|

İnceliğin hatırı var

Yoldan bir taşı kaldır, bir insana merhaba de, bir kuşu sev ya da bir çiçeği, bir kediyi ya da. Gücün yetiyorsa bir sızıyı gider, birinin gözyaşını sil, kendine de başkalarına da ferahlık ver. Hayat, incelikle düşünürsen kimseye yük olmama bahsidir.

04:00 - 12/04/2024 Cuma
Güncelleme: 06:30 - 12/04/2024 Cuma
Yeni Şafak
İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM
İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM
Hatice Ebrar Akbulut - Yazar

İnsan, kişilik ve karakterinin esas anlamını iç güzelliğinden alır. İçi güzel olanın dışarıdan sevimsiz, itici ve kötü görünmesi neredeyse imkânsızdır. Neredeyse diye vurgulamak istiyorum çünkü bazen dış görünüşü itibariyle ısınamadığımız birinin de içi fevkalade güzel olabilir. Bazı insanlar, dış görünüşlerini ihmal eder, nasıl göründükleri konusunda özenli olmazlar. Dışarıdan nasıl göründüğümüz benlik, kişilik ve karakterimizin tamamlayıcı parçasıdır. Kendimize yabancı olmayan, iç dünyamıza ait olan bir tarzla kendimizi yansıtmak, kişiliğimizin dışarıdan nasıl algılandığı ve anlaşıldığı fikrine derinden bağlıdır. Ne yalnız iç ne yalnız dış, insan ömür boyu ikisine de özenle bakmak zorundadır. Yaradılışın muhtevası da budur: İnsan, bedeni ve ruhu, güzelliği ve çirkinliği, iyiliği ve kötülüğü, hayalleri ve gerçekleri, söylemleri ve eylemleri, istekleri ve çelişkileri, dünyası ve ahiretiyle iki dünyalı bir varlıktır. Hem ruhuna hem bedenine hem zihnine hem kalbine özen göstermek zorundadır.


GİYİMİN İHMALİ BİR AHLAKİ İNTİHARDIR

Giyim, insanın düşüncelerini yönlendirir ve ruh hâlini etkiler. Bedenin ikâmet ettiği kıyafet, ruhun libasını da değiştirir. Giyinmeyi bilmek insanın bilgilenmesi, sanat icrâ etmesi, doğru alışkanlıklar edinmesi ve hassasiyetlerini geliştirmesinden ayrı değildir. Balzac “Giyimin ihmali bir ahlâkî intihardır” der. İnsanın kıyafet seçimleri, giysilerine özen göstermesi o insanın kendi öz bakımıyla yakından ilgilidir. Toplumu oluşturan bireylerin giyinme biçimleri o toplumun ahlâkı hakkında fikir verir. Yozlaşma ya da ahlâkî normlar ve değerlerin iyileşmesi o toplumu oluşturan bireylerin kelime dağarcığı, gelenek ve görenekleri, davranış ve tutumları gibi içsel özelliklerin yanı sıra giyim ve kuşam yönüyle de tezahür eder. Toplumların gelişmişlik ölçüsü genellikle maddî şartlar üzerinden gözlemlenir. Askerî teçhizat ya da teknolojide gelişmişlik, bir toplumun tek ve gerçek gelişmişlik göstergesi olamaz. Tıpkı diplomalı cahiller gibi her türlü imkâna ve teknik donanıma sahip olduğu hâlde ahlâk ve değer bakımından geri kalmış, sapkınlığı norm hâline getirmiş toplumlar da vardır. Zarif yaşam toplumun her katmanını, her alanını kuşatır, kuşatmalıdır da. Bu manada Balzac’ın şu tespiti oldukça yerindedir: “Zarif yaşam ne düşünceyi ne de bilimi dışarıda bırakır, onları onaylar. Kişinin sadece zamandan keyif almayı değil, zamanı son derece yüksek fikirlere göre kullanmayı öğrenmesi gerekir.”

Mevlana’ya atfedilen ancak günlük hayatta dilimize atasözü gibi yerleşmiş olan “İnsanlar kıyafetleriyle karşılanır, ilmiyle ağırlanır, ahlâkıyla uğurlanır” sözü, ilk intibanın önemi kadar ilk intibadan sonrasının önemini de vurgular. İlk intiba mutlak değildir. İnsanın hisleri zamanla değişebilir. Bir başlangıç kötü olsa da güzelleşebilme ihtimali vardır ama insanın son hâli, o son kare akılda hep aynı tâzelikte kalır. İlk intiba kayıtsız ve şartsız kabul edilecek, ilk hissedilen her zaman geçerli olacak diye bir şey olamaz. İlk bakışta candan, içten gelen bir yüzü tanıdıkça ardından soğuk ve ruhsuz bir kimse çıkabilir. İlk görüşte soğuk sanılan biri de sevecenliğiyle ruhumuza tesir edebilir. İnsanı çöze çöze, okuya okuya içindeki esas insana ulaşırız.

