bir kez daha anlarız ne denli önemli olduğunu…

Maddi anlamda yeme içmenin bizler için insanî bir ihtiyacı olması hususunu hepimiz kabul ediyoruz da, bu işin bir de manevi tarafı olduğunu hepimiz kabul ediyor muyuz sizce? Ya da etsek de bu ihtiyacımızı karşılamak için çaba gösteriyor muyuz?

Madde olan başta görünür olması ve somut bir nitelik sunması yönü ile insan olan için daha fazla ön planda tutulan bir özelliğe sahip olabilir. Bu mâkul… Ancak insan diyoruz ya, diğer canlılardan farklı boyutta özelliği olan ve yaratılmışların en faziletlisi olan varlık… Neden aklı ve kalbi ile manevi doygunluğun da maddi doygunluk kadar önemli olduğunu idrak edemesin, öyle değil mi? Belki de etmek istemiyordur, kim bilir?

Bu soruların cevabı çoğu şeyde olduğu gibi bizde saklı aslında… İdrak etmek istemiyor ve buna yönelik hiçbir eğilimi gösterme çabasında bulunmuyor isek, ya buna ihtiyaç duymuyoruz, ya önem vermiyor ya da insan ihtiyacını maddesel boyuttan, arzu ve hevadan ötede görmüyoruzdur. Bu doygunluğa inanıyor, çaba gösteriyor ve o açlığımızı gideremiyorsak, ne yapmalıyız?

MANEVİ DOYGUNLUĞA NASIL ERİŞİRİZ?

Her insan hayatı boyunca bir anlam arayışı içerisindedir. Kimi zaman bu arayış sonucu cevabı bulamadığını düşünür, kimi zaman da bulmaya yakın olduğunu… Ama tamamen bulduğunu söyleyen insan sayısı bir elin beş parmağını geçmez. Hayatın anlamını bulmada varoluş amacı ve hakikati idrak etme becerisi kazanmak manevi doygunluk sağlar. Bu da din ve maneviyatın en büyük destekçi olduğunu kavramak ile başlar. Ölmeden önce bu hakikati bulmayı kim istemez, öyle değil mi?

Başımıza olumsuz olarak nitelendirilebilecek şeyler geldiğinde “Neden bu benim başıma geldi?” sorusu yerine “Bu yaşadığım bana ne kattı?” “Yaratıcı bana bu olay ile neyi öğretti?” diyebilme becerisini kazanmak da bizlere bu yolda fayda getirir.

Toksik duygular var bir de… İnsanız, hepimizde az da olsa bu duyguların barınması olağan. Ancak hayatımızda sürekli yer edindirme ile bu duyguları normalleştirerek bir uzvumuz gibi sahiplenmek ve yaşamak, bizi manen kötü ekleyecektir. Üstelik bir camın sürekli buğulu kalması ile etrafımızı göremememiz gibi toksik duygularla Yaratıcı ile olan bağımız azalmaya, O’na olan uzaklığımız artmaya, O’ndan gelen ve gelecek olanları görme yeteneğimiz körelmeye başlayacaktır. Bu hususa dikkat etmek ve bu konuda bilinçli olmak gerekir.

ZİKİR, FİKİR, ŞÜKÜR

Bir diğer husus ise kendimize odaklanamayıp, içsel duygularımızı düzene sokamadan, etrafa odaklı yaşamak. Etraf ne yapmış, o ne demiş? Bende niye yok? Ve daha nicesi… Bu sorular bitmiyor, değil mi? Konuyu örnek üzerinden anlatırsak; misal başarı konusu. Bir yakınımız başarılı olduğunda gerçekten sevinebiliyorsak, ne mutlu bize… Çünkü orada kendimize döndüğümüz bir sürece girmeye başlamışız demektir. Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın bir sözü bu konuya açıklık getirir nitelikte: “Gelişmiş ve olgunlaşmış zihinler, hedefiyle; gelişmemiş ve olgunlaşmamış zihinler ise birbiri ile rekabet eder.” Gerçekten bu sözü bir kez daha düşünmek gerekir.

Son olarak biraz da terapi kıvamında bir öneride bulunayım: Bazen içimize dönerek, hatalarımız ile yüzleşmek, yaptığımız ve yapacağımız şeyler ile ilgili kendimiz ile mütâlaa etmek gerekir. İslam’da en büyük örnek insan olan Hz. Muhammed’in yüksek yerlere (Nur Dağı/ Hira Mağarası) çıkarak tek başına inzivaya çekilip, Yaratıcı ile rabıta halinde olması gibi belki bizlerin de bu tür manevi terapileri kendimize uygulamamız manevi doygunluğu sağlamak adına manidar olacaktır. Bir de şu üç olguyu unutmayalım: Zikir, fikir ve şükür…

Manevi doygunluğumuzu sağlamak ümidi ile…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.