İnsanın giysilerine özen göstermesi, muhatabında iyi bir izlenim bırakmasını sağlar. Bilgisi ve görgüsüyle sahip olduğu ilmi yansıtması saygınlık uyandırır. Ahlâkıyla uğurlanmaksa birinin kalbinde kalıcı bir yer edinmek manasına gelir. Öyleyse insanın giyimi iç âleminden, iç âlemi de kıyafet seçimlerinden ayrı düşünülemez. Modaya, insanın davranış ve tavırlarına, konuşmalarına ve bilumum seçimlerine ait her eylem, insanın kıyafet tercihlerinin bir sonucudur.


ÜSLUB SAHİPLERİ ZEVKİSELİMDİR

Giysiyle hâlin birbirini tamamlaması mütevazılık âlâmetidir. Mütevazı kişilik, derinliği yavaş yavaş fark edilen, güzellikleri bir anda göze çarpmayan, maharetlerini olur olmaz sergilemeyendir. Mütevazı olmak övülür ama bencil ve kendini bir şey zannedenler alkışlanır. Manevi güzellikler methedilir ama bütün dikkat, ilgi ve alâka dış güzelliğedir. Çünkü asalet ve zarafet içseldir, onu görmek ve takdir etmek herkesin harcı değil, mütevazı olanı o hâli bilen, kalben olgunlaşan anlar.

İnsanın üslubu yalnızca dil ile olmaz. Giyimi, stili, tarzı da insanın üslubuna dahildir. Giyinmek çok fazla kıyafete sahip olmakla değil, onları belli bir tarzda, belli bir uyumda, belli bir ahenkte giymekle oluşur. Üslubu olan insan, zevkiselime sahiptir. İhtiyacı olanı bilir, kendine yakışmayanı üzerinde taşımaz. Üslup yalnızca kibar konuşmak değil, neyi nasıl söyleyeceğini bilme ve sözü tam yerinde söyleme işidir. Aksi hâlde her kibar konuşan üslup sahibi olurdu. Kibarlık ve nezaket kisvesi altında üslubu bozuk, karakteri sorunlu çok insan vardır. Bunun gibi dışı son derece alımlı, güzel giyinmiş ancak içinde güzelliğe ve zarafete dair küçük bir emare bile olmayan insanlar da vardır, yani üzerindeki giysiyi taşıyamayan, kıyafet desteğinde saygı gören insanlar. Ev sahibesinin zihnini onun eşiğini geçenin bilmesi gibi şık giyinmiş birinin iç dünyasını da onunla sohbet eden, bir kahve içimi kadar oturan, onunla yolculuğa çıkan bilir.


BAZI RUHLAR ZARİF OLANI TAŞIYAMAZ

Balzac zarif insanları şöyle tarif eder: Yüzyıla yakışır şekilde yürür. Ne mükemmel bir zarifliktedir ne de sıkıcıdır, ondan asla uygunsuz bir söz işitmezsiniz ve asla yakışmayan bir jestle kendini ele vermez. Ne zaman konuşacağını bilir, incelikli bir şekilde sizinle ilgilenir, konuşmalarında sadece uygun konuları seçer; sözlerini çok iyi seçer, dili saftır, alaya almaları iltifat şeklindedir ve eleştirileri sizi rahatsız etmez. Tavrı sert olsa da hoş ve içtendir. Nezaketinde zorlama bir yan yoktur, inceliğinde en ufak bir yaltakçılık yoktur. Saygıyı yumuşak ve nazik bir gölgeye indirger.

Elbette bir insanın kibarlığının ardında sağlam bir karakter de olabilir, düşük bir kişilik de. Kibarlık, zarafetin beyanı olduğu kadar insanın seciyesindeki bozukluğu da kamufle eder. Kişinin değeri, kibarlığın örttüğü seyirlik tavırlarda değil, içtenliğinin hissedildiği anlarda bellidir. Ruhun tahsil ettiği, benimsediği güzellikler asla kaybolmaz, insanın tabiatına huy, zarafet ve ahlâk olarak yerleşir. Ancak bazı insanlar asaletten, vakardan, incelikli duruştan anlamaz. Bazılarının ruhu incelikten anlamaz, bazı ruhlar zarif olanı taşıyamaz. Her insanın güzellikten nasibi, ruhunun kabı kadardır. Her şeyde ruh arayan, derinliğe bakan insan güzel olanı arıyordur ve ne kadar az şeyin ruhu vardır, ruhu olan şeyler ne kadar güzel, sade, derin ve zariftir. Zarif kişi, anlaşılmadığı yerde durmaz. Kendine merhameti ve özsaygısı olan istenmediği yerde kalmaz, saygı görmediği ve sevilmediğini hissettiği mekâna uğramaz. Kibir diye yaftaladığımız bazı hâllerin ardında ince ve zarif bir ruhun, rahatsız olduğu yerlerden, insanlardan ve hâllerden sessizce uzaklaşması vardır.

Zarif güçsüz ve kırılgan, nahif ve cesaretsiz addedilir. Nahiflik de asla öfkelenmeyiş, bir şeye kızamayış ya da rahatsız olduğu bir şeyi yüksek sesle dile getiremeyiş hâli zannedilir. Nahifliği ve zarafetiyle bilinen bir insan, ola ki bir yerde bir şeye sinirlendiğini göstersin, direkt olarak nahif ve zarif karakterine olumsuz bir gönderme yapılır. Oysaki zarif insanlar da sinirlenir, öfkelenir, kızar ve gerektiğinde karşısındakine haddini bildirir. İnsanın gerektiğinde tavrını koyma cesareti göstermesi de zarafettir. Hisli, düşünceli, zarif olmak güçsüzlük değil belki ama bazen insanı savunmasız ve çâresiz bıraktığı doğrudur. Zarifin öfke ve kızgınlığını, kabalık ve cehâletin verdiği öfkeden ayıran, gereksiz kişi ve sözlere aldırmayışı, gerekli yerde de sözünü esirgemeyişidir.


FAZLA GÖSTERİŞ LAF KALABALIĞI GETİRİR

Zarif insanın kendini has kılan, kendine mahsus olanı korur. Modanın ve trendlerin kölesi olmaz. Moda insanın herkesin yaptığını yapması, herkes gibi olmaya çalışması, popüler olanı benimsemesi, başkasının tarzını kopyalaması ve her söyleme uymasıdır. İnsanın kişiliğine yaraşır şekilde davranması, kendine yakışanı giymesi, ruhuna uygun olanı seçmesi ve kendine ait olanı araması da zarafettir. Zarif insan bu sebeple gösterişten uzaktır. Balzac’ın söylediği gibi “Zarif yaşam, insanın kendine saygısının ustalıklı bir gelişimidir, fazla gösteriş de beraberinde laf kalabalığı getirir.”

Zarif insanın, herkesin özendiği ya da herkesin başkasında görüp kendine kopyalamak istediği yapay güzelliklerde gözü olmaz. Sahiden de herkesin aynı güzellik ölçülerini istemesi ne tuhaf. Badem göz herkese yakışmaz ve küçük bir burun her yüze gitmez. Güzellik, bir şeyin yalnızca kendine has olmasıdır. Herkese uyan bir güzellik ölçüsü yok ama giderek “herkes”leşen, birbirinin aynı olan ifadesiz ve soğuk yüzler var.

Zarafet insanın özünden kopmaması, fıtratına aykırı olmamasıdır. Balzac bu konuda ilginç bir örnek verir ve şöyle söyler: “Hâlâ zarafet, kırsal bölgelere canlı bir görünüm verir ve tarımı geliştirir. Çünkü bir hayvan ırkının ürünlerinin güzelliği, onların yaşaması ve barınması için gösterilen özene bağlıdır.” Bu sözlerden güzellik, ahenk, emek ve aslına uygun olanı yaşatmanın, zarafeti zarafet yapan unsurlar olduğu anlaşılır. Zarafet, her şeyin lüks ve pahalı olanını elde etme değil, sahip olduklarının değerini bilme bilgisidir. Bir köylünün kendi değerlerine uygun olarak yaşaması ve sahip olduklarının kıymetini bilmesi zarafettir. Bir zenginin lüks içinde yaşadığı hâlde sahip olduklarının kıymetini bilmemesi ve ruhsal bakımdan kendini fakir bırakması kabalıkla eş değerdir.


ZARAFET İHMAL EDİLEN DETAYLARI GÖREBİLMEKTİR

İncelik sahibi olmak ne çok okumakla ne de makam ve mevkiledir. İncelikler herkesin görmediği, kimsenin düşünmediği, ihmal edilen detaylardır ve onları yalnızca hayat görgüsü olan kişilikli insanlar anlar.

Zarif olmak, incelikli fikirlerle beraber üzüntüleri, kederleri, haddinden fazla sorumlu hissetmeyi de getirir. İnsan, içinde narin ve zarif olan ne varsa oralardan kırılır, yaralanır. Ruhu güçlendiren de bu kırılışlardır. Güzel, sahiden de bağrı çok yanmış, feleğin imbiğinden geçmiş olandır. Zarif olanın iç sesi hep şöyle konuşur: Gereğinden fazla ince düşüncelisin, bu sana güzellikler, narin bir dikkat, kimsenin görmediği zarif detaylar ve açık bir bilinç bahşettiği kadar keder, üzüntü ve acılar da getirecek ve bilirsin ki ölçüyü aşan her şey zıddına dönüşür. Hak etmeyene gösterdiğin her incelik, kendi hakkına girmendir ve çoğu zaman sana pişmanlık olarak döner.

Zarifin kendisi incedir ama yürüdüğü yol, diken ve çalılarla kaplıdır. Yine de iç sesi şöyle devam eder: Yoldan bir taşı kaldır, bir insana merhaba de, bir kuşu sev ya da bir çiçeği, bir kediyi ya da. Gücün yetiyorsa bir sızıyı gider, birinin gözyaşını sil, kendine de başkalarına da ferahlık ver. Hayat, incelikle düşünürsen kimseye yük olmama bahsidir.


#hayat
#incelik
#ahlak
1 ay önce